Kırmızı Kapşonlu Martı

Kırmızı Kapşonlu Martının Hikayesi

Kırmızı Kapşonlu Martı
Yalancı Martılar
Hava çok güzeldi. Esiyordu biraz ama hafif bir yel esintisi idi. Yosunlara küsmüş, intikamını dalgalardan çıkaran, seyyahlar gibi salına salına seyahat eden bir hava rüzgarı vardı karşımda sanki. Güzeldi miydi derseniz evet kesinlike çok güzel ve ayrıca otantik bir ortam. 
Şehrin boğucu havasından kaçmak isteyenlerin mekanı olarak gördüm sahilleri daima ve bende kalabalık yığını arasına dalmıştım. Şarap kokan (hayatımda şarap içmedim bu arada ama olsun. İçmiş gibi davranacağım burada) denizin dalgalarına hayrandım. Havası apayrı bir güzellikte.. Resmen rüzgarla seviştiler insanlar. Sarhoş edici bir özelliği vardı çünkü.
Gün ışığı yavaş yavaş beliriyordu kendini. Güneşin etrafa özellikle denizin üzerindeki yansıması harikulade idi. Sanki İstanbul'un silüeti yeniden çiziliyor gibiydi. Aslında her sabah bu manzarayı görmek mümkün ama benim için bu geçerli bir durum değildi maalesef. Hastalığım ve içinde bulunduğum çaresizliğin üzerimde oluşturduğu yıkıcı etkiler, ister istemez psikolojik olarak yalnızlığa itiyordu beni. Bu yüzden bazen kalabalığın arasına karışıp kaybolma isteyişime karşı koyamadığım için sahiller de görüyordum kendimi.
Balıkların sahil kenarına yaklaştığını ve benden simit istediklerine şahit oluyordum. Resmen konuşuyoruz. Dilim yok konuşamam ama seninle iyi anlaşırım diyordu balıklar. Garip bir durum. Hem dilleri yok hemde iletişime geçen tuhaf varlıklardı bunlar. Galiba halusinasyonlar görüyorum dedim kendi kendime. Sonra denizin üstünde uçuşan martılardan birinin bana seslendiğine tanık oldum. Hadi. Ne bekliyorsun bayım. Simit bekleyen balıkların bu isteklerine neden karşılık vermiyorsun. Utandım o an. Martıların bile balıkları düşündüğü bir dünyada yaşıyoruz dedim kendi kendime... (akblog.net)
Sonrasında simidi parçalayarak denize atmaya ve balıkların yemelerine hayranlıkla bakmaya başladım. Mutlu bir aile tablosu gibiydi ortam. Simidi verdikçe toplanan ve gittikçe sayıları artan balıkları görmek gerçekten de müthiş bir haz duygusu ile yaşıyordum. Aç kaldığım halde onları doyurmak, açlık hissimi gidermişti. Bu güzel tabloyu izlerken sonrasında anlam veremediğim bir şekilde birden balıkların toplandığı ortama dalan bir martının suyun dibine gömülerek ve hızlı bir şekilde tekrardan gökyüzüne doğru çıktığı o esnada ağzında aç kalmasın diye doyurmaya çalıştığım balıkları gördüm. Oyuna gelmiştim. Balıklara karşı olan zaafımı kullanarak onları geçiren bir martı.
Şerefsiz Martı.

Yazımı kaynak göstermeden çalanın dili LAL olsun İnşaalah. Amin.
--
---
Akblog.NET

#buttons=(Ok, Go it!) #days=(20)

Our website uses cookies to enhance your experience. Check Now
Ok, Go it!