29 Nisan 2019 Pazartesi

Dışım Kıpır Kıpır Ama İçim İse CEHENNEM

Dışım Kıpır Kıpır Ama İçim İse CEHENNEM

27.04.2019 - Meltem Rüzgarları..
 Dışım Kıpır Kıpır Ama İçim İse CEHENNEM
Cehennem
Cumartesi sabahının ilk ışıklarıyla uyanmıştım. Geç uyuduğum halde erkenden uyanmaya şahsen bende şaşırmadım diyemem. Sabahın erken saatlerinde (hafta sonları) sahile inip deniz manzarasıyla iç içe olmak nedense vaz-geçilmezlerim arasında olmuştur hep. Elimde olmayan bir durum ve önceki haftalar gibi rutin olarak sahile gitme düşüncemi gerçekleştirmek üzere yola koyulmak için, elimi yüzümü ve dişlerimi fırçaladıktan sonra kıyafetlerimi giydim. Bu arada yüzümü yıkarken, aynadaki garip görüntüm beni faslasıyla kötü hisettirdi. İyiye işaret değildi bu durum. Sanki karşımda farklı bir kişi vardı ve kişiliği de bi hayli garip bir adamdı. 
Ayakkabıları giyip metroya doğru yönelmeye başladım. Önümde uzun bir yol vardı. Gidebilecek miyim bu halimle bilemiyorum ama denizden gelen meltemin bana iyi geleceğini düşünerek yola koyulmaya başladım bile. Uzun süren bir yolculuk sonrası kendimi Taksim'de bulabilmiştim nihayetin. Buradan da Beşiktaş Sahiline gidecek başka bir yolum daha var ama kısa süren bir yolculuk olacak bu. Bu yüzden de sahile yürüyerek gitmeyi düşündüm.
Adımlarımın ister istemez seri bir şekilde harekete kendiliğinden geçtiğini söyleyebilirim. Nede olsa sahilde güzel zaman geçirme düşüncesiyle bir an önce sevgilisiyle buluşmak isteyenler gibi idim bende.

Kısa sürecek olan bu yolculuğun nedense bitmek bilmeyen bi yolculuk gibi gelmeye başladı. Önümü bile çok çok zor görüyordum. Beni yutmak isteyen ve göremediğim bir karanlığın üzerime hızlıca geldiğini hissediyorum. Sahile yaklaştığımı biliyorum ama göremiyorum. Hisettiğim havanın İstanbul'un rüzgarı olmadığı da aşikar bu arada. Çünkü bedenimi serinleten bu rüzgarın Meltem Rüzgarlarından başka bir rüzgar olmadığını bilimiyorum ama hala da göremiyorum ya sahili.. Denizi. Martıları... Vapurları.. Hiç birini göremiyorum.
Garip bir olay ile karşı karşıyayım yine. Adını tanımlayamadığım başıma gelecek bu durumu daha önce yaşamamış mıydım diye düşünüp duruyorum. Belkide halusinasyonlar görüyorumdur. Nasıl bir durumda olduğum hakkında hiçbir fikrim yok. Yer demir gök bakır misali.. Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık misali. Sanki ruhumu ele geçirmişler ve dört duvar arasında tıkalı kalmış bir haldeyim. Bu durum fazlasıyla bunaltıyor beni ve hastalığımı da bu duruma kattığımda gerçekten de kaldıramıyorum. Hani seversin ya birini, ansızın günün birinde seni birden bıraktığını.. Düşünün ki hayata sıkı sıkıya bağlanan birinin hayatın ondan vazgeçtiğini. Tam da bu haldeyim işte. (akblog.net)
..........
 Dışım Kıpır Kıpır Ama İçim İse CEHENNEM
Cehennem Nerede..
Uyuşuk bir kafayla gözlerimi açtığımda ilk olarak saatime bakmaya çalıştım. Bir yandan etrafıma olan anlamsızca bakışlarımın arasında nerede olduğumu anlamaya çalışıyorum. Öte yandan ise saate bakmaya çalışırken hem akrebin hemde yelkovanın hareket etmediğini ve sanki sürekli dönen dünyanın artık durmuçşasına derin bir sessizlik içerisinde olduğunu görüyordum. Nedense karamsar düşünceler içerisinde yalnız kaldığımı düşünüyordum bu dünyada. Yer yüzünde yaşayan tek bir varlık olduğunuzu düşünsenize bi-an. 
Nerede olduğumu anlamam fazla sürmedi. Aniden içeriye doluşan beyaz kıyafetler içerinde insan insan yığını yine karşıma geçtiler. Kendine geldi diye incecik sesiyle bağıran hemşireyi göremiyorum ama duyuyorum. Reaksiyonlara tepki veriyor muyum diye parmağıyla bu kaç diye işaretler yapıyorlar. Sanki lal olmuş dilim. Konuşmaya bile takatimin olmadığını çok bildikleri halde böyle soruları sormaları ne acı bir durum idi benim için. Hastanenin acil birimindeydim ve  etrafımda ki gerek doktor asistanları gerekse doktorların benimle ilgili saçma sapan birşeyler yapmaya çalışmaları, hastanede olduğumu fazlasıyla anlamaya yetmişti. Peki buraya nasıl geldim, ne zaman geldim ve kimler tarafından getirildim. 
Türevin ne olduğunu bilmeyen birine, Türev denklemini çözmesini istemek. 
Nasıl mı geldim.. Benden bunu istemeyin. Denklemin çözümünü size bırakıyorum...

Yazımı kaynak göstermeden çalanın dili LAL olsun İnşaalah. Amin. 

--
---
Akblog.NET

5 yorum:

  1. Nasıl dağlı cümleler bunlar.. Belki sizin de gönlünüze gürültüsüz patırtısız harfsiz sessiz sözler gerektir.. sadık bir dost, sevgili gibi ruhu olan sözler.. yoksa bu yorgunluk dinmez..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dağlı cümleler yazmak yerine, ruh halimi anlatan cümlelerimdeki silüeti görmeni isterdim açıkçası..
      Nefes alırken kalp atışlarımın zikzaklı bir döngü içerisindeki mesajı almanı isterdim şahsen.

      Sil
  2. sıkılmadan okuyorum böyle yazılarını hüsocum

    YanıtlaSil

Yorumlarınız bizim için önemlidir. Konu hakkında sormak istediklerinizi yazabilirsiniz.

Ziyaretçi Sayısı