5 Mayıs 2017 Cuma

Gulliver’in Gezileri Jonathan Swift

Gulliver’in Gezileri Jonathan Swift
Gulliver’in Gezileri – Jonathan Swift
Asıl adı “Travels into Several Remote Nations of the World by Lemuel Gulliver” olan roman, tıpkı “Don Kişot” ve “Robinson Crusoe” gibi okunurluğunu ve güncelliğini bugüne dek taşımasına rağmen, her nedense yine onlar gibi çocuk edebiyatı içerisinde değerlendirilir.
1726 yılında yayınlanan Gulliver’in Gezileri, yalnız Kaptan Gulliver’in düşsel serüvenleri değil, zamanın toplumsal, siyasal ve dinsel kurumlarına yöneltilmiş çok sert bir eleştiri ve taşlamanın edebiyata en iyi yedirildiği metinlerden birisidir.
Yazar, bu kitapta Gulliver adlı karakterle, girdiği her topluma kolayca uyum sağlayabilen, bencilliğini doyurmak uğruna günlük uğraşlar içinde kendisini kaybeden tipik bir kentsoyluyu ele alır, onu çeşitli hayali ülkelere yolculuğa çıkartır. Swift, bu hayali ülkeler üzerinde, hem insan doğasındaki çarpıklıkları, hem de dönem Avrupası ve İngiltere?sinin toplumsal ve siyasal yaşamındaki ahlaki çöküntüyü okurun bulup çıkarmasını ister.
İroninin alabildiğine kullanıldığı bu yapıtta, tuzağa düşmek istemeyen okur, Swift’in kimi zaman, suçlarken övdüğünü, kimi zaman da överken suçladığını, bazen bir gözlemci olarak mesafeli durduğunu, bazen de insanı eleştiri oklarına tuttuğunu akıldan çıkarmamalıdır.
“Swift’in yergileri, dönemin siyasi ilişkilerinin alegorik bir sunumu olan romanın her köşesine sinmiştir. Öykü, ahlaklı olduğu için doktorluk yaparak geçinemeyen Lemuel Gulliver’in çareyi bir gemide çalışmakta bulmasıyla başlar. Ancak daha ilk seferde kazaya uğrarlar ve Gulliver zorlukla bir kumsala ulaşır. Uyandığında, incecik iplerle sıkı sıkıya bağlanmış ve 15 santim boyundaki Liliput’ların esiri olmuş haldedir. Ancak kısa sürede bu sevimli insanlarla dostluk kurar, kral ve kraliçenin gözdesi olur. Yine de saray entrikalarından kurtulamaz. Birçok serüvenden sonra karaya vuran bir kayık görür ve adadan ayrılarak evine döner.
Seyahat kanına girmiştir Gulliver’in. Bir süre sonra, Hindistan’a giden bir gemiye biner. Yolunu kaybeden gemi bir adaya uğradığında, arkadaşlarını kaybeder kahramanımız. Üstelik bu kez, ilk yolculuğundaki kadar şanslı değildir, çünkü bu adada karşılaşacağı insan türü, devlerden oluşmaktadır. Dev bir köylünün eline geçen Gulliver, bir kafese kapatılır, panayırlarda sergilenir. Hastalanıp ölümün eşiğine gelen kahramanımız, Barodingnag adlı devler diyarının kraliçesine satılınca rahatlar. Kral ve kraliçenin büyük ilgi gösterdikleri bir oyuncaktır ama sarayda her an tehlikeler beklemektedir onu. Dev fareler, tenis topu büyüklüğünde yağan dolu, kendisini kıskanan saray cücesi karşısında küçücük ve önemsiz bir kişidir Gulliver. Bu kötü koşullarda iki yıl yaşayan Gulliver, kafesinin bir kuş tarafından çalınmasıyla kurtulur, yeniden evine döner.

Gulliver’in cüceler ve devler ülkelerine yaptığı yolculuklar genelde daha çok bilinir. Oysa ilk iki maceradan sonra kahramanımız hala yılmamıştır. Yeniden açılır denizlere. Bu kez rota Japonya’dır ama yolda korsanların saldırısına uğrarlar. Bir kayığın içinde kaderine terk edilen Gulliver, Balnipardi adasına çıkar. Laputa adlı yüzen ada devletinin sömürgesi olan Balnipardi, Laputalılar tarafından şiddet kullanılarak sindirilmiştir. Laputalıların fiziksel ölçüleri normalse de düşünce hayatları gariptir. Matematik ve müzik tek etkinlikleridir bu halkın. Durmadan soyut ve derin düşüncelere dalarlar ama pratik olarak yapabildikleri pek bir şeyleri yoktur.
Gulliver, Laputa’nın başkenti Lagoda’yı da ziyaret ettikten sonra, büyücüleri ile meşhur Glubbudrid adasına geçer. Burada, dünya tarihinin önemli kişilerinin hayalleri ile karşılaşır. Bir sonraki durak, ölümsüz insanların yaşadığı Luggnag adasıdır. Ne var ki uzun yaşamak da mutluluk getirmemiştir insanlara. Aksine, yaşlanıp yorgun düşmüş, amaçları kalmamış, adalılar için ölüm neredeyse bir umut olmuştur.
Bir kez daha evine, Londra’ya döner Gulliver. Yeniden denize açıldığında ise kaptandır artık. Elbette işler yine yolunda gitmez, tayfalar isyan eder, Gulliver yine bir kayıkla denizin ortasında terk edilir. Talihin önüne çıkardığı yeni kara parçasında önce Yahoo’larla karşılaşır. Bunlar, maymuna benzeyen iğrenç bir insan türüdür. Adayı ise Houyhnhnm adı verilen atlar yönetmektedir. Houyhnhnm’lar, Gulliver’in bütün gezileri içerisinde karşılaştığı en nazik, aklı başında ve medeni canlılardır. Aralarındaki cins farkı, Gulliver’in onlarla kurduğu iyi ilişkilere engel olmaz. Ancak, görünüm olarak Yahoo’lara benzediği için Gulliver’e bir türlü güvenemezler ve ondan adayı terk etmesini isterler. Yeniden bir kayıkla denize açılır Gulliver ve yolda Portekizli bir kaptan tarafından kurtarılır. Ne var ki artık insanlardan nefret etmekte ve yalnızca atlara yakınlık duymaktadır…
Homeros’un Odessa destanından sonra yazılan ilk büyük fantastik seyahat metni olan “Gulliver’in Gezileri” çok neşelidir; mizahi öğelerle zenginleştirilmiş ve çok sayıda tuhaf canlılarla modern bir masala dönüşmüştür. Ama bütün bu cümbüşün arkasında, insan ilişkilerine ve kurulu düzene karşı büyük bir güvensizlik, geleceğe ilişkin karamsar bir bakış vardır.
Swift’in ele aldığı temalara şöyle bir göz gezdirirsek, karşımıza insanların bencilliği, kabalığı, siyasetin ikiyüzlülüğü, siyasetçilerin çıkarcılığı ve budalalığı, yönetenlerin zulmü ve şiddeti çıkar. Dünyanın farklı bölgelerinde farklı canlı türleri ve ırklarıyla karşılaşan Gulliver’in gezileri, aslında o dönemin İngiltere’sinin alegorik bir anlatımıdır. 15 santim boyundaki Liliputlar da, dev Brobdingnag’lar da İngiliz sarayını, siyasi hayatını ve ada halkını farklı yönleriyle temsil ederler. Lagoda adası da farksızdır; İngiliz İlim Akademisi’nin, Lagoda Yüksek İlimler Akademisi’ndeki anlamsız teorik çalışmalar aracılığıyla hicvedildiği, o dönemde tartışma konusu olmuştur. Aslında her satırında, her bölümünde ve her yolculuğunda çok sayıda simge kullanılması, “Gulliver’in Gezileri”ni yazıldığı yılların tarihi ile birlikte değerlendirmeyi gerektirir ama Swift kendi tarihini de aşmayı ve evrensel temalara ulaşmayı başarmıştır.
Romanın bugün ki kavramlara tercümesi halinde, Swift’in, insanların birbirlerini “ötekileştirmesi”ne vurgu yaptığı anlaşılmaktadır. “Robinson Crusoe”da, çağdaşı Defoe, beyaz ırkın siyah adam üzerindeki üstünlüğünü doğallaştırırken, Swift, bu fantastik romanında, aslında birbirinden farksız olduklarını gösterdiği canlı türlerinin birbirlerini nasıl ötelediğini, ötekileştirdiğini araştırır. Bazen fiziksel ölçüler, bazen düşünce yapıları, bazen de türsel ayrılıklar nedeniyle oluşur farklar ve düşmanlıklar. Gulliver’in kendisine en yakın canlı türü olarak atları görmesi de bu vurgunun derinleştirilme isteğindendir.
Swift’in çok iyi yakaladığı bir başka konu da, her ulusun kendi tarihini ve kimliğini yalanlarla örmesidir. Glubbudrid adasında karşılaştığı bir takım tarihi şahsiyetlerle yaptığı konuşmalarda, Gulliver kendisine belletilen geçmişin hiç de gerçeğe uymadığını fark eder. Diğer yandan, gittiği her adada, o ada halkı evrenin en medeni, en gelişmiş topluluğu olarak kendisini görmektedir.
Anlatı üslubunun mizahı olması ve anlatılanların hayaliliğinin hiç saklanmayışı, Swift’in yergisini keskinleştirirken, hikâyenin arkasındaki umutsuzluğu daha da arttırır. İlk yolculuğuna çıkarken insan sevgisi ile dolu olan Gulliver, sona gelindiğinde, insanoğlunun “tabiatın yeryüzünün sathına bırakmak mecburiyetinde kaldığı için büyük ıstırap duyduğu en iğrenç haşaratın oluşturduğu en habis ırk” olduğuna kanaat getirir.
Jonathan Swift’in diğer yapıtlarına da sinmiştir parlak bir zekâ ürünü olan ince alayları ve keskin yergileri. Onun için yergi, içinde yaşadığı toplumsal ve siyasi ilişkilerin akıl dışılığına karşı çıkmanın ve aklı savunmanın biricik yolu olmuştur. “Gulliver’in Gezileri” de dahil olmak üzere pek çok yapıtı sansüre uğramışsa da, Swift, İngiltere’deki bütün kurumsal ilişkileri, hatta derin bir bağlılığı olmasına rağmen kiliseyi bile sert bir üslupla eleştirmiştir.
Pek çok fantastik metnin artarda yayınlandığı bu günlerde, bu tarz edebiyatın öncülerinden olan bu büyük yazarı anmamak haksızlık olur ama ne yazık ki, Türkçeye çevirisi konusunda şanslı değildir Swift. Kitabını eksiksiz olarak okuyanların sayısı, kitabı hakkında kanaat sahibi olanların yanında çok küçük bir oran teşkil eder. Umarız yeni ve eksiksiz baskılarıyla edebiyat tarihinde sahip olduğu yeri Türkiye’deki kitapçı raflarında da elde edecektir bir gün.*A. Ömer Türkeş
Gezdim, gördüm, öğrendim, utandım! – Murat Özer
(01/01/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
Edebiyatta ?hiciv? zor iştir, yavanlığa doğru gitme riski büyüktür, hicvettiğiniz şeyin ağırlığı altında kalıp ezilmeniz de muhtemeldir. Ama bunu layıkıyla becerdiğinizdeyse sizden iyisi yoktur, ?doğrudan? eleştirinin yapamadığı etkiye sahipsiniz demektir, yere göğe sığdırılamazsınız.
18. yüzyıl İngiliz edebiyatının dinî/politik isimlerinden Jonathan Swift, hiciv sanatının el üstünde tutulan yazarlarından biri olmayı hak eden bir külliyata sahiptir. Onun ilk yayımlanışı 1726?ya denk düşen ve ilk orijinal adıyla ?Travels Into Several Remote Nations of the World?, sonraki baskılarda değişen ve bizim bildiğimiz adıyla ?Gulliver?in Gezileri? (Gulliver?s Travels) adlı dört bölümlük romanı, edebiyat tarihinin en bilinen hiciv eserlerinden biridir. Yazarın ilk baskılarda kahramanın adını kullanarak Lemuel Gulliver ismi altında yayımladığı roman, dediğimiz gibi dört bölümlük bir ?seyahat kitabı? gibidir, gemilerde doktorluk yapan Gulliver?in dört ayrı ?fantastik? seyahatinin ?gezi notları?dır okuduklarımız.
İlk bölümde küçük insanların yaşadığı Lilliput?a, ikinci bölümde devlerin yaşadığı Brobdingnag?a, üçüncü bölümde ?uçan ada? ve çevresine, dördüncü bölümdeyse bilge atların (houyhnhnm) hüküm sürdüğü bir adaya yolu düşer Gulliver?in, daha doğrusu başına gelmedik kalmayıp bu adalarda mahsur kalır. Yazar, alt benliği Gulliver?i kullanarak insanlığı ve onun yarattığı ?çirkinlikler?i hicveder bu romanında. Her seyahatinde oradaki toplumların yaşam ve yönetim biçimlerinden yola çıkarak medeniyetin geldiği noktayı eleştirir, insanoğlunun savaşçı, sömürgeci yaklaşımını yerle bir eder.
Romanın en bilinen ve sevilen bölümlerini ilk iki seyahat oluşturur. Buralardaki avantaj, Gulliver?in birinde yukarıdan, diğerindeyse aşağıdan bakma özelliğidir. Küçük Lilliput?lulara ve onların ?ihtişamlı? krallığına yukarıdan baktığında ?defolar? hemen gözüne çarpar, yanlışlıkları tespit etmesi kolaylaşır. Brobdingnag?da ise devlerin hayatına ?minik bir pencere?den bakıyor olmanın ?nokta atışı? etkisini kullanır, detaylara odaklanmayı başarır. Bu iki bölüm, çocuk edebiyatı içinde de saygın bir konum kazandırır Jonahtan Swift?e, zira çocukların böylesi tezatlara karşı tepkileri bellidir, çok çabuk adapte olurlar bu gibi durumlara.
O bilge atlar ki…
Üçüncü bölüm, birçok edebiyat eleştirmenine göre en zayıf halkadır. Biz de bu görüşe katılabiliriz, çünkü burada Gulliver?in seyahatinin dağıldığını, yalpaladığını görürüz. Teknik detaylar arasında hikâye kaybolur gider bu bölümde, kahramanın bulunduğu ortamla arasına ?mesafe? koyacak formülden de mahrumdur bu seyahat. Ama dördüncü bölüm, her şeyin ve herkesin ?anlam? kazandığı zirvedir bize göre. İnsanların ?yahoo?(!) olarak adlandırıldığı ve iğrenç yaratıklar olarak resmedildiği bu bölümde, atların bilgeliğine ve hayatı çözmüş olmalarına hayranlık duyarız. Gulliver de en çok bu seyahatten etkilenir, insan olmasından utanır hale gelir, döndüğünde de bunun etkilerini üzerinden atamaz, atmak istemez. Jonathan Swift, bütün bu hikâyelerde uzun uzun anlattıklarının özünde ne söylemek istediğini en sona bırakmıştır neredeyse; insanoğlunun yüzyıllardır biriktirdiği ?deneyim?, onu giderek çirkinleştirmiş, tahammül edilemez bir yaratığa dönüştürmüşür.
Bu roman hakkında söylenebilecek çok şey var gerçekten de, ama biz de son söz olarak, Gulliver?in dört seyahatinde de bir tür ?efendi-köle? ilişkisi içinde ?köle? tarafında olduğunu söyleyelim. Halkların yönetimler tarafından her daim köleleştirildiğini, ?özgür irade?nin hiç edildiğini vurgular böylece Swift, ?çoğunluk? için hayatta ve ayakta kalabilmek pamuk ipliğine bağlıdır demeye getirir belki de…
Lilliput?tan çıkamıyor Gulliver
Birçokları tarafından ?basit? bir çocuk edebiyatı ürünü gibi görülse de, derinliği karşısında dudağımızın uçukladığı ?Gulliver?in Gezileri?nin beyazperdeyle imtihanıysa sayısızdır. Ama bunların ortak noktasıysa işte o ?basitlik? üzerine yapılanmalarıdır, işin derinlik boyutu pek ilgilendirmemiştir sinema sanatını. Özellikle Lilliput seyahati kapar bütün parsayı, diğer seyahatler geri planda kalır.
Jack Black?in yapımcı ve aktör olarak altına imzasını koyduğu yeni uyarlama da bu anlamda farklı değil. Oldukça serbest bir uyarlama olarak hayat bulan film, kahramanını bugüne taşıyor ve bir derginin ?yazarı? kimliğiyle bu seyahate çıkarıyor. Romandan farklı biçimde epeyce fantastik bir şekilde Lilliput?a gelen kahramanımız, burada önyargılardan nasibini alıyor, önce hapsediliyor. Ardından da bir ?kurtarıcı?ya dönüşüyor, düşmanlara karşı kazandığı zaferle.
Bu film, Gulliver?i Lilliput dışına çıkarmıyor denebilir. Sadece bir kez ?devler ülkesi?ne uğruyor, orada da ağzının payını alıp Lilliput?a kaçıyor. Bu bölümde resmedilen acımasız küçük kız, romandaki Glumdalclitch ise büyük haksızlık yapıldığını düşünüyoruz. Zira bu kızcağız, Brobdingnag?daki serüveninde onun koruyucusuydu ve ona zarar gelmemesi için her zaman azami özeni gösteriyordu.
Animasyon sinemasından gelen Rob Letterman?ın yönetiminde çekilen film, romanın toplumsal eleştiri kavramından ziyade, kahramanın eleştirisini öne çıkarıyor. Onu bir sahtekâr olarak resmeden yapım, Lilliput?luların karakteri ?doğru?ya yöneltmesi üzerinden kuruyor hikâyesini. Hâl böyle olunca, bambaşka bir yöne doğru akıyor Gulliver?in serüveni. Ama bu seçimin de farklı bir tadı olduğunu söyleyebiliriz, en azından kattığı ?ekstra? malzemelerle. Popüler kültür dağarcığı fazlasıyla geniş olan kahramanın, sorunları çözerken kullandığı argümanlar ilginç gerçekten de. Prensesle onu seven gencin arasını yapmak için Cyrano de Bergerac?lık yaparken Prince?in ?Kiss? şarkısının sözlerini kullanması ya da ?Yıldız Savaşları?nın Luke Skywalker?ının serüvenini kendi hayatı gibi yansıtması epeyce eğlenceli. Finalde ?savaş karşıtı? söylemini destelemek için ?War? (orijinal yorumuyla değil) şarkısını kullanıp bunu müzikal bir tatla desteklemesi de kayda değer doğrusu. Jonathan Swift?in metninin politik altyapısından yoksun olmasına karşın keyifle izlenen serbest bir uyarlama diyebiliriz bu film için. Jack Black de ?rock? geleneğinden geliyor olmanın avantajlarını iyi değerlendiriyor, hikâyeye ekstra bir ?dayanıklılık? katıyor.
Not: ?Guliver?in Gezileri?, iki ve üç boyutlu seçenekleriyle sinemalarda.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Tanıtım Yazısı
Jonathan Swift (1667 – 1745): “Kitapların Savaşı”ndan “Alçakgönüllü Bir Öneri”ye tüm çağların en önemli yergi ustalarından biri ve tek romanı Gulliver’in Gezileri’yle (1726) ölümsüzleşmiş bir 17. yüzyıl sonu – 18.yüzyıl başı yazarıdır.
Gulliver’in ilk iki bölümünde, “Cüceler” ve “Devler” ülkelerine gezilerindeki hayalgücüyle hemen her yaştan okura ulaşan Swift, insanlığa ilişkin gözlemleriniyse, kitabının dördüncü bölümü olan “Tekboynuzlar Ülkesine Yolculuk”ta alabildiğine keskinleştirilmiştir.
Kitabın Künyesi
Gulliver’in Gezileri
Orjinal isim: Gulliver’s Travelers
Jonathan Swift
Görsel Yönetmen : Birol Bayram
Çeviri : İrfan Şahinbaş
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
İstanbul, 2010, 2. Basım
328 sayfa
Jonathan Swift’in Yaşam Öyküsü
Büyük hiciv ustası Swift, 30 Kasım 1667’de İrlanda’nın başkenti Dublin’de doğdu. 1689’da Trinity College’ı bitirdi ve İngiltere’ye gitti. Siyasetçi ve yazar Sir William Temple’ın sekreteri oldu. İlk şiirleri ve Stella’ya olan aşkı da bu tarihlere rastlar (1691).
Jonathan Swift’in yaşamında William Temple’ın etkisi önemlidir. O yılların kültürel ortamıyla ve etkili kişileriyle tanışıklığı onun sayesinde olmuş, Oxford Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimi yapmasını yine Temple teşvik etmiştir.
Temple’ın ölümünden sonra Dublin’e giden ve Lord Berkeley’nin yanında çalışan Swift, 1701’de Londra’ya döndüğünde, artık tanınan bir yazardı. Siyaset, din ve edebiyat alanlarında giriştiği polemiklerle etkiliydi.
Ard arda yayımlanan kitapları da oldukça ilgi görmüş ve parlak zekası hayranlık uyandırmıştı. Siyasi olarak liberallerin yanında yer alan Swift, aynı zamanda kiliseye ve dine de bağlıydı.
Belki bu nedenle, belki de muhafazakâr partinin iktidar olmasının etkisiyle, 1710’dan sonra muhafazakâr Troy partisini desteklemeye ve bu partinin ileri gelenlerinin yer aldığı ‘The Examiner’ dergisinde çalışmaya başladı.
Ancak 1714’de Troy’ların siyasi gücü azaldı ve Swift düş kırıklığı ile Dublin’e geri döndü. Bu tarihten 1745 yılındaki ölümüne kadar geçen sürede, Swift kendini İrlanda’nın sorunları üzerinde çalışmaya ve yazmaya verdi.
İngiltere’nin baskıcı politikalarına karşı yaptığı mücadelesinde birbiri ardına çıkardığı siyasi broşürlerle İrlanda’da ulusal bir kahramana dönüştü. 1726 yılında tamamladığı ‘Gulliver’in Gezileri’ ile de tüm zamanlara yayılan bir ün kazandı.
Jonathan Swift, 19 Ekim 1745’de İrlanda’da öldü.
Mezarının başında kendisinin yazdığı şu cümle, onun karakterini yansıtır niteliktedir: “Burada, vahşi haksızlıklar karşısında kalbi paramparça olan biri yatıyor…”


Sponsor Bağlantılar - Reklam
Online Toptan ithalat ürünleri satışları - Çin ithalat - ithalat yapmak - Uygun ithalat Ürünleri Fiyatları Malları Kumaşları Tekstil, Çin Tekstil ithalatı, Kumaş ithalatı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız bizim için önemlidir. Konu hakkında sormak istediklerinizi yazabilirsiniz.