23 Nisan 2019 Salı

İngilizce'de En Çok Kullanılan 500 Kelime

Belezza
İngilizce'de En Çok Kullanılan 500 Kelime


Konuda düzenlemeler yapılıyor.


23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı


 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin resmi bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiştir.
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'na kısa bir süre kala tüm yurtta kutlamalar için hazırlıklar tamamlandı.
--
---
Akblog.NET

Kadınım Bana Yazmıyor

Kadınım Bana Yazmıyor


Sevgilim değilsin. KADINIMSIN
Peşini bırakmam. Gel öldür.
Yazmıyorsun, cevap vermiyorsun diye bırakıp gideceğimi mi düşünüyorsun?
Böyle yap bak daha da bağlanıyorum sana. 
Uzaklaştığın zaman özlem içinde oluyorken sol yanım, yakınıma geldiğinde de sağ yanım mutluluk içinde kıpır kıpır durumda oluyor. Sevgilim değilsin ki yazmayayım, terk edeyim veya seni bırakıp gideyim. Kadınımsın sen KADINIM. Ben kadınımı bırakmam ve sana yazmamam, seni terk etmem veya bırakmam için ölümüm gerek bu durumda.
Ben ölüme razıyım. Yeter ki gidişinin arkasında üzülen ben olmayayım.  Sessiz bir ölüm her şeyi çözer ve beni bırakıp gidecek isen, ölüme razıyım.
Mutsuz bir hayatı yaşamak mı mantıklı olan yoksa huzurlu bir şekilde ölmek mi? 
Peşini bırakmayacağım ve başına bela olacağım senin. At kuyruğu gibi peşindeyim daima. Kabul et yada etme. Umurumda olmaz..






--
---
Akblog.NET

21 Nisan 2019 Pazar

Canan Kaftancıoğlu’nun Başörtüsüne Karşıtlığı

Canan Kaftancıoğlu’nun Başörtüsüne Karşıtlığı

Canan Kaftancıoğlu’nun başörtüsü
Canan Kaftancıoğlu’nun başörtüsü
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 30 Eylül 2013 tarihinde kamu kurumlarında uygulanan başörtüsü yasağını kaldırmasından 29 gün sonra açıklamada bulunmuş ve “Başörtü serbestisi diye bir şey olmaz. Var mısınız kılık kıyafet serbestliğine? Sonra oyunbozanlık yok ama! Meclis bahçesi uygun ben de öğle arası bikiniyle güneşlenmek mesela:))” ifadelerini kullanmış. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'nun, kamuda uygulanan başörtüsü yasağına destek verdiği ortaya çıktı. Kaftancıoğlu, başörtü yasağının kalkmasından ardından, "Başörtü serbestisi diye bir şey olmaz" ifadelerini kullanmış.
"BAŞÖRTÜ SERBESTİSİ DİYE BİRŞEY OLMAZ"
Canan Kaftancıoğlu, 28 Ekim 2013 tarihinde sosyal paylaşım sitesi Twitter'daki şahsi hesabından, "Başörtü serbestisi diye bir şey olmaz. Var mısınız kılık kıyafet serbestliğine? Sonra oyunbozanlık yok ama! Meclis bahçesi uygun ben de öğle arası bikiniyle güneşlenmek mesela:))" ifadelerini kullanmış.
ERDOĞAN, 1964 YILINDA ÜLKEMİZDE BAŞLAYAN BAŞÖRTÜSÜ YASAĞINI SONA ERDİRDİ
Canan Kaftancıoğlu'nun, "Başörtü serbestisi diye bir şey olmaz" paylaşımından 29 gün önce kamuda başörtüsü yasağı kalktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1964 yılında ülkemizde başlayan başörtüsü yasağını sona erdirdi, 30 Eylül 2013 tarihinde kamu kurumlarında uygulanan başörtüsü yasağını kaldırıldı.

BAŞKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN, 49 YILDIR SÜREN BAŞÖRTÜ YASAĞINI KALDIRDI
1964: Gülsen Ataseven, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde başını örtmeye başladı. Okulu birincilikle bitirdi. Mezuniyet törenlerinde geleneksel olarak birincilikle bitiren öğrenci konuşma yaptığı halde, Gülsen Ataseven'in konuşmasına izin verilmedi, konuşma okul ikincisine yaptırıldı

Sri Lanka'daki Saldırıyı Yapanlar Kimler

KANLI Paskalya Saldırısının Anatomisi

KANLI Paskalya Saldırısının Anatomisi
KANLI Paskalya Saldırısının Anatomisi
Düyada yankı uyandıran Bir Saldırının Anatomisine değinelim.
Evet arkadaşlar. Üzülerek KANLI bir saldırıya daha şahit olduk bugünler de yine. Hepimizin merak ettiği bu saldırının baş mimarları kimlerdir? Neden Böylesi vahşet bir saldırı yapıldı ve saldırının amacı nedir? Saldırı sonrası Neler olacak sorusuyla sizlere bu konumuzda açıkmlaya çalışacağım.
Malum hepimizin bildiği üzre yakın zaman da Camide Müslümanara yönelik yapılan hain ve kalleşçe bir saldırıda 50'yi aşkın müslüman katledilmişti. iki hafta geçmeden Notre Dame Katedralinde Büyük Bir Yangın çıktı. Bunun üzerine sitemizde Notre Dame Katedrali Yangını Kim Çıkardı konusunu açtık hatta. Gün geçmiyor ki her an bir saldırıyla güne uyanıyoruz maalesef. Tıpkı Sri Lanka'daki Kanlı Paskalya Saldırısının yapıldığını bugünler de duyduğumuz vahşet saldırısının yapılması gibi. Peki bu saldırıların amacı nedir veya neden özellikle ibadetlerin yapıldığı ve bazı dinlere göre Tanrının evi veya İslam dinine göre Allah'ın evi olarak bilinen Camii'lere saldırılmasının temelinde yatan faktörler nelerdir?
Özetle açıklamaya çalışalım. Halk diliyle bu anlatımı yapmaya çalışacağım.
Önce Müslümanların Mabedlerine saldırıldı şimdi ise Sri Lanka'daki Paskalya Bayramı gününde. Bunları yapanlar kimlerdir. 
Sorunuza cevap vermemeyi uygun görerek siz değerli ziyaretçilerin yorumlarına bırakıyorum. Bakalım kimler mantıklı yazacaklar görelim. Konunun altına yorum olarak uygun gördüğümüz yazıyı konumuza ekleyeceğim. 
 

--
---
Akblog.NET

Kılıçdaroğluna Yumruklu Saldırı

Şehit Cenazesinde Kılıçdaroğluna Yumruklu Saldırı

Şehit Cenazesinde Kılıçdaroğluna Yumruklu Saldırı
Kılıçdaroğluna Yumruklu Saldırı
Kılıçdaroğlunu dövdüler. Şehit Cenazesinde burnunu kırdılar. Kim kırdı niye kırdı neden kırdı bilemiyoruz tabi.
Saldırı hakkında bilgi vermek henüz doğru değildir. Savcılık gerekli bilgileri topladıktan sonra bizlerle iletişime geçerek bilgileri verecekler bize ve kamuoyuna gerekli bilgileri vereceğiz.
Şehitlerimizin Ailelerine "Baş Sağlığı" mesajımızı iletiyor ve mekanları cennet oldun şehitlerimizin.

YUMRUK VE TEKMELERLE SALDIRI
Akkuzu Mahallesindeki cenazeye Ankara Büyükşehir Belediyle Başkanı Mansur Yavaş ile birlikte katılan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, cenazeye katılan vatandaşların saldırısına uğradı. Bu sırada "Şehitler ölmez vatan bölünmez, kahrolsun PKK" sloganları atan bir grup Kılıçdaroğlu'na yumruk ve tekmelerle saldırdı.
 
Videyu izleyebilirsiniz:
Video



--
---
Akblog.NET

Kırmızı Kapşonlu Martı

Kırmızı Kapşonlu Martının Hikayesi

Kırmızı Kapşonlu Martı
Yalancı Martılar
Hava çok güzeldi. Esiyordu biraz ama hafif bir yel esintisi idi. Yosunlara küsmüş, intikamını dalgalardan çıkaran, seyyahlar gibi salına salına seyahat eden bir hava rüzgarı vardı karşımda sanki. Güzeldi miydi derseniz evet kesinlike çok güzel ve ayrıca otantik bir ortam. 
Şehrin boğucu havasından kaçmak isteyenlerin mekanı olarak gördüm sahilleri daima ve bende kalabalık yığını arasına dalmıştım. Şarap kokan (hayatımda şarap içmedim bu arada ama olsun. İçmiş gibi davranacağım burada) denizin dalgalarına hayrandım. Havası apayrı bir güzellikte.. Resmen rüzgarla seviştiler insanlar. Sarhoş edici bir özelliği vardı çünkü.
Gün ışığı yavaş yavaş beliriyordu kendini. Güneşin etrafa özellikle denizin üzerindeki yansıması harikulade idi. Sanki İstanbul'un silüeti yeniden çiziliyor gibiydi. Aslında her sabah bu manzarayı görmek mümkün ama benim için bu geçerli bir durum değildi maalesef. Hastalığım ve içinde bulunduğum çaresizliğin üzerimde oluşturduğu yıkıcı etkiler, ister istemez psikolojik olarak yalnızlığa itiyordu beni. Bu yüzden bazen kalabalığın arasına karışıp kaybolma isteyişime karşı koyamadığım için sahiller de görüyordum kendimi.
Balıkların sahil kenarına yaklaştığını ve benden simit istediklerine şahit oluyordum. Resmen konuşuyoruz. Dilim yok konuşamam ama seninle iyi anlaşırım diyordu balıklar. Garip bir durum. Hem dilleri yok hemde iletişime geçen tuhaf varlıklardı bunlar. Galiba halusinasyonlar görüyorum dedim kendi kendime. Sonra denizin üstünde uçuşan martılardan birinin bana seslendiğine tanık oldum. Hadi. Ne bekliyorsun bayım. Simit bekleyen balıkların bu isteklerine neden karşılık vermiyorsun. Utandım o an. Martıların bile balıkları düşündüğü bir dünyada yaşıyoruz dedim kendi kendime... (akblog.net)
Sonrasında simidi parçalayarak denize atmaya ve balıkların yemelerine hayranlıkla bakmaya başladım. Mutlu bir aile tablosu gibiydi ortam. Simidi verdikçe toplanan ve gittikçe sayıları artan balıkları görmek gerçekten de müthiş bir haz duygusu ile yaşıyordum. Aç kaldığım halde onları doyurmak, açlık hissimi gidermişti. Bu güzel tabloyu izlerken sonrasında anlam veremediğim bir şekilde birden balıkların toplandığı ortama dalan bir martının suyun dibine gömülerek ve hızlı bir şekilde tekrardan gökyüzüne doğru çıktığı o esnada ağzında aç kalmasın diye doyurmaya çalıştığım balıkları gördüm. Oyuna gelmiştim. Balıklara karşı olan zaafımı kullanarak onları geçiren bir martı.
Şerefsiz Martı.

Yazımı kaynak göstermeden çalanın dili LAL olsun İnşaalah. Amin.
--
---
Akblog.NET

Bu nasıl bir tost

Bu nasıl bir tost

Bu nasıl bir tost
Garip bir tost yedim.
Tadı değişmişti biraz. Yada ağzımın tadı - tuzu mu yoktu o an anlamadım. Garip bi tadı vardı. Beni yeme der gibi bir hali de vardı ayrıca. Neyse daha fazla dayanamıyordum ve zaten yeterince aç kurtlar gibi açtım ve sonra yemeye koyuldum. İnatla yeme beni diyordu hala. Tam da tostu yemeye başlarıken o esna da bir abi beni görmesin mi? Ooooo kardeşim dedi. Yoktun uzun zamandır. Nerelerdesin. Özledim desem yalan ama merak ettim şimdi seni görünce ve  gerçektende yokluğun farkettirdi demesin mi. Yokluğum demek ki Kadıköy sahile koymuştu ve bazılarını da üzmüş olmalıydı acaba bu zayıf ve çelimsiz adam nerede diye sadece abimizin dikkati çekmiş olmamalıydı diye düşünüyorum şuan. Neyse hastalığımı söyledim ve sonrasında tekrar tekrar defalarca girdiğim çıktığım ve her defasında eriyen bir kar tanesi haline geldiğimi söyleyerek son olarak yeni bir ameliyata girdiğimi de belirttim. Çok sevindim. Tostlar müesseseden dedi.
Çalışan biriydi abimiz belki de sahibi. Belkide kendini oranın sahibi olarak gören biri. Bilmiyorum açıkçası ve merak ediyor da değilim. Sonra tosta baktım para vermedim ama ikramı da geri çevirmek doğru olmaz biliyorsun dedim. Ve yemek zorundayım seni üzülmüş gibi yaptım biraz diyerek yeme başladım.
Yedim ama inatçı tostun tadı kalmamıştı. Şerefsiz Tost.

Yazımı kaynak göstermeden çalanın dili LAL olsun İnşaalah. Amin.


--
---
Akblog.NET

18 Nisan 2019 Perşembe

Yalnızlık Sendromuna Girmiş Melankolik Piyonlarım

Yalnızlık Sendromuna Girmiş Melankolik Piyonlarım

Yalnızlık Sendromuna Girmiş Melankolik Piyonlarım - Yalnız kalmak iyidir aslında
Kaçalım en iyi bu dünyadan
Yine kendimi yalnız hissettiğim bahar aylarındayım. Bazen dalından vazgeçen yapraklar gibi oluyorum ve bazende kalabalık bir ortam da olduğum halde nedense kendimi yapayalnız hissetmiyor değilim açıkçası. Melankolik takıldığım süreç boyunca nedense kendimi daha mutlu hissediyorum. Tabi bunu etkileyen başka etmenlerde yok değil. Örneğin bazen ödeğişik bir mod haline girebiliyor ve ve  hepimizde de olduğu gibi yalnızlığın verdiği huzur arayışlarında olabiliyoruz. Kimimiz de ve hatta belki bir çoğunuzda bu yalnızlığın ters bir etkiyle sizleri tamamıyla asosyal etkiye alabildiği durumlarda olmuyor değil hani. Uzatmak istemiyorum açıkçası ve konuyu kendime bağlayarak, kendimi överek, Dünya ile Ay arasındaki ilişkiyi sadece ben görüyormuşum gibi sıradanb bir başlangıcı yaparak sıra dışı cümleler ile kafanızı şişireyim biraz.
Öncelikle nereye koysanız koyun beni ve ŞAH olduğum düşüncesi her zaman geçerli bir durumdur benim için. Tüm piyonlarım tükenmiş olsa da, askerlerim (atlarım, kalelerim fillerim ve hatta vezirim bile beni yüzüstü bırakıp gitse de) beni bıraksa da ve hatta sevdiklerim benden uzaklaşsa  da. Nereye koyarsanız koyun beni farketmeyecek. Düşüncelerime asla engel olamaz, yalnız kaldığım zaman içerisinde her-an yeni bir Cennet gibi dünyasını kuracak hayal gücüne sahip olduğuma inanıyorum. Ama bazen öyle anlar var ki kurmuş olduğum yeni dünya düzeninde bile sıkılmıyor değilim. Sürekli aynı şeyleri yaşıyormuş bir dejavu patlaması içerisinde oluyorum. Yani sizlerin anlayacağı dilden sizler gibi bende bazen bunalıma girmiyor değilim ama aramızdaki fark ise; çevremdekilere bakınca anlamsız bakışlar beni garipsediklerinin farkında olduğum.
Devamını getirmek istiyorum sanırım  Abilify'in etkisinde kaldım yine Brextlitinler iyiydi aslında. Doktorlar neden değiştirip duruyor ilaçları anlamıyorum.


Yazımı kaynak göstermeden çalanın dili LAL olsun İnşaalah. Amin.
---
Akblog.NET

17 Nisan 2019 Çarşamba

Bu Yazıyı Okumak Çok Günah

Bu Yazıyı Okumak Çok Günah

Bu Yazıyı Okumak Çok Günah
Ben kimim ki? Toplum varken...
İşin gerçeği nereden başlayacağımı bilemiyorum, konuyu uzatmak da istemiyorum aslında ancak kendimden bahsetmeden önce uzun uzadıya nedense yazma isteğim var ve yine nedense alakasız bir giriş olacak biliyorum ve okuyunca saçmalıyorsun da diyebilirsiniz ama sizleri takan kim diyerek başlangıcı yapmak istiyorum. Kendimi hep özgür görmüşümdür. Sanki dünya sadece benim etrafımda dönüyor ve dönen dünyadaki başrol sadece bana verilmiş gibi düşünceler içerisinde olmuşumdur hep. Çocukluğumdan beri böyle düşünceler içerisinde oldum. Bu durum belki sizler içinde geçerlidir diyeceğim bilemiyorum. Gerçi bilmek de istemiyorum ya. Orası ayrı bir konu. Beni ilgilendirmez hem. Gereksiz gereksiz yazmayayım şimdi.
Çocukluğumun hayali olmuştur hep, konuştuğumda karşımdaki topluluğun beni dinlemelerini istemişimdir daima.  Onlar sussun, ben konuşayım, onlar sorsunlar ben cevaplamaya çalışayım. Bildiğim veya bilmediğim her konu hakkında elbette verebileceğim cevapların olacağı düşüncesinde olmak.. Nasıl bir öz güven içerisindeyim inanın bende bilemiyorum.
Yaşadığım toplumda sürekli çatışma içerisinde büyüyen bir yapı içerisinde oldum. İsyankar bir yapımın olduğu düşüncesinde olabilirsiniz. Oysa farklı bir bakış açısı ile özgürlükçü bir yapımın olduğuna bağlıyorum bu özelliğimi. Genelde yaşadığımız toplumun (dinsel, kültürel, toplumsal vb. gibi) mihenk taşları ister istemez bizleri ele geçirebiliyor ve bir süre sonra o yaşadığımız toplumdan kendimizi istesek de soyutlayamıyoruz. Daha kötüsü maruz kaldığımız bu hayatı, bizden sonraki nesillere de dayatıyoruz. Ne ilginç.
İşte bunun farkına varan biri olarak (çok geçte olsa önemli değil ve farkına varmak bir önemli başlangıçtır), her zaman toplumun değerlerine göre değilde, tamamıyla kafamda kurguladığım hayatın değerlerine öncelik vermişimdir. 
Toplumsal kaos, zıtlaşma, ayrışma ve ötekileştirme kavramlarının ortaya çıkması sizleri de düşündürmüyor mu? Düşünün yaşadığınız bölgedeki adetleri, dinsel veya geleneksel hayatları diğer bölgelerdeki durumla karşılaştırın. Çatışmaları kıyaslayınız ama gerçekçi olup derince düşünün. Neden ailelerimizin veya toplumun gelenek ve göreneklerine göre bir hayatı yaşıyoruz ki? Yüce Mevla'nın verdiği aklımız ile özgürce yaşamak, kılık - kıyafeti kendi zevklerimize göre giyinmek, sevdiğin kişi ile el ele sahilde gezmek yani hayatında bir sevdiğiniz-değer verdiğiniz bir sevgilinizin olması, dinsel-toplumsal-gelenek ve göreneklere göre hayatımızı şekillendirmemek (dört duvar arasında kalmak gibidir aslında kurallara göre göre yaşamak) vs.. vs.. vs.. 
Yukarıda saydığım özgürlükçü bir yaklaşım ile bir kaç temel özellikleri hiçe sayıp ve topluma ayak uydurmak mı hayatınızı zenginleştirecek yoksa özgürlükçü bir yaşam mı daha mutlu edecek sizleri? Karar sizlerindir. Kararınızı verirken dürüst olun. Yalancı olmayın. Gerçekçi olun biraz.

Yaşadığım hayatın arka planındaki tozlu raflardan bir kaç kesiti sizlere aktardım.
Yazımı kaynak göstermeden çalanın dili LAL olsun İnşaalah. Amin.

--
---
Akblog.NET

Ziyaretçi Sayısı