17 Eylül 2013 Salı

TİCARET HUKUKU Adli Yargı idari hakimlik

EKONOMİK ANLAMDA “TİCARET” VE “TİCARET HUKUKU”
Ticaret Hukuku, insan ilişkilerinin ekonomik faaliyetlere ait kısmını (ekonomik anlamda ticareti) düzenlemekle beraber, bu iki kavram aynı anlama gelmez. Ticaretin sosyal düzendeki önemi, bu faaliyete ilişkin hükümlerin genellikle ayrı ve toplu bir şekilde düzenlenmesini gerekli kılmıştır. Ancak bu önemin takdiri ve bu öneme göre özel hükümlere tabi tutulacak faaliyetlerin sınırlarını saptamak, ekonomik anlamdaki ticari faaliyetten çok, hukuk siyaseti gereklerine dayanır. Örneğin alım-satım sözleşmesi, adi ve ticari olarak ayrılabileceği gibi sadece adi nitelikte düzenlenmiş de olabilir. Sonuç olarak, Ticaret Hukukunun içeriği, kapsamı ve uygulama alanı, her ülkede kanun koyucunun düzenlemesine göre değişiklik gösterir.
Ekonomik anlamda Ticaret ve Ticaret Hukukunu incelerken, Ticaret Hukukunun uygulama alanının mutlaka ekonomik anlamdaki ticari faaliyet olmadığını, bu alanın sınırlarının saptanmasının hukuk siyasetinin, kanun koyucunun işi olduğunu belirtmiştik. Ticaret Hukukunun uygulama alanını saptamada, kanun koyucular, değişik esaslardan yararlanmak sureti ile ortaya farklı sistemler çıkarmışlardır.

Sübjektif Sistem
Bazı kanun koyucular, Ticaret Hukukunun uygulama alanını ve konusunu saptamak için ticari faaliyetin öznesini, yani taciri esas almışlardır. Bu sistemi kabul eden ülkelerde, Ticaret Hukuku bir Tacirler Hukuku, bir sınıf hukuku niteliğindedir. Tarihsel gelişim açısından Ticaret Hukuku, ticari faaliyetle uğraşan kişilerin kendi aralarında koydukları kuralların uygulanmasının yerleşmesi ile ortaya çıktığından, kanun koyucuların ilk kabul ettikleri sistem budur. Bu açıdan bakılınca, Ticaret Hukuku, belirli nitelikleri olan sınırlı sayıda kişilere uygulanan bir sınıf hukuku olarak ortaya çıkmaktadır.
Objektif Sistem
1789 devrimi ile Fransa'da her türlü sınıf ve ayrıcalık reddedilip kaldırılınca, bir sınıf hukuku niteliğindeki Ticaret Hukukunun da reddedilmesi gerekti. Ancak, Ticaret Hukukunun varlığına duyulan zorunluluk kendisini ortaya koyunca, bu zorunlulukla Devrimin ilkelerinin bağdaştırılması yoluna gidildi ve denildi ki: Tacirler hukuku yoktur, ticari işlemler hukuku vardır. Ticaret hukuku tacirlerin yaptıkları işlemlere değil, kimin yaptığına bakılmaksızın, tarafları kim olursa olsun, ticari işlemlere uygulanır. Böylece, işlemin niteliğinden hareketle, öznesine bakılmaksızın belirli işlemlerin ticari sayılması kabul edilmiş oldu. Bu sistemde Ticaret Hukukunun uygulama alanı, belirli niteliklere sahip olan kişilere göre değil, belirli nitelikleri olan işlemlere göre saptandığı için buna objektif sistem adı verildi.
Karma Sistem
Yukarıda açıklanan iki sistemi belirli ölçülerde bağdaştırmaya çabalayan sistemler bu gruba girer. Bu sistemlerde, ya ticari işlem esası kabul edilmekle beraber tacir ölçüsüne de yer verilmiş veya tacir esası uygulandığı halde ticari işlem de belirli ölçüde öngörülmüştür. 1926 tarihli eski Ticaret Kanunumuz karma sisteme bir örnek olarak gösterilebilir.
Ticari İşletme Esası
Özellikle XX. yüzyılda ortaya çıkan ve modern görüş olarak nitelendirilen bu sisteme göre,Ticaret Hukukunun esasını ne tacir ne de ticari işlem oluşturur. Ticaret Hukukunun uygulama alanını ticari işletme, ticari girişim oluşturur. Çünkü, modern ekonomik düzende, girişimcinin kendisinden çok, girişimin kendisi önem taşımakta ve rol oynamaktadır. Esasları ve ilk metni Ord.Prof.Dr.Ernest Hirş tarafından hazırlanmış bulunan 1957 tarihli Ticaret Kanunumuzun, bu görüşün ışığı altında kaleme alındığı kanunun gerekçesinde açıkça belirtilmiştir.
Türk Ticaret Kanununun uygulama alanının ticari işletme olduğu kanunun gerekçesinde açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, ticari işletme kanununda açıkça tanımlanmış değildir. Sadece “Ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler, ticari işletme sayılır” hükmünü getirmiş, on iki bent halinde ticarethane sayılacak müesseseleri sıralamış, aynı maddenin ikinci fıkrası ise fabrikacılığı “hammadde veya diğer malların makine ve sair teknik vasıtalarla işlenerek yeni ve değerli mahsuller vücuda getirilmesi”olarak tanımlamış, ticari şekilde işletilen diğer müesseselerin hangi hallerde ticari işletme sayılabileceğine ilişkin birtakım kıstaslar belirlemiştir. Ayrıca, hangi tür işletmelerin ticari işletme sayılamayacağını olumsuz olarak açıklamış bulunmaktadır. Bu hükümlerin yanında Ticaret Sicili Tüzüğünün 14.maddesinin 2.fıkrası da “Bir gelir sağlamayı hedef tutmayan veya devamlı olmayan faaliyetlerle, Türk Ticaret Kanununda tarif edilen esnaf faaliyeti sınırlarını aşmayan faaliyetler, ticari işletme sayılmaz” hükmünü getirmiştir.
Ticari İşletme Kavramı
Ticaret Hukukumuzun uygulama alanının sınırlarını çizdiği belirtilen ticari işletme kavramının yasada açık olarak tanımlanmamış olması büyük bir eksikliktir. Bununla beraber, yasadaki dağınık hükümlerden yararlanarak bu tanımı vermek öğretiye düşen bir görevdir.

Ekonomik Anlamda İşletmenin Tanımı

Ticari işletme kavramı ile ekonomik işletme kavramları arasında bir özel-genel ilişkisi vardır. Her ticari işletme bir ekonomik işletmedir, fakat her ekonomik işletme bir ticari işletme olmaz. Ekonomi bilimi yönünden kendi başına yeterli olarak mal ve hizmet üreten her birim bir işletmedir. Bu anlamda bir ayakkabı boyacısı, bir berber de bir demir-çelik kombinası gibi işletmedir.
Ticari İşletme Kavramının Öğeleri
Ticari işletmenin bir tanımını verebilmek için, ekonomik anlamdaki bir işletmeyi aynı zamanda ticari işletme olarak nitelendirecek unsurları saptamak gerekir.
Gelir Sağlamayı Hedef Tutmak
Yasamızda, herhangi bir işletmenin ticari işletme olarak nitelendirilmesi için gelir sağlamayı hedef alması gerektiği hususunda açık bir hüküm yoktur. Ancak, gelir sağlama amacı ekonomik işletmenin bir unsuru olduğu gibi, Ticaret Sicili Tüzüğünün 14.maddesinin 2.fıkrası “Gelir sağlamayı hedef tutmayan faaliyetler ticari işletme sayılmaz” diyerek, bu unsurun zorunluluğunu ortaya koymuştur. Burada önemli olan nokta, gelir sağlama niyetinin varlığıdır. Niyetin varlığına rağmen işletmenin zarar etmesi veya gelir sağlayamaması, diğer koşullar gerçekleşmiş ise işletmenin ticari işletme olarak nitelendirilmesini engelleyemez.
Devamlılık
Bir ticari işletmeden söz edebilmek için, bu işletmenin sürekli bir nitelik taşıması gerekir. Devamlılık, daimilik demek değildir. Başlangıcı ve bitimi belli bir zaman süreci içinde etkinlikte bulunmak, devamlılığı sağlamaya yeterlidir. Ancak burada önemli olan fiilin devamından çok, devam kasıt ve niyetidir. Yine, faaliyet konusunun niteliği gereği kesintili olması devamlılık unsurunu zedelemez. İşletme, konusu gereği periyodik de çalışabilir, yazlık sinemalar, plajlar gibi.
Belli Bir Çapı Aşma
Bir işletmenin ticari işletme olarak nitelendirilebilmesi için, bu işletmenin çapının belli bir sınırı aşmış olması gerekir. Nitelikçe bunlara benzeyen ticarethanelerle fabrikacılıkta, bu çapın aşıldığı, işletmenin ticari işletme niteliğinde olduğu asıldır, aksi kanıtlanabilir. Aksini kanıtlama, işletmenin çapının esnaf işletmesi çapında olduğunu kanıtlamakla olur. Ticari şekilde işletilen diğer müesseselerin ticari işletme olmadıkları asıldır, bunların ticari işletme sayılabilmesi için, etkinliklerinin belirli bir çapı aşmış olduğunun kanıtlanması gerekir. TTK.m.13 bunu “işletmenin hacim ve ehemmiyeti ticari bir muhasebeyi gerektirdiği veya ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyetini verdiği takdirde” şeklinde belirlemektedir. Bu tür işletmelerin ticari işletme olmamaları asıl olduğuna göre, ticari işletme olarak kabul edilebilmeleri, esnaf işletmesi çapını aştıklarının kanıtlanması ile olanaklıdır. Hangi işletmelerin esnaf işletmesi olacağı, TTK.m.17 ve m.1463 ile düzenlenmiştir. TTK.m.17 “iktisadi faaliyetlerin nakdi sermayeden çok bedeni çalışmaya dayanması” ve kazancının “ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az” olması halinde esnaftan söz edileceğini öngörür.

507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanunu, TTK.m.17’ ye paralel bir düzenleme yapmış olmakla beraber, iki önemli değişiklik öngörmüştür.
• Bedeni çalışma, sermayeye oranla baskın değil, eşit olarak öngörülmüştür,
• Gelir seviyesi geçime oranla değil, o yer gelenek ve teamülüne göre tacir sıfatını gerektirmeyecek miktarla sınırlandırılmıştır.

Kanunun 6. maddesine göre, bir kişinin esnaf veya tacir, dolayısıyla işletmenin esnaf işletmesi veya ticari işletme olup olmadığı yolundaki anlaşmazlıklar Bölge Ticaret Müdürünün başkanlığında, Oda temsilcisi ve Esnaf Derneği temsilcisinden oluşacak bir komisyon tarafından çözümlenecek ve bu komisyon kararına karşı, ilgili mahkemeye başvurabilecektir. Mahkemenin kararı kesindir. Ancak, TTK.m.1463, Bakanlar Kurulunu,“Yıllık gayrisafi geliri Kararnamede gösterilecek miktardan aşağı olan san’at ve ticaret erbabının, iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede olan san’at ve ticaret erbabı sayılması için kararnameler çıkarmaya” yetkili kılmıştır. Fıkranın ikinci tümcesine göre: “Böyle Kararnamelerin çıkarılması halinde, onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan san’at ve ticaret erbabından başka hiç kimse Kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz.”

Bakanlar Kurulu, bu madde hükmüne dayanarak, 25.1.1986 gün 86/10313 sayılı Kararnameyi yürürlüğe koymuştur. Kararnameye göre:
• Esnaf ve Küçük Sanatkarlar, Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca tespit edilecek ve yayımlanacak esnaf ve küçük sanatkarlar kollarına dahil olup da, gelir vergisinden muaf olanlar,
• Kazançları götürü usulde vergilendirilenler,
• İşletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayelerinden ziyade bedeni çalışmalarına dayanan, kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanununun 177. maddesinin 1. fıkrasının (1) ve (3) nolu bendlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2)no.lu bendinde yer alan nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf sayılmaları kararlaştırılmıştır.

Böylece bugün, Kararname, ticari şekilde işletilen diğer müesseselerin, ticari işletme sayılmaları için etkinliklerinin aşması gerekli sınırı çizmiş bulunmaktadır. Kararnamede öngörülen bu sınırı aşan her işletme, ticari işletmedir. O halde, özetle, TTK.m.12’de sayılan ticarethane ve fabrika türlerinin ticari işletme oldukları asıldır, bunlar TTK.1463 uyarınca çıkarılan Kararnamede öngörülen nakdi sınırlar altında işlem yaptıkları kanıtlanarak esnaf işletmesi sayılabilirler. Ticari şekilde işletilen diğer müesseselerin ticari işletme olmadıkları asıldır, bunların TTK.m.1463 uyarınca çıkartılan Kararnamedeki sınırları aştıkları kanıtlanarak ticari işletme olmaları sağlanır.
Bu açıklamalardan sonra, ticari işletmeyi şu şekilde tanımlamak olanaklıdır: Gelir sağlamak ve devam niyeti ile, esnaf işletmesi sınırlarını aşan ölçüdeki işletmeler, ticari işletmedir.
Ticari İşletmenin Hukuki Niteliği
Ticari işletmenin hukuki niteliği tartışmalıdır. Bunun bir ekonomik birim olduğunu kabul etmek bir ölçüde doğru olur. İçerik açısından ticari işletme iki unsurdan oluşur; Maddi unsur, maddi olmayan unsur.
Maddi Unsur
Ticari işletmenin maddi unsuru, tacirin işletmeye özgülediği maddi şey ve haklardan oluşur. TTK.m.11 bunların önemli bir kısmını saymıştır. Maddi unsur, yatırım malvarlığı ve döner malvarlığı olarak iki grupta ele alınabilir. Yatırım malvarlığı, işletmeye daimi surette özgülenen şeylerden oluşur. Kasa, masa, demirbaşlar vb. gibi. Döner malvarlığı, işletmenin aynen veya işleyip piyasaya arz edeceği mallardan oluşur, hammaddeler, yarı mamuller, mamuller gibi.
Maddi Olmayan Unsur
Maddi unsurun yanında, hatta üzerinde, işletmenin kurduğu ilişkilerin, itibar ve örgütlenmesinin, zamanla edindiği deneyimlerin, ticari sırlarının, iş yerinin, müşteri çevresinin yarattığı bir değer vardır. Genellikle Good Will diye anılan ve bizim peştemaliye, havaparası deyimlerinin bir ölçüde karşıladığı bu unsur, maddi unsurun yanında önemli bir yer alır.
Ticari İşletmenin Devri ve Rehni
Ticari işletmenin hukuki niteliği, üzerinde yapılacak tasarruflar, özellikle devir ve rehin sözleşmelerinde önem kazanır. Ticari işletme nitelik ve nicelik açısından farklı unsurlardan oluşmakla beraber, bir bütün olarak devir ve rehin sözleşmelerine konu olabilir. Ticari işletmenin devrinde önemli olan husus maddi olmayan unsurun devridir. Maddi olmayan unsur devredilmeksizin ticari işletmenin devri olanaklı değildir. Bunun yanında, sadece maddi olmayan unsurun devri ile de devir olanaksızdır. Devir için, maddi olmayan unsurla birlikte, maddi unsurun asgari ölçüde işletmenin çalışmasını olanaklı kılacak miktarının da devri şarttır. İşletme üzerinde bir bütün olarak yapılan sözleşme geçerli olmakla beraber, bu sözleşmeden doğan edimlerin yerine getirilmesinde, işletmenin maddi unsurunu oluşturan varlıklardan herhangi biri için ağır şekil şartı varsa, bu da ayrıca yerine getirilmelidir. Örneğin, maddi unsur içinde gayrimenkul varsa, bunun mülkiyeti tapuda resmi şekilde devredilmelidir. Ticari işletmenin devrinde önemli olan bir husus, işletme malvarlığının içinde olan borç ve yükümlülüklerin (işletmenin pasifinin) durumudur. Genel olarak bir borcun nakli sözleşmesinde borcu devredenin alacaklısına karşı borçtan kurtulması ancak alacaklının buna rızası ile olanaklıdır. Oysa, ticari işletmenin devrinde, pasiflerin durumu ayrı ve özel olarak düzenlenmiştir. Ticari işletmenin devri, alacaklılara ve iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı devrin tescil ve ilanı ile hüküm ifade eder. Devralan, işletmenin devirden önceki borç ve yükümlerinden de sorumludur. Devreden ise, tescil ve ilandan sonraki borçlardan sorumlu olmamakla beraber, önceki borç ve yükümlerden devralanla birlikte 2 yıl süre ile müteselsilen sorumludur. Bu sürenin başlangıcı, işletmenin muaccel borçları için devrin tescil ve ilanı veya alacaklıya ihbarıdır. eccel borçlarda, devir tescil ve ilan veya alacaklıya ihbar edilmiş olmak kaydı ile, borcun muaccel hale geldiği andır. Ticari işletmenin rehnine gelince, Medeni Kanunumuz, taşınır eşyada rehnin ancak zilyetliğin rehin alana verilmesi ile mümkün olduğunu, taşınır rehninin başka şekilde yapılmasına olanak bulunmadığını belirtmiştir. Ticari işletmenin maddi unsurları içinde taşınır malvarlığı bulunmasına göre, bunların rehninin rehin alana teslimi sureti ile yapılması gerekecektir. Ancak, böyle bir davranış, ticari işletmenin çalışmasını engelleyecek, hatta olanaksız kılabilecektir. Bu itibarla, 21.7.1971 tarih ve 1447 sayılı Ticari İşletme Rehni Kanunu çıkartılmış ve sakınca giderilmiştir. Bu kanuna göre rehin sözleşmesi, ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu sicil çevresindeki bir noter tarafından düzenlenir. Sözleşmenin, yapılmasından itibaren 10 gün içinde ticaret siciline tescili gerekir. Rehin kapsamına giren unsurların tam listesi, ayırdedici özellikleri ile birlikte sözleşmede yer almalıdır. Ticaret unvanı, işletme adı ve taşınır işletme tesisatının mutlaka rehin sözleşmesinde ve rehnin içeriğinde yer alması zorunludur. Ticari işletmede taşınmaz, taşınmaz işletme tesisatı ve kiracılık hakkı varsa bunlar rehnin kapsamına girmemektedir.
Ticaret Hukukumuzun uygulanmasında esas olarak ticari işletme kavramının alındığını belirtmiştik. Ancak, kanunumuz, bu kavramla yetinmemiş Ticaret Hukukunun uygulanma alanını, ticari iş ve ticari hüküm kavramları ile de sınırlama yoluna gitmiştir. Bir işin ticari olarak nitelendirilmesi, Ticaret Hukukunun uygulama alanını saptama açısından önem taşır. Aynı işleme, örneğin, alım-satım sözleşmesine, bu sözleşme adi veya ticari olarak nitelendirildiğinde farklı hükümler uygulanacak ise, adi iş-ticari iş ayırımının önemi büyüktür. Ticari olarak nitelendirilen işler özel bir alan oluşturur, bunlara ticari hükümler uygulanır. Bu hükümler bir araya getirilerek Medeni Kanunun özel bir kısmını oluşturursa, Medeni Hukuk-Ticaret Hukuku birlikteliği gerçekleşmiş olur. TTK.m.1’deki “Türk Ticaret Kanunu, Türk Medeni Kanununun ayrılmaz bir cüz'üdür” hükmüne rağmen, Ticaret Kanunu sisteminde bu gerçekleşememiştir. Kanun koyucumuz, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunun adi olarak düzenlenmiş birçok işi, ticari alanda bulundukları takdirde ticari iş olarak kabul etmiş ve bunları özel ticari kurallara bağlamıştır. Böylece aynı işlem, duruma göre adi veya ticari sayılarak farklı hükümlerle düzenlenmiştir.
Ticari İşler
TTK.m.3 hangi işlerin ticari iş olduğunu belirlemiş bulunmaktadır. Ancak, bu maddeyi, TTK.m.21’deki ticari iş karinesi ile de tamamlamak gerekir. Adı geçen maddelere göre bir işin ticari iş olup olmadığı şu ölçütler uyarınca saptanır:
• Türk Ticaret Kanununda Düzenlenmiş İşler: Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiş bulunan işler, kanun gereği başkaca bir ölçüye gerek olmaksızın ticaridir.
• Ticari İşletme İle İlgili Diğer Bütün İş, İşlem ve Fiiller. Burada söz konusu olan, yasalarda düzenlenmiş olmakla beraber, bir ticari işletmeyi ilgilendiren iş, işlem ve fiillerdir.
Ticari İş Karinesi
TTK.m.21’e göre, bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Şu kadar ki, gerçek kişi olan tacir işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesi ile ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işlem, fiil veya işin ticari sayılması, halin gereğine uygun bulunmadığı takdirde, borç adi sayılır.

Maddeden anlaşıldığına göre, tüzel kişi tacirlerin her türlü işleri mutlak olarak ticaridir, başka bir deyişle tüzel kişi tacirlerin adi hukuk alanları yoktur. Gerçek kişi tacirler ise, bu karineyi iki halde çürütebilirler:
• Halin gereğinin iş, işlem veya fiilin ticari sayılmasına uygun olmaması. Örneğin tacirin evlenme sözleşmesi yapması ticari iş olarak nitelendirilemez.
• İşin yapıldığı anda işletmesi ile ilgili olmadığının, gerçek kişi tacir tarafından karşı tarafa açıkça bildirilmesi.Örneğin tacirin satın aldığı iki koltuğu ev ihtiyacı için aldığını beyan etmesi gibi.
Bir Taraf İçin Ticari Sayılan Hususlar
Bir taraf için ticari nitelikteki iş karşılıklı irade uygunluğundan (sözleşmeden) doğuyorsa, kural olarak diğer taraf için de ticari sayılacaktır; meğer ki yasada aksine hüküm bulunsun. Örneğin bir tacirin ticari işletmesi gereği tacir olmayan bir kişi ile yaptığı alım-satım sözleşmesi, kendisi için ticari, karşı taraf için adi nitelikte olduğu halde, her iki taraf için de ticari iş sayılacak, ancak bundan doğabilecek anlaşmazlıklar Asliye Hukuk Mahkemelerinde çözümlenecektir. Bir anlaşmazlığın ticari iş olma niteliği ile Ticaret Mahkemesine gidebilmesi, ancak her iki taraf için de ticari iş niteliğini taşıması ile olanaklıdır. Buna karşılık, sadece bir taraf için ticari sayılan iş, karşılıklı irade uygunluğundan (sözleşmeden) doğmuyor, örneğin bir haksız fiil söz konusu ise, bu takdirde her iki taraf için de adi sayılacaktır.
Bir iş ticari olarak nitelendirilince, yasa ona belirli sonuçlar bağlamıştır.
Ticari İşlerde Zincirleme (Müteselsil) Sorum
Adi işlerde müşterek borçlular arasında müteselsil sorum ancak sözleşmede öngörülmüşse veya yasanın açık hükmü varsa söz konusudur. Buna karşılık, TTK. m. 7/1'e göre, iki veya daha çok kişi, içlerinden biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla diğer bir kişiye karşı müştereken borç altına girerlerse, sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça müteselsilen sorumlu tutulurlar. Aynı maddenin ikinci fıkrası da ticari borçlara kefalet halinde, aksi öngörülmemişse kefaletin müteselsil olacağını öngörmektedir, oysa adi işlerde kefaletin müteselsil olmaması asıldır, aksi şart edilebilir. Kefaletin adi veya müteselsil olmasının önemi şuradadır: adi kefalette, alacaklının borçlunun borcundan dolayı kefile başvurabilmesi için önce borçluya başvurması, borçlunun borcu ödeyememesinin aciz vesikası ile sabit olması gerekir. Oysa müteselsil kefalette, alacaklı alacağını sıra gözetmeksizin borçlu veya müteselsil kefilden veya her ikisinden isteyebilir.
Ticari İşlerde Faiz
Türk hukukunda faize ilişkin hükümler hayli dağınıktır. Borçlar Kanunun da, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda faizle ilgili birçok hüküm vardır. Ticaret Kanunumuzun 8, 9 ve 10. maddeleri de ticari işlerde faize ayrılmıştır. Ticari işlerde faizi düzenleyen hükümlerin getirdikleri özellikler şunlardır:

• Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi, ticari işlere faiz yürütülür. BK.m.307'ye göre adi iş niteliğindeki ödünç sözleşmelerinde açıkça ve ayrıca öngörülmemişse faiz yürütülmez. Buna karşılık aynı maddenin ikinci fıkrası ticari işlerde önceden kararlaştırılmamış olsa bile faiz ödeneceği hükmünü içermektedir. 3095 sayılı Kanunun, 4489 sayılı Kanunla değişik 2. maddesine göre “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır. Bakanlar Kurulu, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.” Bakanlar Kurulu 2005/9831 sayılı kararı ile 1.1.2006 tarihinden geçerli olmak üzere bu oranı yüzde dokuza indirmiştir.
• Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir. Bu serbestliğin sınırları ahlak kuralları ve BK.’nın gabin hakkındaki hükümleri ile çizilmiştir. Bununla beraber, bu hükmü, aynı maddenin 3. fıkrası ışığında değerlendirmek gerekir. Adı geçen fıkra, “Ödünç para verme işleri, bankalar, tasarruf sandıkları ve tarım kredi kooperatifleri hakkındaki hususi hükümler mahfuzdur” diyerek bu özgürlüğe belirli konularda sınırlama getirmektedir.
• Ticari işlerde faize faiz yürütülür. BK.m.308/2, adi işlerde faizin belli devreler sonunda ana paraya eklenmesi ve yeni tutara tekrar faiz yürütülmesini kabul etmemektedir. Buna karşılık TTK.m.8/f 2 cari hesaplarla, borçlu bakımından ticari iş niteliğindeki ödünç sözleşmelerinde faize faiz yürütülebilmesini, üç aydan az olmayan devreler itibariyle faiz yürütülmek ve ana paraya eklenmek kaydı ile kabul etmiştir.
• Ticari işlerde taraflar borçlunun temerrüde düşmesi halinde istenecek temerrüt faizi oranını serbestçe kararlaştırabilirler. Sözleşmede kararlaştırılmamışsa temerrüt faizi 3095 sayılı Kanunun, 5335 sayılı Kanunla değişik 1. maddesine göre hesaplanır.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akti faiz miktarından az olamaz.
Ticari İşlerde Zaman Aşımı Sürelerinin Değiştirilememesi
Ticari işlerle ilgili olarak öngörülmüş zaman aşımı sürelerinin, kanunda aksine hüküm yoksa değiştirilemeyeceği TTK.m.6 ile öngörülmüştür.
Ticari işlere, önce ticari hükümler, sonra ticari örf ve adet, bunu izleyerek genel hükümler uygulanacaktır. Görülüyor ki, burada ticari örf ve adet genel hükümlerden önde gelmektedir.
Hangi hükümlerin ticari hüküm olduğu sorusunun yanıtını TTK.m.1/1’ deki ilk cümle vermektedir:
• Türk Ticaret Kanunundaki hükümler.
• Ticari işletme ile ilgili olup da diğer kanunlarda bulunan hükümler, ticari hüküm sayılmaktadır.
Ticari Hükümlerin Uygulanma Alanı
Ticari hükümler ancak ticari işlere uygulanabilir. Ancak kanun koyucu bazı ticari hükümlerin uygulanması için ayrıca özel şartlar aramış olabilir. TTK.m.25'in hükümleri bu konuda örnektir.
Ticari Hükümlerin Uygulanma Sırası
Ticari işlere ticari hükümler uygulanmakla beraber, bu hükümlerin uygulanma sırasını da saptamak gerekir.
1.     Emredici Hükümler: Hangi kanunda bulunursa bulunsun, emredici hükümler taraflar arası ilişkilere ilk sırada uygulanacak olan hükümlerdir.
2.     Sözleşme Hükümleri: Taraflar arasında emredici hükümlere aykırı olmayan sözleşme hükümleri uygulamada ikinci sırada yer alır.
3.     Ticari Hükümler: Emredici nitelikte olmayan ticari hükümler üçüncü sırada uygulanır.
4.     Ticari örf ve adet.
5.     Genel Hükümler: Beşinci sırayı genel hükümler alır ve bunların uygulanma sırası MK.m.1'e göre belli olur.
Hukuk Mahkemeleri yanında ticaret mahkemelerine gerek olup olmadığı konusu çok tartışılmıştır. Bugün Türkiye'de Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin, Bursa, Adana gibi bazı büyük il merkezleri ile Kadıköy, Beyoğlu ve Karşıyaka gibi ilçelerde üç hakimli özel Asliye Ticaret Mahkemeleri vardır. Sulh ticaret mahkemeleri ise hiçbir yerde yoktur. Bu itibarla dava olunan şeyin değerine göre Sulh Mahkemesinin görevine giren işler Sulh Hukuk Mahkemelerince görülecektir. Asliye Ticaret Mahkemelerinin kurulmuş olduğu yargı çevresi dışındaki Asliye Hukuk Mahkemeleri de tek hakimli Asliye Ticaret Mahkemesi olarak ticari davaları çözümleyecektir. Ticaret Mahkemesinde açılması gerekli bir davanın hukuk, hukuk mahkemesinde açılması gerekli davanın Ticaret Mahkemesinde açılması, mahkemece resen dikkate alınması gerekli bir husus değilse, ancak bir ilk itiraz oluşturur ve karşı tarafça 10 gün içinde ileri sürülebilir. Mahkemenin bu itiraz üzerine verdiği karar, tek başına temyizde bozma nedeni oluşturmaz.
Ticaret Mahkemelerinin Görev Alanı (Ticari Davalar)
TTK., ticaret mahkemelerinin görev alanına giren davaları ticari dava olarak adlandırmakta ve 4.maddesinde saymaktadır. Bu hükme göre:
• Her iki taraf için ticari iş niteliğindeki anlaşmazlıklardan doğan davalar Ticaret Mahkemelerinde görülür.
• Bir taraf için ticari iş sayılan ve havale, vedia ve telif hakkına ilişkin mevzuatla düzenlenen işlerden doğan davalar, Ticaret Mahkemelerinde görülür.
• Türk Ticaret Kanununda; Medeni Kanunun rehin karşılığı ödünçle uğraşanlar hakkındaki maddelerinde; BK.’nın bir işletmenin satılması veya diğeri ile birleştirilmesi, rekabet yasağı, yayın sözleşmesi, itibar emri ve itibar mektubu, komisyon, ticari mümessil ve diğer ticari vekillere ilişkin maddelerinde; marka ve patente ilişkin mevzuatta; borsa, sergi, panayır yerleri ve ticarete mahsus yerler hakkındaki özel hükümlerde; bankalar ve ödünç para verme işleri kanunlarında düzenlenen hususlardan doğan davalar ticari dava sayılır.
• Bazı davaların (iflas davası gibi) Ticaret Mahkemelerinde görülmesi bu konudaki özel hükümler gereğidir.
Ticari Davalarda Özel Kanıt Kuralları
Ticari davalarda bazı özel kanıtlar söz konusu olur. Örneğin, TTK.m.82 vd. tacirler arasındaki ticari davalarda ticari defterleri özel kanıt olarak kabul etmiştir. TTK.m.23'e göre düzenlenecek fatura ve teyid mektubunun özel kanıt kuvveti vardır. TTK.m.20/3'e göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmek veya sözleşmeyi feshetmek veya sözleşmeden vazgeçmek amacı ile yapılacak ihbar ve ihtarların geçerli olması için noter aracılığı ile veya iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapılması şarttır.
Ticaret hukukunu belirli bir sınıfın (tacir sınıfının) özel hukuku sayan sistemlerde tacir sıfatının elbet büyük önemi vardır. Ancak, objektif sistemi kabul eden hukuk düzenlerinde de tacir sıfatının incelenmesinden vazgeçilemediği gibi, ticari işletme esasını kabul eden sistemlerde de tacir sıfatı yine büyük önem taşımaktadır. Ticaret Kanunumuz da, ticari işletme esasını kabul etmiş olmasına rağmen, tacir sıfatının kazanılış koşullarını ayrıntılı olarak düzenlemekte ve bu sıfata belirli sonuç ve hükümler bağlamış bulunmaktadır. Kanunumuz, tacir sıfatının kazanılmasını gerçek kişilerde, tüzel kişilerde ve donatma iştirakinde olmak üzere üç grupta düzenlemiş bulunmaktadır.
Gerçek Kişilerde Tacir Sıfatının Kazanılması

Bir Ticari İşletmeyi Kendi Adına İşletme

TTK.m.14/1'e göre, gerçek kişilerde tacir sıfatının kazanılması için bunların bir ticari işletmeyi kendi adlarına işletmeleri şarttır. “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir”. Fıkradaki kısmen dahi olsa deyimi yerinde değildir, bir anlam taşımaz. Kanunun gerekçesinden anlaşıldığına göre, fıkraya bu ibare adi ortaklık göz önüne alınarak konmuştur. Bu takdirde de ibare yanlıştır, zira adi ortaklıkta ortak, ortaklığı kısmen kendi adına değil, hem kendi adına hem de diğer ortaklar adına işletir. Kendi adına işletme önemli bir unsurdur. Bu nedenle bir ticari işletmeyi işletmekle beraber, bu uğraşı kendi adlarına yapmayanlar, ticari mümessiller, ticari ortaklık ortakları, veli veya vasiler gibi yasal veya iradi temsilciler bu uğraşlarından dolayı tacir sıfatını kazanamazlar.

Küçük ve Kısıtlılarda Tacir Sıfatı

Küçük ve kısıtlıya ait bir ticari işletme, bunlar adına veli veya vasileri tarafından işletiliyorsa, tacir sıfatı küçük veya kısıtlıya ait olur. Ancak yasal temsilci, ceza hükümleri açısından tacir gibi sorumlu olur.

Ticari İşletme Olmaksızın Tacir Sıfatının Kazanılması

TTK.m.14/2 uyarınca, bir ticari işletmeyi kurup açtığını sirküler, gazete, radyo ve başkaca ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kayıt ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.

Ticaret Yapması Yasaklanmış Kişilerin Tacir Sıfatı

Kişisel halleri veya yaptığı işlerin niteliği yahut meslek ve görevleri nedeniyle kanuni veya yargısal bir yasağa aykırı olarak veya başka bir kişinin iznine veya resmi bir makamın ruhsatına gerek olup da izin veyaruhsatname almadan bir ticari işletmeyi işleten kimse de tacir sayılır. Ancak, bu davranışın doğurduğu hukuki, inzibati ve cezai sorum saklıdır.

Tacir Gibi Sorumlu Olanlar

Ticaret Kanunumuz bazı kişileri tacir saymamakla beraber, kendilerini kısmen veya tamamen tacir gibi sorumlu tutmuştur. Örneğin tacir küçüğün veli veya vasisinin cezai sorum açısından durumları böyledir. Yine TTK.m.14/3'e göre bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister bir adi ortaklık veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir ortaklık adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur. Burada dikkat edilecek nokta, bu kişilerin tacir sıfatını kazanmadıkları ve tacir sayılmadıkları, ancak tacir gibi sorumlu olduklarıdır. Başka deyimle, bunlar tacir sıfatının birlikte getirdiği nimet ve kolaylıklardan yararlanamazlar, buna karşılık sorumlulukları üstlenirler.
Tüzel Kişilerde Tacir Sıfatının Kazanılması
Tüzel kişiler, tacir sıfatının kazanılması açısından üç gruba ayrılırlar: Ticaret ortaklıkları, dernekler ve Kamu İktisadi Teşekkülleri.

Ticaret Ortaklıkları

Kollektif, Adi ve Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit, Anonim ve Limited ortaklıklarından ibarettir. Kanunun açık hükmünce, bu ortaklıklar usulüne uygun olarak tescil edilip tüzel kişilik kazandıkları anda, tacir sıfatını kazanırlar.

Amaçlarına Ulaşmak İçin Ticari Bir İşletme İşleten Dernekler

Kural olarak dernekler tacir sayılmazlar. Ancak, bir derneğin tacir sayılabilmesi için biri olumlu, diğeri olumsuz iki koşulun bir arada gerçekleşmesi gerektir. Olumlu koşul, derneğin amacına ulaşmak için bir ticari işletme işletmesidir, olumsuz koşul ise, derneğin kamu yararına bir dernek olmamasıdır. Örneğin Kızılay, Afyonkarahisar Maden Suyu İşletmesini işlettiği halde kamu yararına bir dernek olduğu için tacir sıfatını kazanmaz.

Kendi Kuruluş Kanunları Uyarınca Özel Hukuk Kuralları Çerçevesinde Yönetilmek veya Ticari Bir şekilde İşletilmek Üzere Kamu Tüzel Kişileri Tarafından Kurulan Teşekkül ve Müesseseler

Devlet, il, belediye, köy gibi kamu tüzel kişileri ister doğrudan doğruya ister dolaylı olarak bir ticari işletme işletsinler, tacir sıfatını kazanmazlar. Ancak, kendi kuruluş kanunları gereğince, özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari bir şekilde işletilmek üzere devlet, il, belediye ve köy gibi kamu tüzel kişilerinin kurdukları teşekkül ve müesseseler, tacir sayılırlar. Bu hüküm, kısa adı ile KİT dediğimiz Kamu İktisadi Teşekküllerini hedef almaktadır.
Donatma İştiraki
Donatma iştiraki, birden çok kişinin, elbirliği mülkiyeti halinde sahip oldukları bir gemiyi aralarında yapmış oldukları sözleşme gereğince, hepsi nam ve hesabına deniz ticaretinde kullanılmalarıdır. Deniz ticareti hukukuna özgü bir ortaklık tipi olan donatma iştirakinin hukuki niteliği, tüzel kişiliği olup olmadığı, bu nedenle tacir sıfatının ortaklığa mı, ortaklara mı ait olduğu tartışılmalıdır. Kanunumuz, işi kısa yoldan çözümlemiş, donatma iştirakinin niteliğine ilişmeyerek, tacirlere ait hükümlerin donatma iştiraki hakkında da uygulanacağını belirtmekle yetinmiştir.
Kanunumuz, ticari işletme esasına dayandığını belirtmekle beraber, tacir sıfatına da önemli sonuçlar ve hükümler bağlamıştır. Esasen bu nedenledir ki, tacir sıfatının kazanılması önem taşır. Bu sonuçları kısaca görelim:
Ticaret Unvanı Seçmek ve Kullanmak
Her tacir kanun hükümlerine uygun olarak bir ticaret unvanı seçmek ve kullanmak zorundadır.
İflasa Tabi Olmak
Tacirler her türlü borç ve yükümlerinden dolayı iflasa tabidirler. Tacir işletmesini kapatsa, ticaret sicilinden kendisini sildirse dahi, durumun tescil ve ilanından itibaren daha 1 yıl süre ile iflasa tabidir. İflas, kural olarak tacir sıfatını taşıyan borçlular için söz konusu olmakla birlikte, istisnai bazı durumlarda tacir olmayan borçlular için de söz konusu olmaktadır. TTK.m.182 uyarınca belirli hallerde kollektif ve komandite ortakların iflası istenebileceği gibi, banka yöneticilerinin karar ve işlemleriyle bir bankanın faaliyet izninin kaldırılmasına neden olduklarının belirlenmesi halinde, bankaya verdikleri zararla sınırlı olarak şahsen iflâslarına karar verilebilir. Sermaye Piyasası Kanununda da benzer hüküm bulunmaktadır. Bir borçlu hakkında iflas kararı sadece mahkeme tarafından verilir.
Ticari Defterleri Tutmak
Her tacir işletmesinin gerektirdiği ticari defterleri tutmakla yükümlüdür. Buna aykırı davranış kendisine bazı özel yaptırımların uygulanmasına neden olabileceği gibi, defterlerini kanuna uygun tutması halinde bunlar tacir lehine kanıt olur. Ticari defterler ayrı bir ünitede ele alınacaktır.
Ticaret Siciline Kayıt Olmak
Her tacir, ticari işletmesini ve işletmesi ile ilgili hususları ticaret siciline kayıt ettirmek zorundadır.
Ticaret ve Sanayi Odalarına Kayıt Olmak
Tacirler, bulundukları yerin ticaret odasına veya ajanlıklara kayıt olmak zorundadır. Eğer tacir sanayici niteliğine sahip ve bulunduğu yerde ayrıca bir Sanayi Odası varsa, kayıt yükümü Sanayi Odasına kayıt olmakla yerine getirilir. Bununla beraber, sanayici kendi ürünlerinin satışı için ayrıca satış yerleri açarsa Ticaret Odasına da yazılmalıdır. Tacirler, oda meclislerince alınan riayeti mecburi mesleki kararlara da uymak zorundadırlar.
Basiretli İş Adamı Gibi Hareket Etmek
Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi gereklidir. Bu hüküm, geniş anlamda, bir edimin yerine getirilmesinde, basiretli, sağduyulu bir iş adamının alması gereken bütün önlemleri içerir. Bu görüş açısından basiretli iş adamı gibi hareket, yalnız bir özen ölçüsü olmayıp, bu hükme sözleşme veya kanunun öngördüğü borçlar yanında, bizatihi bu kavramın getirdiği borç ve yükümleri de tacire yükler. Böylece tacir herhangi bir sözleşme olmaksızın da basiretli bir iş adamı gibi hareket etmekle yükümlüdür, aksi halde sorumlu tutulabilir. Örneğin, postacının kendisine yanlışlıkla getirdiği bir mektubu asıl sahibine ulaştırmayan veya alıcısına ulaştırılmak üzere postacıya iade etmeyen bir tacir, basiretli bir iş adamı gibi hareket etmemiş sayılarak sorumlu tutulabilir. Basiretli iş adamı gibi hareket ölçüsü tacirin kişisel durum ve yeteneğine, yani sübjektif ölçüye göre değil, objektif ölçüye göre belirlenir. Kendisi ile aynı sınıfa giren, tedbirli ve sağduyulu bir tacirin aynı durumda göstereceği özen, ölçü görevini görür.
Ticari İş Karinesi
Tacirin yaptığı işlerin ticari olması asıldır.
Ücret ve Faiz İsteme
Tacir, ticari işletmesi ile ilgili bir iş veya hizmet görmüş ise, bu işten yararlanan kişi tacir olsun olmasın, taraflar arasında daha önceden açıkça bir edim kararlaştırılmış bulunsun bulunmasın, uygun bir ücret isteyebilir. Bundan başka tacir, verdiği avanslar ve yaptığı giderler için ödeme tarihinden itibaren faize de hak kazanır.
Fatura ve Teyit Mektubu
Ticaret Hukukunda, özel kanıt araçlarından ikisi, fatura ve teyit mektubudur. Bu konuları ayrı ayrı inceleyelim:

Fatura

Fatura, alım satım sözleşmesinde satılan şeyi ve bedelini, başka bir sözleşme söz konusu ise görülen iş ve karşılığını kesin olarak saptamaya yarayan belgedir. Fatura ancak sözleşmenin icrası yönünden gerekli bilgileri içerebilir. Niteliği gereği faturaya yazılması olanaklı hususları içeren bir faturayı alan kimse 8 gün içinde herhangi bir itirazda bulunmazsa, fatura yazılı kanıt niteliğini kazanır, aksi başkaca yazılı kanıtlarla kanıtlanabilir. Niteliği gereği faturaya yazılması olanaklı olmayan bir husus faturaya yazılmışsa, 8 gün içinde itiraz edilmemesi, faturaya yazılı kanıt niteliği kazandırmaz. Faturaya itiraz süresi fatura alındığı anda başlar ve itirazın yazılı yapılması gerekir.

Teyit Mektubu

Teyit mektubu, sözlü olarak veya telgraf veya telefonla yapılan sözleşme ve beyanlarda söz konusu olur. Bu gibi durumlarda sözleşme veya beyan yazılı şekle bağlanmamıştır. İleride sözleşmenin uygulanmasında veya beyanın nitelendirilmesinde ortaya çıkabilecek her türlü anlaşmazlığı önlemek için yasa taraflara bir olanak tanımış bulunmaktadır. Buna göre taraflardan her biri diğer tarafa, yapılmış bulunan sözleşmenin, yollanılan veya alınan beyanın ana koşullarını içeren bir yazı gönderebilir. Karşı taraf bu belgeyi incelemelidir. Eğer sözleşmeye veya beyana uygun ise sorun yoktur. Değilse, faturada olduğu gibi, teyit mektubundaki uyumsuzluğa, alındığı tarihten itibaren 8 gün içinde itiraz edilmelidir. İtiraz üzerine, itiraz edilen hususlar yazılı kanıt niteliğini kazanmaz, itiraz edilmeyen hususlar yazılı kanıt niteliğini kazanır. Teyit mektubu yazılı olduğundan itirazın da yazılı yapılması gerekir.
Ücret ve Cezai şartın İndirilmesini İsteyememe
Ücret ve Cezai şartın İndirilmesini İsteyememe, Borçlunun temerrüde düşmesi halinde kural olarak,temerrüt tarihinden itibaren temerrüt faizi ödenir. Ancak borçlunun temerrüde düştüğü borç, bir faizin veya irat taksitlerinin veya bağışladığı bir paranın ödenmesi konusunda ise temerrüt faizlerinin başlangıcı icraya veya mahkemeye başvuru tarihidir. Ancak m.104/1 emredici bir hüküm getirmemektedir. Taraflar temerrüt faizinin icraya veya mahkemeye başvuru tarihinden önce işlemeye başlayacağını kararlaştırabilirler. Bu tür bir anlaşmanın borçlu bakımından ağır sonuçlar doğurması halinde hakim sözleşmeye müdahale ederek durum borçlu lehine düzeltilebilir. Ancak bu olanaktan ticari işletmesi gereği borç altına giren tacir yararlanamaz. Benzer şekilde, hizmet sözleşmesi veya taşınmaz satışı imkanı hazırlamak veya bunların birinin icrasına aracılık etmek için belirlenen fahiş ücretin indirilmesi de tacirler açısından olanaklı değildir.
Ticari Örf ve Adetin Tacirlere Mutlak Olarak Uygulaması
TTK.m.23, tacir sıfatını haiz olmayanlar hakkında ticari örf ve adetin ancak bunlar tarafından bilinmesi veya bilinmesi gerektiği hallerde uygulanmasını öngörmektedir. Böylece, Kanun, tacirlerin ticari örf ve adetleri bildikleri varsayımından hareket ederek bunlar hakkında ticari örf ve adeti mutlak uygulama yoluna gitmiştir.
İhtar ve İhbarlarda Yazılı şekil
TTK.m.20/3'e göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmek, veya sözleşmeyi fesih yahut sözleşmeden vazgeçmek amacı ile yapılacak ihbar ve ihtarların geçerli olması için noter aracılığı ile veya iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapılması şarttır. Bu hüküm bir ispat değil, geçerlilik şartıdır. Başka deyimle ihbar ve ihtarlar kanunun öngördüğü şekilde yapılmazsa, yapılmamış sayılır, hiçbir hüküm doğurmaz.
Tacirler Arasındaki Ticari Satım ve Trampalar
Tacirler arasındaki ticari satım ve trampalarda, TTK.m.25 adi satım ve trampalara oranla bazı hususlarda farklı hükümler getirmiştir. Bu farklı hükümler, kısım kısım icra edilen satışlar, alıcının alacaklı sıfatı ile temerrüdü, ayıpla ilgili süreler ve bazı denizaşırı satışlarla ilgilidir.
Ticari Defterlerle Kanıtlama
Ticari defterlerle kanıtlama, ancak tacirler arasında ticari işletmeleri ile ilgili anlaşmazlıklarda olanaklıdır. Bu konuda ticari defterleri inceleyen ünitede bilgi verilecektir.
Hapis Hakkı
Hapis hakkı, kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde, alacaklıya, zilyetliğinde bulunan borçluya ait taşınır mallar ile kıymetli evrakı iade etmeyerek paraya çevirme yetkisini veren bir ayni haktır. Hapis hakkının doğumu için taşınır mal veya kıymetli evrak ile muaccel alacak arasında tabii bir bağ bulunması koşuldur. Tacirler arasında ve her iki taraf için ticari olan işlerde bu bağ varsayılmaktadır.
Ticaret unvanı, her tacirin, ticari işletmesine ilişkin iş ve işlemlerinde kullandığı addır.
Ticaret unvanını, diğer ticari adlardan ayırmak gerekir. Bunlar işletme adı, marka ve coğrafi işaretlerdir.
İşletme Adı
İşletme adı, ticaret yeri olarak bizzat işletmeyi tanıtmaya ve benzer işletmelerden ayırmaya yarayan bir addır. Emek Sineması, Çemberlitaş Turşucusu gibi. İşletme adında, işletme sahibinin adı veya soyadı bulunabilir, fakat bu halde dahi amaç işletme sahibini değil, işletmenin kendisini belirtmektir. İşletme adına örnek olarak Kılıçoğlu Sineması, Şifa Eczanesi, Abdullah Lokantası gösterilebilir. İşletme adı seçip kullanmak zorunlu değildir. Ancak, işletme adı seçilmiş ve kullanılıyor ise, bunun ticaret siciline tescili gerekir. Tescil edilen işletme adı, sahibine, tescil edildiği sicil çevresinde tekel hakkı verir ve korunur. Tescil edilmiş olsun olmasın, işletme adı haksız rekabet hükümleri ile de korunur. Esnaf da işletme adı seçebilir. İşletme adının seçiminde serbestlik ilkesi yürürlüktedir. Kamu düzenine aykırı olmamak ve başkalarının daha önce seçilmiş işletme adları ile karışıklığa (iltibasa) neden olmamak kaydı ile tacir istediği adı işletme adı olarak seçebilir. İşletme adı, işletme ile birlikte devredilebilir, hatta aksi kararlaştırılmamışsa, işletmenin devri, işletme adının devrini de kapsar. Buna karşılık, işletme devredilmeksizin sadece işletme adının devredilmesi söz konusu değildir.
Coğrafi İşaret
Coğrafi işaret belirgin bir niteliği, ünü veya diğer özellikleri itibariyle kökeninin bulunduğu bir yöre, alan, bölge veya ülke ile özdeşleşmiş bir ürünü gösteren işaretlerdir. Coğrafi işarete örnek olarak ürünün Türkiye’de üretildiğini gösteren (TM) harfleri, Antep Fıstığı, İznik Çinisi gösterilebilir.
Marka
556 sayılı Markaların Korunması Hakkına göre marka, bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayımlanabilen veya çoğaltılabilen her türlü işarettir. Markalar ya bir mal veya hizmetle işletme arasındaki ilişkiyi açıklar ya da aynı veya benzer konularda uğraşan işletmelerin piyasaya sürdükleri benzer mal ve hizmetleri birbirinden ayırt etmeye yararlar. Unvan ise işletme ile sahibi arasındaki bağı, daha doğru bir ifade ile işletmenin sahibini gösterir.

Marka Türleri

Markalar ticaret markaları, hizmet markaları ve garanti markaları olarak üç gruba ayrılabilir. Markaya örnek olarak Arçelik, Selpak, Vestel gösterilebilir.

Hizmet Markası

Bir ticari işletmenin hizmetlerini diğer işletmelerin hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan her türlü görülebilen veya işitilebilen işaretlerdir. Örneğin bir radyo istasyonunun yayınında kullandığı müzik parçası, bir hizmet markasıdır.

Garanti Markası

Garanti markası, marka sahibinin kontrolü altında birçok işletme tarafından o işletmelerin ortak özelliklerini, coğrafi menşelerini ve kalitesini garanti etmeye yarayan ortak işaretlerdir. Örneğin Türk Standartları Enstitüsünün belirli koşullarda, ürünler üzerinde kullanma yetkisi verdiği “TSE” işareti.

Ticaret Markası

Ticaret markası bir işletmenin üretimini ve/veya ticaretini yaptığı malları, başka işletmelerin mallarından ayırt etmeye yarayan işarettir. Ticari markalar tanınmış marka, bireysel marka ve ortak marka olarak sınıflandırılabilir.
• Tanınmış marka, uluslararası tanınmış şöhrete ulaşmış markadır.
• Ortak marka, üretim veya ticaret işletmelerinden oluşan bir grup tarafından kullanılan işarettir.
• Bireysel marka, bir kişi tarafından belirli bir ürün veya ürünler için tescil ettirilmiş markadır.
Marka Seçimi ve Tescili
556 sayılı KHK. Marka olarak seçilecek işaretler konusunda işletme sahibine seçim özgürlüğü tanımış olmakla birlikte, çeşitli yasaklar da öngörmüştür. Genel olarak markanın ayırt etme gücü bulunmaması ahlak ve adaba aykırı bulunması, aldatıcı nitelik taşıması, başkalarının haklı olarak kullandığı markalara tecavüz oluşturması yasak nedenleridir. Seçilen marka Türk Patent Enstitüsü tarafından tutulan marka siciline tescil ettirilir. Tescil edilen marka ile ilgili bilgiler TPE’ce yayımlanan Resmi Marka Gazetesinde ilan olunur. Marka tescil edilince, talep anından itibaren 10 yıl süre ile korunur. Bu süre onar yıllık süreler için yenilenebilir. Tescil marka sahibine kullanma ve korunma haklarını sağlar, buna karşılık marka sahibi markasını aynen tescil edilmiş şekli ile kullanma zorundadır.
Markanın Devri
Marka işletmeyle birlikte veya işletmeden ayrı devredilebilir, satılabilir, mülkiyeti korunarak lisans sözleşmesine konu edilebilir, miras yoluyla intikal edebilir. Devir ve lisans işlemleri yazılı şekle tabidir ve üçüncü kişilere karşı hüküm ifade edebilmesi için marka siciline tescili gereklidir.
Marka Üzerindeki Hakkın Sona Ermesi
Marka üzerindeki hakkın sona ermesi, marka sicilindeki kaydın silinmesi ile olur. Silinme nedenleri olarak feragat, mahkeme kararı ve resen terkin öngörülmüştür.
Ticaret unvanı, kökleri Ortaçağa kadar giden bir müessesedir. İşletme ile sahibi arasındaki bağı gösterdiği için özellikle üçüncü kişiler açısından önemlidir. Ticaret unvanını oluşturma ve unvanın devrinde çeşitli sistemler vardır.
Özgürlük Sistemi
Özgürlük sisteminde, tacir istediği unvanı seçebilir ve bu unvanı dilediği gibi devredebilir. Bu sistemde, ticaret unvanı, tacirin kimliği ve niteliği hakkında doğru bilgi vermez.
Gerçeklik Sistemi
Bu sistem serbestlik sisteminin tam tersidir. Burada üçüncü kişilerin yararı işletme sahibinin çıkarına tercih edilmiş ve unvanın tacirin tam kimliğini yansıtması esas alınmıştır. Unvan hayali isimlerden oluşamadığı gibi, aynen devredilmesi ve mirasçılara devri de olanaklı değildir.
Karma Sistemler
Bu sistemler önceki iki sistemi bağdaştırmaya çalışır. Bu sistemlerde unvan önce işletme ve işletme sahibinin nitelik ve niceliğine uygun olmalı ve mutlaka işletme sahibini göstermelidir. Ancak unvan kullanılmaya başlanıldıktan sonra devredilebildiği gibi mirasçılara da intikal eder. TTK. sisteminin de karma sistem olduğu söylenebilir.
Ticaret unvanı tacirin ticari işletmesine ilişkin iş ve işlemlerinde kullandığı ad olduğuna göre, tacir sıfatına sahip gerçek ve tüzel kişilerin unvanlarının nasıl oluştuğunu ayrı ayrı ele almak gerekir.
Gerçek Kişi Tacirlerin Ticaret Unvanı
Gerçek kişi tacirin unvanı, kendi ad ve soyadından ibaret bir çekirdek ile, yapmaya zorunlu olduğu veya yapabileceği eklerden oluşur.

Çekirdek

Gerçek kişi tacirin ticaret unvanının çekirdeği kendi ad ve soyadıdır. Kanun, ad ve soyadı demiş olduğu için ad ve soyadı aynen yazılmalıdır, kısaltılamaz.

Ekler

Unvana yapılacak ekler, zorunlu ve isteğe bağlı olmak üzere ikiye ayrılır.

Zorunlu Ekler

Sadece ad ve soyadından oluşan bir unvan kullanmak olanaklıdır. Ancak, aynı sicil çevresinde daha önce tescil edilmiş aynı ad ve soyadından oluşan bir unvan varsa, bu takdirde ikinci tescili talep edenin unvanını birinci unvandan ayırt eden başkaca ibarelerin unvanda kullanılması zorunlu hale gelir. Bunlara zorunlu ekler denir.

İsteğe Bağlı Ekler

Tacir, çekirdekten oluşan ticaret unvanına, zorunlu ek koymak durumu olmasa dahi, kendi isteği ile ek koyabilir. Gerçek kişi tacirin ticaret unvanına örnek olarak “Vedat Kemer Unlu Mamulleri” gösterilebilir.

Zorunlu ve İsteğe Bağlı Ek Seçmede Sınır

Zorunlu veya isteğe bağlı olarak, çekirdeğe yapılacak ekler, tacirin kimliği ve işletmenin önem ve genişliği yahut mali durumu hakkında üçüncü kişilerde yanılgıya neden olacak nitelikte bulunmamalı ve gerçeğe veya kamu düzenine aykırı olmamalıdır. Unvana ek olarak Türk, Türkiye, Cumhuriyet, Milli kelimeleri ancak Bakanlar Kurulu kararı ile konulabilir. Ayrıca, özel kanunlar gereğince bazı kelimelerin unvanda kullanılması yasaklanmış veya özel izne tabi tutulmuş olabilir. Banka kelimesi gibi.
Tüzel Kişi Tacirlerin Ticaret Unvanı

Ticaret Ortaklıklarının Ticaret Unvanı

Kollektif Ortaklıklar

Kollektif ortaklıkların ticaret unvanlarının çekirdeği, ortaklardan en az birisinin adı ve soyadı ile ortaklığı ve türünü gösterir ibareden oluşur. Unvan Türkiye'nin herhangi bir sicil dairesinde tescil ve Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile ilan edilmiş bir başka ortaklığın unvanı ile aynı olacak olursa, ayırt edici eklerin konulması zorunludur. Böyle bir zorun olmasa da isteğe bağlı ek konulabilir. Ek seçmede sınır, gerçek kişi tacirlerde olduğu gibidir. Kollektif ortaklığın ticaret unvanına örnek olarak “Ali Gülen ve Ortakları Taşımacılık Kollektif Ortaklığı” gösterilebilir.

Komandit Ortaklıklar

Komandit ortaklıklarda ticaret unvanının çekirdeği komandite ortaklardan en az birisinin ad ve soyadı ile ortaklığı ve türünü gösterir ibareden oluşur. Komanditer ortağın ad ve soyadının unvanda yer alması yasaktır. Fakat her nasılsa adı unvanda yer almışsa bunun yaptırımı komanditer ortağın, komandite ortak gibi sorumlu olmasıdır. Komandit ortaklığın ticaret unvanına örnek olarak “Ali Güven Turizm ve Otelcilik Komandit Ortaklığı” gösterilebilir.

Anonim Ortaklıklar

Anonim ortaklıklarda unvanın çekirdeği, işletme konusunu gösterir bir kelime ile ortaklık ve türünü gösterir ibareden oluşur. Ortaklığı ve türünü gösteren ibarenin kısaltılarak yazılması olanaklıdır. “A.O.” gibi. Zorunlu ve isteğe bağlı ek seçme ve sınırlar kollektif ortaklıkta olduğu gibidir, sadece unvana ek olarak bir gerçek kişinin adı ve soyadı yazılacak olursa, ortaklığı ve türünü gösteren ibare kısaltılarak yazılamaz.

Limited Ortaklıklar

Limited ortaklıklarda ticaret unvanı aynen anonim ortaklıklarda olduğu gibidir. Sadece limited ortaklıklardaortaklık tarafından düzenlenecek mektup ve belgelerde ortaklığın unvanıyla birlikte esas sermaye miktarının da gösterilmesi gerekir.
Ticari İşletme İşleten Dernek ve Diğer Tüzel Kişilerin Unvanları
Ticari işletme işleten dernek ve diğer tüzel kişilerin unvanları adlarının aynıdır. Bunların zorunlu ek kullanması söz konusu olmadığı gibi, isteğe bağlı ek de kullanamazlar. Ticari işletme işleten dernek unvanına örnek olarak “Kızılay Afyonkarahisar Maden Suyu İşletmesi” gösterilebilir.
Donatma İştirakinin Ticaret Unvanı
Donatma iştirakinin ticaret unvanı müşterek donatanlardan hiç olmazsa birisinin ad ve soyadını veya deniz ticaretinde kullanılan geminin adını, ortaklığı ve türünü gösteren ibareden oluşur.
Şube Unvanları
Şube unvanları, merkez işletme unvanının yanında şube kelimesinin eklenmesi ile oluşur. Ayrıca unvana şube ile ilgili ekler yapılabilir.
Tescil ve İlan
Her tacir işletmesini açtığı veya işletmenin açılmış sayılacağı tarihten itibaren 15 gün içinde ticaret unvanı seçmek ve unvanını merkezin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır. Şube açılmış ise şube unvanları şubenin bulunduğu yer ticaret siciline aynı süre içinde tescil ettirilir.  Her tacir kullanacağı ticaret unvanını ve bunun altına atacağı imzayı notere onaylattırdıktan sonra sicil memuruna teslim ile yükümlüdür. Tacir tüzel kişi ise, imzaya yetkili kişilerin imzaları onaylattırılarak sicil memuruna verilir. Sicil memuru yasaya uygun gördüğü unvanları tescil ve gerekiyorsa ilan eder.
Tekel Hakkı
Kanuna ve usulüne uygun olarak tescil ve ilan ettirilmiş olan unvanı kullanma hakkı yalnızca sahibine aittir. Bu tekel hakkının uygulama sınırı gerçek kişilerde tescil olunan sicil çevresi, tüzel kişilerde bütün Türkiye'dir.
Unvanı Kullanılma Zorunu
Tacirler, ticari işletmeleri ile ilgili iş ve işlemlerinde ticaret unvanlarını kullanmak zorundadırlar. Ticaret unvanını kullanmak tacir için bir hak olduğu kadar bir zorundur.
Unvanı İşletmeye Asma Zorunu
Tacirler ticari işletmelerinin giriş cephesine herkes tarafından görülebilecek bir yerine, okunaklı bir şekilde ticaret unvanlarını yazmak zorundadırlar.
Unvanda Adı Bulunan Kişinin Adının Değişmesi
Ticari işletme sahibinin veya bir ortağın, ticaret unvanında yer alan adı değişirse unvan olduğu gibi kalabilir.
Ortaklar Arasında Değişiklik
Ortaklar arasında bir değişiklik halinde kural olarak ortaklığın unvanı değişmez. Adı unvanda bulunan ortak, ortaklıktan ayrılırsa yazılı rızası alınmak kaydı ile adı unvanda kalabilir, aksi takdirde unvan değişmelidir. Adı unvanda bulunan ortak ölürse, mirasçıların ortaklıkta kalmaları veya yazılı rıza vermeleri halinde unvanaynen kalabilir.
Unvanın Devri
Ticaret unvanı tek başına devredilemez. Ancak ticari işletme ile birlikte devri olanaklıdır. Devredilen unvan yeni sahibi tarafından hiçbir değişiklik veya eklenti yapılmaksızın kullanılabilir.
Unvanın Miras Yolu İle Devri
Unvanın miras yolu ile mirasçılara geçeceğine ilişkin yasal bir hüküm yoktur. Ancak unvan yabancılara dahi devredilebildiğine göre, mirasçılara öncelikle devrolunur. Ancak, devir ticari işletme ile birlikte olmalıdır.Örneğin iki mirasçı varsa, birisine ticari işletmenin diğerine ticaret unvanının devri olanaklı değildir. Ticaret unvanında yapılacak tüm değişikliklerin tescil ve gerekiyorsa ilanı şarttır.
Ticaret Unvanını Kullanma Hakkının Sona Ermesi
Ticaret unvanı kullanma hakkı tacir sıfatının doğduğu anda başlar, bu sıfat yitirildiği anda biter. Tacir sıfatı ise, ticari işletmenin faaliyetini tatil etmesi veya esnaf işletmesine dönüşmesi ile son bulur, her iki halde de ticaret sicilindeki kayıt silinmelidir. Ticaret ortaklıkları fesih ve tasfiyeye girmişlerse unvanlarına Tasfiye Halinde ibaresi eklenir.
Ticaret sicili, ticari işletme ile ilgili konuların, tacirin ve üçüncü kişilerin çıkarları yönünden açıklanmasına hizmet eden bir müessesedir. Ticaret sicillerinin kaynağını eskiden lonca üyelerinin kaydı için tutulan defterler oluşturur.
Ticaret Sicili ve Örgütü
Ticaret sicili ülkemize ilk olarak 1926 tarihli Ticaret Kanunumuz ile girmiştir. 1957 tarihli Türk Ticaret Kanununda da ticaret sicili düzenlenmiştir. Ayrıca Ticaret Sicili Tüzüğü 08.02.1957 tarihinde çıkarılmış, bazı maddeleri 559 sayılı KHK. ile değiştirilmiştir. TTK.’nın, 559 s. KHK. ile değiştirilmiş 26. maddesine göre ticaret ve sanayi odası veya ticaret odası bulunan yerlerde bir ticaret sicili memurluğu kurulur. Oda olmayan veya yeterli teşkilatı bulunmayan odaların olduğu yerlerde ticaret sicil işleri Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca belirlenecek o il dahilindeki yeterli teşkilata sahip odalardan birinin ticaret sicil memurluğu tarafından yürütülür.

Ticaret sicilinin yönetimi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının uygun görüşü alınarak ilgili oda meclisi tarafından atanan bir sicil memuruna aittir. Sicil memurluğunun iş hacmine göre yeteri kadar yardımcı görevlendirilir.Ticaret sicili memuru ve yardımcıları ile diğer personeli, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Devlet memuru gibi cezalandırılır ve bunlara karşı işlenmiş suçlar Devlet memurlarına karşı işlenmiş sayılır.
Açıklık
Kamu güvenine mazhar olan bir sicil olması nedeniyle ticaret sicili kamuya açıktır. Hatta bu yönden tapu sicilinden de ileridedir. Tapu sicilleri ancak taşınmazla ilgili kişiler tarafından incelenebilirken, herkes, ticaret sicilinin içeriğini ve belgeleri inceleyebileceği gibi bunların onaylı bir suretini de isteyebilir. Görülüyor ki, inceleme ve suret istemek için ilgili olduğunu kanıtlamak dahi gerekli değildir. Sadece, örnek almak harca tabidir.
Ticaret Kanunumuz, tescil ve ilanı gereken konuları genel olarak açıklamamış, düzenlediği her müessese için ayrı ayrı, yalnızca tescil veya hem tescil hem de ilanı gereken konuları belirlemiştir. Tescil, ilgili ticari işletmenin bulunduğu yer ticaret siciline yapılır. İlan ise bütün Türkiye’de etkin olmak üzere, Ankara’da yayımlanan Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile yapılır. Ticaret siciline, ancak kanunların tescilini emrettiği konular tescil edilebilir. Ticaret Sicil Gazetesi ile ancak kanunlarımızda ilanı öngörülen konular ilan edilebilir. Tescil edilen bir konunun ilanı, kanunda aksine hüküm yoksa aynen yapılır.
Tescil Yöntemi

Talep

Kural olarak tescil süresi, tescili gerekli işlemin oluşmasından itibaren 15 gündür. Yasa, özel durumlarda aksine hüküm getirmiş olabilir. Kural olarak tescil, ilgili veya ilgililerin talebi üzerine yapılır. Ancak kanunun öngördüğü hallerde kendiliğinden (re’sen) veya ilgili makamın bildirmesi üzerine de tescil yapılabilir. İlgililer bizzat talepte bulunabilecekleri gibi, yetkili temsilcileri veya hukuki halefleri de tescili talep edebilirler. Tacir gerçek kişi ise ilgili, kendisi veya vekili, tüzel kişi ise organları veya vekilleridir. Tescil talebi, yazılı şekilde, dilekçe ile yapılır, dilekçeye gerekli belgeler eklenir.  Tescil edilmiş konularda yapılacak değişiklikler veya sicilden silinme için aynı süre ve yöntem yürürlüktedir.

Sicil Memurunun İnceleme Yetkisi

Sicil memurunun görevi tescili istenen konuları tescilden ibaret değildir. Bir konunun tescili veya var olan bir kaydın değiştirilmesi veya silinmesi söz konusu olunca, sicil memuru bu işlemler için kanuni koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini incelemekle yükümlüdür. Bu nedenle sicil memuru, tescil talebinde bulunan kişinin kimliğini, ehliyetini, yetkisini, talebin kanuni koşullara uyup uymadığını, gerekli belgelerin talebe ekli olup olmadığını, bunların kanuni şekilde düzenlenip düzenlenmediği ve özellikle tescili talep edilen konunun kanunca tescili gerekli konulardan olup olmadığını incelemekle yükümlüdür.

İnceleme Sonuçları

Sicil memuru yaptığı inceleme sonucu, talebi ya kabul ya red eder veya geçici olarak tescile karar verir. Kabul halinde tescil yapılır. Red halinde ilgililer red kararına karşı, kararın kendilerine tebliğinden itibaren 8 gün içinde sicilin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla görevli mahkemeye itiraz edebilirler. Mahkemenin kararına karşı ilgililer veya sicil memuru 15 gün içinde temyiz yoluna başvurabilir. Çözümü mahkeme hükmüne bağlı olan veya sicil memuru tarafından tescilinde duraksanan konular, ilgililerin talebi üzerine sicile geçici olarak kayıt olunur.  Ancak, ilgililer, geçici tescilden itibaren 3 ay içinde mahkemeye başvurduklarını veya aralarında anlaştıklarını kanıtlayamazlarsa, geçici kayıt silinir. Mahkemeye başvurma halinde elde edilen ilam uyarınca, geçici kayıt ya kesin kayda çevrilir veya silinir.

Tescil Zorunu

Tescili gerekli konuların tescil ettirilmesi kanuni zorundur. İlgili veya ilgililer kanuni süre içinde tescili yaptırmakla yükümlüdürler. Bu yükümü yerine getirmezlerse, TTK.m.40’ta öngörülen yaptırımlar kendilerine uygulanacağı gibi, ilgilinin talebi olmaksızın da kendiliğinden (re’sen) veya ilgili makamın emri ile tescil yapılır.

İlan

Kanun, hangi konuların tescil, hangi konuların hem tescil, hem de ilan edileceğini açıkça belirtmiştir. Tescil edilen her husus ilan edilemez. İlan, Ankara’da yayımlanan bütün Türkiye’deki sicil kayıtlarını ilana özgü Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile yapılır. Tescil edilen konular, kural olarak sicil memurluğunun bağlı bulunduğu Ticaret Odasının yetki çevresinde hüküm ifade ettiği halde, ilan edilen konular bütün Türkiye’de etkindir. İlan üçüncü kişilere karşı, ilanın çıkmasını izleyen ilk iş gününden itibaren geçerli olur.
Açıklayıcı Nitelik
Bir konunun tescili zorunlu olmakla beraber, o konu tescilinden önce de doğmuş ve hüküm ifade etmişse, ticaret sicilinin açıklayıcı bir rol oynadığından söz edilir.  Örneğin ticaret unvanının, tescil ve ilanı gerekmekle beraber, bu unvan tescil yapılmadan önce de vardır. Kanunumuzun sistemine göre, ticaret sicili kural olarak açıklayıcı niteliktedir.
Yaratıcı Nitelik
Bazı işlemler ise, kanunun açık hükmü gereği, ancak ticaret siciline kayıt ile doğar ve hüküm ifade eder. Tescilden önce bu işlemin varlığından söz edilemez. Bu takdirde ticaret sicili yaratıcı bir rol oynar. Örneğinticaret ortaklıkları, ancak ticaret siciline tescil anında tüzel kişilik kazanır, tescilden önce tüzel kişilik yoktur.
Ticaret Sicilinin Olumlu ve Olumsuz Etkisi

Olumlu Etki

Ticaret sicilinin aleniliği ilkesi sonucu, ticaret siciline tescili gerekli konular tescil, tescil ve ilanı gerekli konular da tescil ve ilan edilmişlerse, artık üçüncü kişiler bu konuları bilmediklerini ileri süremezler.Örneğin, anonim ortaklığın amaç ve konusunun tescil ve ilan edilmesi gerekmektedir. Amaç ve konu tescil ve ilan edildikten sonra, ortaklık temsilcilerinin ortaklık adına üçüncü kişilerle konu dışı yapmış olduğu bir işlemden dolayı ortaklık üçüncü kişiye karşı sorumlu olmaz, bu işlem hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Kanunca ticaret siciline tescili öngörülmüş konular tescil, tescil ve ilanı gerekli konular da tescil ve ilan edilmişlerse, üçüncü kişiler bunları bilmediklerini ileri süremezler.

Olumsuz Etki

Tescili kanunda öngörülmeyen bir konu tescil, ilanı öngörülmeyen bir konu ilan edilmez. Buna rağmen, tescili gerekmediği halde bir konu her nasılsa tescil, ilanı gerekmediği halde her nasılsa ilan edilmiş ise, bu durum üçüncü kişilerin iyiniyetini ortadan kaldırmaz. Üçüncü kişilerin bunları bilmediği varsayılır, bildiklerinin sicil kaydından başkaca kanıtlarla kanıtlanması gerekir. Yine, tescili gerektiği halde tescil edilmemiş bir konu üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Başka deyimle bu konuyu üçüncü kişilerin bilmedikleri karinesi yürürlüktedir. Bu bir karine olduğu için tacir, bunun aksini kanıtlayabilir. Tescil ve ilanı gerekip de sadece tescil edilmiş bulunan bir konu ancak sicil memurluğunun bağlı olduğu oda çevresinde üçüncü kişilerin iyiniyetini ortadan kaldırır, bütün Türkiye’de etki yapması için ilanın yapılması şarttır. Ticaret siciline tescili gerekmediği halde tescil edilmiş veya tescili gerektiği halde tescil edilmemiş konular üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
Haksız rekabeti; aldatıcı hareket veya dürüstlük kurallarına aykırı başkaca suretle ekonomik rekabetin her türlü kötüye kullanılmasıdır, diye tanımlamış bulunmaktadır. Tanımlamanın başarılı olduğu söylenemez. Burada aldatıcı hareket ve dürüstlük kurallarına aykırılık iki ayrı unsur imiş gibi görünmektedir. Oysa aldatıcı hareketlerin esasen dürüstlük kurallarına aykırılık oluşturduğu açıktır. Bu tanımlamadan haksız rekabetin üç unsuru olduğu ortaya çıkar. (a) Ekonomik rekabet, (b) Aldatıcı davranış ve başkaca suretle dürüstlük kurallarına aykırı hareket, (c) Rekabet hakkının kötüye kullanılması.
Ekonomik Rekabet
Rekabet, ekonomik yaşamda müşteri çekmek için yapılan yarışmadır. Ekonomik rekabetin ilk şartı, bir ekonomik etkinliğin söz konusu olmasıdır. Ekonomik etkinlik olmaksızın, ekonomik rekabet söz konusu olamaz. Aldatıcı Hareket ve Başkaca Suretlerle Dürüstlük Kurallarına Aykırı Davranış Kanun koyucu tarafından ekonomik rekabet uygun görülmekte ve korunmaktadır. Ekonomik rekabette bireyler, elbette rakipleri ile yarışacaklar, onları yenmeye, geçmeye çalışacaklardır. Ancak bu yarışmada kullanacakları araçlar, meşru olmalıdır. Rakibi kötülemek, müşteri çevresini aldatıcı davranışlarla kandırmak ve başkaca suretle dürüstlük kurallarına aykırı davranmak kabul edilemez. Burada MK.m.2 anlamında dürüstlük söz konusudur. Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Rekabet de bir haktır. Bu nedenle herkes rekabet hakkını kullanırken dürüstlük kurallarına uymakla yükümlüdür.
Rekabet Hakkının Kötüye Kullanılması
Sınırları dürüstlük kuralları ile belirli olan rekabet özgürlüğünün sınırları aşılmış ise, burada kötüye kullanma vardır. Haksız rekabet hükümleri ile korunan rakip değil, bireyin rekabet hakkıdır. Bu nedenle dürüstlük kuralları dışına çıkılmışsa, kötüye kullanma var sayılır. Belirli davalar dışında, zarar verme kasdının aranmasına dahi gerek yoktur. Hatta bu kötüye kullanmanın yasaklanmasını isteyenler, rakipten başkaları dahi olabilir.
Özel Haksız Rekabet Halleri
Ticaret Kanunumuz, haksız rekabeti tanımlayıp genel olarak düzenleyen 56.maddenin hemen ardından 57.maddede özel haksız rekabet hallerini 10 bend halinde saymıştır.

1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici beyanlarla kötülemek. Bu açıdan, gerçeğe uygun bir konu dahi gerekmeksizin açıklanırsa haksız rekabet hali doğabilir.
2. Başkasının ahlaki veya mali gücü hakkında gerçeğe aykırı bilgi vermek. Bir kimsenin ahlaki ve mali gücü iyi olduğu halde kasden kötüdür diye gerçeğe aykırı bilgi verilirse, bu yukarıda 1.bendde incelediğimiz bölüme girer. Ancak, ahlaki durumu veya mali gücü bozulan bir kişi hakkında iyi diye referans vermek, kötüleme değil, gerçeğe aykırı bilgi verme halini oluşturur.
3. Kendi kişisel durumu, malları, iş ürünleri veya ticari işleri hakkında yanlış veya yanıltıcı bilgi vermek veyahut üçüncü kişiler hakkında aynı şekilde hareket etmek sureti ile rakiplerine oranla onları üstün duruma getirmek . Burada aldatıcı reklamlar söz konusudur.
4. Derece, belge ve ödül almadığı halde bunları sahipmişçesine hareket ederek üstün yeteneğe sahip olduğu kanısını uyandırmağa çalışmak veya buna uygun olan yanlış unvan ve mesleki adlar kullanmak.
5. Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyeti veya işletmesi ile karışıklık (iltibas) oluşturmaya çalışmak veya buna uygun olan önlemlere başvurmak, özellikle başkasının kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma araçları ile karışıklığa neden olan malları, durumu bilerek veya bilmeyerek satışa sunmak veya kişisel ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak.
6. Üçüncü kişilerin yardımcılarına, vekillerine, onları görevlerini ihlale yönlendirmek suretiyle, kendisine veya başkasına yarar sağlamak amacı ile veya bu gibi çıkarları sağlamaya uygun olacak surette, hak etmedikleri çıkarlar sağlamak veya vaad etmek.
7. Yardımcıları, vekilleri kandırmak suretiyle işverenin veya müvekkillerinin üretim veya ticaret sırlarını açıklatmak veya ele geçirmek.
8. Elde ettiği veya öğrendiği üretim ve ticaret sırlarından dürüstlük kurallarına aykırı olarak haksız yerde yararlanmak veya bunları başkalarına yaymak.
9. İyiniyet sahiplerini kandırabilecek surette gerçeğe aykırı iyi hal ve yeterlik belgeleri vermek.
10. Rakipleri hakkında uygulanan kanun, tüzük, sözleşme yahut mesleki veya yerel adetlere göre belirlenmiş bulunan iş hayatı koşullarına uymamak.
Haksız Rekabetin Sonuçları
Haksız rekabeti düzenleyen hükümler, hukuki ve cezai yaptırımlarla korunmuş bulunmaktadır.
Hukuki Yaptırımlar
Haksız rekabet nedeni ile açılabilecek hukuk davalarını şöylece sıralamıştır:
• Ortada bir haksız rekabetin olup olmadığını belirlemek için açılabilen tespit davası
• Haksız rekabetin durdurulması, önlenmesi amacını taşıyan önleme davası.
• Haksız rekabet sonucu doğan maddi durumun ortadan kalkması, haksız rekabet yanlış ve yanıltıcı beyanlarda yapılmışsa bunların düzeltilmesi davası.
• Haksız rekabette bulunanın kusurlu olması halinde, uğranılan zararın giderimi amacını taşıyan maddi giderim (tazminat) davası.
• BK.m.49’daki koşullar gerçekleşmişse, manevi giderim davası.

Manevi giderim, bir kimsenin kişilik haklarına yapılan saldırı nedeniyle duyduğu bedensel ve manevi acının, elemin, yaşama isteğinde meydana gelen eksilmenin giderilmesini amaçlamaktadır.
Davacı ve Davalı Olma Ehliyeti

Davacı

Haksız rekabet yüzünden müşterileri, kredisi, mesleki itibarı, ticari işletmesi ve diğer ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalan rakip, tüm haksız rekabet davalarını açabilir. Haksız rekabet davalarını müşteriler de açabilirler. Ancak müşterilerin dava açabilme koşulu fiilen zarar görmüş olmalarıdır. Haksız rekabete uğrayanın dahil olduğu mesleki birlikler (Borsalar, Ticaret ve Sanayi Odaları gibi) üyelerinin karşılaştığı haksız rekabet nedeniyle tesbit, önleme ve haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun düzeltilmesi davalarını açabilirler.

Davalı

Haksız rekabet davalarında davalı, ilk önce haksız rekabette bulunan rakiptir. Dava haksız rekabet eylemine dolaylı veya dolaysız katılan üçüncü kişilere karşı da açılabilir. İşçilerin ve yanlarında çalışanların gerçekleştirdikleri haksız rekabet nedeniyle dava işveren aleyhine de açılır. Haksız rekabet basın yolu ile işlenmiş ise, tespit, önleme ve haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun düzeltilmesi davaları yazı sahibi veya ilan verene karşı açılır.

Hüküm

Hukuk usulündeki mahkeme hükmü sadece taraflar arasında kesindir kuralının aksine olarak, haksız rekabet davası sonucu elde edilen hüküm sadece taraflar arasında değil, 3. kişilere karşı da etkilidir. Haksız rekabetin önlenmesi ve haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun düzeltilmesi davalarında bir kişi aleyhine verilmiş olan hüküm, haksız rekabete konu olan ürünü doğrudan doğruya veya dolayısıyla kendisinden elde etmiş olan kişilere de uygulanır. Kişisel ihtiyaç için ürünü elinde bulundurmak, bunun dışındadır. Haksız rekabet sonucu verilen hüküm, davayı kazanan tarafın isteği üzerine gideri davalıya ait olmak üzere ilan da ettirilebilir.

Zaman Aşımı

Haksız rekabet davaları, davaya hakkı olan tarafın bunu öğrendiği andan itibaren 1 yıl ve her halde bunların doğumundan itibaren 3 yıl geçmekle zaman aşımına uğrar. Fiil cezayı gerektiren bir davranış olup daha uzun bir ceza zaman aşımı varsa, bu süre hukuk davalarına da uygulanır.

Cezai Yaptırımlar

Haksız rekabete ilişkin hükümlere aykırılık, öngörülen hallerde, takibi şikayete bağlı veya resen takip edilecek suçları da oluşturabilir. Bu hallerde 1 yıla kadar hapis cezası verilebilir.
Her tacir ticari işletmesinin durumunu bilmek zorundadır. İşletmenin varlığı, borçları, alacakları, yükümleri açıkça bilinmelidir ki, tacir işlerinde güven sağlayabilsin, işlerinin iyiye veya kötüye gittiğini anlayabilsin. Bu nedenle defter tutmak, tacir için bir ihtiyaç, hatta bir zorunluluktur. Bu nedenledir ki, tacirler, en eski zamanlardan beri, kendi istekleri ile defter tutmuşlardır. Tacirlerin, bu ihtiyaçlarını karşılamak için hangi defterleri hangi usullerle tutacakları İşletme ve Muhasebe bilimlerinin konusuna girer. Kanun koyucular, tacirlerin tuttukları defterlerle ilgilenmekte gecikmemişlerdir. Gerçekten, ticari defterler hukuk bilimi açısından da birçok yönden önemlidir. İlk önce, Vergi Hukuku açısından, vergiye esas olacak matrahın doğru bir şekilde saptanmasında ticari defterler önemli rol oynarlar. Bu nedenle vergi kanunları bu arada Vergi Usul Kanunumuz, tacirlerin tutmakla yükümlü olduğu defterleri vergi hukuku yönünden ayrıntılı bir şekilde düzenlemiş bulunmaktadır. İkinci olarak, Ticaret Hukuku açısından tacirlerin tutmakla yükümlü oldukları defterler, bunların usulüne uygun tutulmaları veya tutulmamalarının sonuçları büyük önem taşır. Ticaret Hukuku açısından defterler özellikle kanıt olarak önem taşıdıkları gibi, iflas halinde tacirin taksirli veya hileli müflis olup olmadığını saptamak yönünden de rol oynarlar. Bu nedenle her ticaret kanunu gibi Ticaret Kanunumuz da defterleri ayrıntılı bir şekilde düzenlemiş bulunmaktadır.
Türk Ticaret Kanununa Göre Ticari Defterler
Ticaret Kanunumuz, tacire defter tutmayı bir zorun olarak yüklemiş bulunmaktadır. Tacir, defterlerini bizzat tutabileceği gibi, bir yardımcısına da tutturabilir. Ticari defterlerin tutulmamasından veya kanuna uygun tutulmamasından doğan sorumluluk tacire aittir. Defter tutma yükümü, tacir sıfatının doğduğu anda başlar, bu sıfatın yitirilmesi ile sona erer. Ancak, bu sıfat sona erse dahi, tutulan defterler belli bir süre (10 yıl) saklanmalıdır. Kanunumuz, defter tutma yükümünü, tacirlere yüklemiş olmakla beraber, tacirin gerçek veya tüzel kişi olması, işletmenin nitelik ve niceliği açısından farklı yükümler getirmiştir. Yine, kamu müesseseleri tarafından kurulan ve bağımsız tüzel kişiliği olmayan ticari işletmelerle, dernekler tarafından kurulan ve ayrı bir tüzel kişiliği olmayan diğer ticari kuruluşlar da defter tutma yönünden ayrı bir kategori oluşturur. Bu itibarla, defter tutma yükümünü, tacir gruplarına göre ayrı ayrı ele almak gerekir.
Gerçek Kişi Tacirlerin Defter Tutma Zorunu
Kanunumuz, gerçek kişi tacirlerin tutmakla yükümlü oldukları defterleri tutulması zorunlu defterler ve isteğe bağlı (ihtiyari) defterler olmak üzere ikiye ayırmıştır.
Tutulması Zorunlu Defterler
Gerçek kişi tacirler, işletmenin nitelik ve öneminin gerektirdiği tüm defterleri tutmakla yükümlüdürler. Ayrıca, işletmenin konusuna göre tutulması gerekli özel defterler ve saklanması gerekli evrak da söz konusudur.
Kanunda İsmen Sayılmış (Onamaya Tabi) Defterler
TTK.m.66/1'in üçüncü bendi, gerçek kişi tacirlere kanunda ismen sayılmış defterlerin tutulması yönünden bir seçim hakkı tanımış görünmektedir. Buna göre, gerçek kişi tacirler, ya defteri kebir (büyük defter), yevmiye defteri (günlük defter) ve envanter ve bilanço defteri tutarlar veya sadece basit işletme defteri ile yetinebilirler. Vergi Usul Kanunu ile uyum sağlamak için getirildiği ileri sürülen bu hüküm hatalıdır. Basit işletme defteri ile yetinebilecek çapta bir işletme, ticari işletme sayılmaz, bu nedenle defter tutma zorunu yoktur; yok, bir ticari işletme söz konusu ise, işletmenin nitelik ve öneminin gerektirdiği tüm defterleri tutmakla yükümlüdür, bunlar da en azından kanunda ismen sayılan bu üç defterdir. Kanunda ismen sayılan bu defterlerin (defteri kebir, yevmiye ve envanter defteri) kanuna göre, usulüne uygun tutulmuş sayılması için tümünün noterce veya belli hallerde ticaret sicili memurunca açılış ve defteri kebir dışında kapanış onaması yapılması gerektiğinden, bunlara onamaya tabi defterler de denir.
Kanunda İsmen Sayılmayan (Beyana Tabi) Defterler
Kanunda ismen sayılan defterler yanında, tacir, işletmesinin gerektirdiği diğer tüm defterleri tutmakla da yükümlüdür. Ancak, her işletmenin nitelik ve niceliğinin gerektireceği defterler farklı olduğu için bunlar kanunda ismen sayılmamıştır. Ayrıca bunlar noterce de onanmazlar. Tacir, yukarıda anılan bu üç defterden başkaca hangi defterlerin tutulacağını kendisi belirler ve her yıl başında ticaret siciline beyan eder. Bu nedenle bu defterler beyana tabi defterler adını alırlar. Beyana tabi defterlere örnek olarak senetler defteri, stok defteri gösterilebilir.
Özel Hükümlere Göre Tutulması Zorunlu Defterler
Gerek Ticaret Kanunumuz, gerekse diğer kanunlar, işletmenin niteliğine ve uğraştığı konuya göre, bazı özel defterlerin tutulmasını emretmiş olabilir. Bu takdirde tacir bu defterleri de tutmakla yükümlüdür. Örneğintellal olan tacirin tutmakla yükümlü olduğu tellal günlük defteri bu kategoriye girer.
Saklanması Gerekli Evrak
Ticaret Kanunumuz, tacirlere m.66/2'de öngörülen belgelerin düzgün bir şekilde saklanması yükümü getirmiştir. Tacirler, defter tutma yükümlülüklerinin bir eki olmak üzere, ticari işletmeleri ile ilgili belgeleri ve yazışmaları saklamak zorundadırlar. Ticari işletme ile ilgili belgeler; tacirlerin ticari işletmeleri ile ilgili işler dolayısıyla aldıkları mektup, yazı, telgraf, fatura, senet gibi belge ve kağıtlarla mahkeme ilamları gibi belgelerdir.
İsteğe Bağlı (İhtiyari) Defterler
Tacir, isterse, tutmakla yükümlü olduğu bu defterden başka, işletmesinin nitelik ve öneminin gerektirmediği defterleri kendi isteği ile tutabilir. Bu defterlerdeki kayıtların lehine kanıt olmasını istiyorsa, bunları da ticaret siciline beyan etmelidir. Ancak, bunların tutulmaması veya beyan edilmemesi diğer defterler kanuna uygun tutulmuş ise, kanuna uygun tutulan defterlerin kanıt kuvveti üzerinde etki yapmaz. Ayrıca isteğe bağlı defterlerin kanıt niteliğini kazanması, tutulması kanunen zorunlu olan defterlerin tümünün tutulmuş olmasına bağlıdır. İsteğe bağlı defterlere örnek olarak alacak defteri, borç defteri gösterilebilir.
Tüzel Kişi Tacirlerin Defter Tutma Zorunu
Onamaya tabi defterlerde, Ticaret Kanunumuzla gerçek kişilere tanınmış görünen seçim hakkı tüzel kişi tacirlere tanınmamıştır. Tüzel kişi tacirler mutlaka yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defterini tutmak zorundadırlar. Bunun yanında ayrıca bir de karar defteri tutmak zorundadırlar. Beyana tabi defterler, özel hükümlere göre tutulması gerekli defterler ve saklanması gerekli evraklar açısından gerçek ve tüzel kişi tacirler arasında fark yoktur.
Tacirlerin, defter tutma yükümünü yerine getirmiş sayılmaları için sadece defterleri tutmaları yetmez. Bunları yasada öngörülen koşullara uygun olarak tutmaları da gerekir. Defterler usulüne uygun olarak tutulmamış ise, özellikle ispat hukuku yönünden tacir bazı yaptırımlarla karşılaşabileceği gibi, iflas halinde taksirli müflis sayılabilir. Bu açıdan tutulacak defterlerin saptanması ve bu defterlere geçirilecek kayıtlar ayrı ayrı incelenmelidir.
Tutulacak Defterlerin Saptanması
Tacirin tutmaya kanuni olarak zorunlu bulunduğu, kanunda ismen anılan defterlerin açılışları noterce onanmalı, beyana tabi defterler de iki nüsha beyanname ile ticaret siciline her yıl başında beyan edilmelidir. Bu açıdan tutulacak defterlerin saptanması onama ve beyan ile olur.
Onama
Ticaret Kanunumuzun 66. maddesinde tutulmasını ismen sayarak emrettiği defterler ile, diğer özel hükümlere göre tutulmasını emrettiği defterler noterce veya belli hallerde ticaret sicili memurunca onanmalıdır. Onama merasimi TTK. m. 69/1 ile düzenlenmiştir. Değişik maddeye göre “Şirket kuruluş aşamasında 66. maddenin 1. fıkrasında yazılı defterler kullanılmaya başlamadan önce ticari işletmenin bulunduğu yerin ticaret sicili memurluğuna veya notere ibraz edilir. Bu defterler, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunun defterlerin tasdikine ilişkin hükümlerinde yer alan bilgileri içerecek şekilde tasdik ve imza olunur. Sicil memuru veya noter defterlerin kaç sayfadan ibaret bulunduğunu ilk ve son sayfaya yazarak resmi mühür ve imzasıyla tasdik eder. Noterlerce tasdik edilen defterlerin mahiyet ve adetleri ve bunların kime ait olduğu en geç 7 gün içinde ilgili ticaret sicili memurluğuna bildirilir. Şirketin müteakip yıl defterleri ile kullanılması zorunlu diğer defterler 213 sayılı Vergi Usul Kanununun defterlerin tasdikine ilişkin hükümlerine göre tasdik olunur.” Onamaya tabi defterlerin bazıları takvim veya iş yılı sonunda kapanış onamasına tabidir. Bunlardan günlük defter ocak ayının sonuna kadar, envanter defteri iş yılını izleyen üç ayın sonuna kadar kapatılmak ve onanmak gerekir. Günlük defter yıl içinde dolarsa, dolduğu tarihten itibaren en geç 10 gün içerisinde noterce kapanış onaması yapılmalıdır. Büyük defterin kapanış onaması yoktur. Karar defteri için de durum aynıdır. Özel hükümler gereğince tutulan defterler, bu konuda yasada açıklık varsa onanarak kapattırılır. Onamaya tabi defterlerin açılış ve kapanış onamaları usulüne uygun yapılmış olmazsa, defterler usulüne uygun tutulmuş sayılamaz.
Beyan
Tacir sadece onamaya tabi defterleri tutmakla, defter tutma yükümünü yerine getirmiş olmaz. İşletmesinin nitelik ve öneminin gerektirdiği tüm defterleri tutmakla yükümlüdür. Bu defterlerin her birinin türü, niteliği ve sayfa sayısı belirtilerek her yıl başında iki nüsha beyanname ile ticaret siciline beyan edilmeleri, usulüne uygun tutulmuş sayılmalarını sağlar. Sicil memuru beyannamenin bir nüshasını tacirin sicil dosyasına koyar, diğerini onaylayarak tacire geri veri. Bu işlemleri hiç veya gereği gibi yerine getirmeyen tacir, bu defterleri tutmuş olsa dahi, yükümünü yerine getirmiş sayılmaz.
Muhasebe Usulü
Yasamıza göre tacirler kendilerine en uygun gelen muhasebe sistemini seçmekte serbesttirler. Uygulamada defterler, çift kayıt usulüne göre tutulmaktadır. Son zamanlarda muhasebenin bilgisayarla tutulması başlamıştır ve giderek yaygınlaşmaktadır. Kanunumuzun ticari defterlere ilişkin hükümlerinin bu gelişme karşısında çok yetersiz kaldığı açıktır.
Dil
Ticari defterlere geçirilecek kayıtların Türkçe olması zorunludur. Çıkarılacak işletme hesabı özetlerinin ülke parası ile düzenlenmesi gerekmektedir.
Defterlere Geçirilecek Kayıtlar

Günlük Defter (Yevmiye Defteri)

Günlük deftere kaydı gereken işlemler, belgelerden çıkarılarak en az bilgi ve tarih sırası ile ve madde halinde düzenli bir şekilde geçirilir. Kaydı gereken işlemler oluştuklarından itibaren en geç 10 günlük süre içinde yevmiye defterine geçirilmelidir. Tellalın aracılık ettiği işlemleri kaydedeceği tellal günlük defterine kayıtlar günü gününe geçirilmelidir.

Büyük Defter (Defteri Kebir)

Defteri kebir, yevmiye defterine geçirilmiş olan işlemleri buradan alarak usulüne göre ve en az bilgi ile hesaplara dağıtır ve tasnifli olarak bu hesaplarda toplar. Büyük defterin kapanış onaması olmadığı gibi, buraya geçirilecek kayıtlar için de bir süre öngörülmemiştir.

Envanter Defteri

Envanter defterine işletmenin açılış günündeki ve bundan sonraki her iş yılı sonunda çıkarılan envanter ve bilançoları kayıt olunur. Envanter ve bilançoların açıklık ve doğruluk esaslarına göre düzenlenmesi gerekir.

Karar Defteri

Karar defterini tüzel kişi tacirler tutar. Bu deftere ortaklık organlarının yönetim haklarını kullanırken aldıkları kararlar geçirilir.
Özel Hükümlere Göre Tutulması Gerekli Defterler
Bu gibi defterlere geçirilecek kayıtların, bu zorunu yükleyen hükümdeki kayıt ve şartlar uyarınca yapılması gerekir. Örneğin tellalın tutacağı tellal günlük defterine kayıtların günü gününe geçirilmesi gerekir.

Beyana Tabi Defterler

Kanunumuz, beyana tabi defterlere kayıtların ne şekilde geçirileceğini açıklamamıştır. Tacir bu defterleri uygun gördüğü muhasebe sistemine göre tutabilir.

İsteğe Bağlı Defterler

Tacir bu tür defterleri, dilediği sistemle tutabilir.
Ticari defterlerin kanıt olması bazı koşulların gerçekleşmesine bağlıdır.
Anlaşmazlığın Niteliği
Ticaret hukuku açısından ticari defterlerin usulüne uygun olarak tutulmaları şartıyla, tacirler arasında, her iki taraf için de ticari iş niteliğindeki anlaşmazlıklarda kanıt olma açısından büyük önemleri vardır. Taraflardan birisi tacir değil veya anlaşmazlık bir taraf için ticari iş niteliğinde değilse, ticari defterler Ticaret Kanunu anlamında kanıt niteliğini kazanmaz.
Ticari Defterlerin Sahibi Lehine Kanıt Olması
Bir kimsenin kendi tuttuğu kayıtlara dayanarak iddiasını veya savunmasını kanıtlaması, genel usul kurallarına aykırıdır. Bu nedenle, kanun ticari defterlerin sahibi lehine kanıt olmasını anlaşmazlığın tacirler arasında ve her iki taraf için de ticari iş niteliğinde olması genel koşulunun yanında, ayrıca sahibi lehine kanıt olacak defterlerin usulüne uygun tutulmuş olması koşuluna da bağlamıştır. Beyana tabi ve isteğe bağlı defterler, ancak onamaya tabi defterlerle birlikte kanıt kuvvetine sahiptirler.  Defterlerin usulüne uygun tutulmuş olması, tacirin onamaya ve beyana tabi defterler ile işletmenin nitelik ve öneminin gerektirdiği tüm defterleri tutması; süresinde açılış ve kapanış onamalarını yapması; defterlere kayıtları kanunda öngörülen sürede ve istenilen en az bilgi ile geçirmesi; tüm defterlerdeki kayıtların birbirini doğrulaması demektir. Tacir, iddia ve savunmasını mutlaka defterleri ile kanıtlamak zorunda değildir, bu kendisine tanınmış bir haktır.
Ticari Defterlerin Sahibi Aleyhine Kanıt Olması
Bir kimsenin kendi hazırladığı belge veya yazının kendi aleyhine kanıt olarak kullanılması, usul hukuku kurallarına uygundur. Bu nedenle, ticari defterler usulüne uygun tutulsun tutulmasın sahipleri aleyhine kanıt oluştururlar. Defterler usulüne uygun tutulmuş ise tacirin lehine kayıtlarla birlikte aleyhteki kayıtlar da kanıt olarak kabul edilir. Defterler usulüne uygun tutulmamışsa, sadece aleyhteki kayıtlar dikkate alınır, lehdeki kayıtlar dikkate alınmaz. Ticari defterlerin sahibi aleyhine kanıt olarak kullanılması herhangi bir koşula bağlı değildir.
Ticari Defterlerin Teslim ve İbrazı
Ticari defterler, tacirin ticari sırlarını da içermektedir. Bu nedenle anlaşmazlık ticari nitelikte bile olsa, bu defterler her zaman incelenemez.
Teslim
Teslim, ticari defterlerin ve ilgili belgelerin tamamının incelenme amacıyla mahkemeye verilmesi demektir.Çok ağır bir işlem olması nedeniyle ancak üç halde çıkan anlaşmazlıklarda kanunda öngörülmüştür. Bunlarmiras, iflas ve ortaklıktır. Bu hallerden doğan anlaşmazlıklarda defterlerin ve ilgili belgelerin tamamının teslimi mahkemece emredilebilir. Teslim halinde, defter, hesap ve kağıtların her tarafı gerek mahkeme ve gerekse ilgililer tarafından incelenebilir.
İbraz
Ticari defterlerin kanıt kuvvetine sahip olduğu diğer anlaşmazlıklarda defterlerin tamamı teslim edilmez, sadece anlaşmazlık konusu kayıtların sureti çıkarılmak veya sadece ilgili sayfalar üzerinde incelemeler yapılmak üzere defterler ibraz olunur. Taraf, isterse defterlerini ibraz edebileceği gibi, yargılama sırasında haklı bir menfaatin varlığı ispatlanır ve ibraz edilmeleri ispat bakımından zorunlu görülürse, mahkeme resen veya diğer tarafın talebi üzerine defterlerin ibrazına karar verilebilir. Taraflar üçüncü bir kişiye ait defterlerin ibrazını talep edemezler. Burada üzerinde önemle durmak istediğim bir nokta da şudur: Tacirin defterleri aynı zamanda ticari sırlarını da içerdiğinden teslimi gereken haller dışında, defterlerin ibrazı mahkemece dahi emredilse, tacir defterlerini isterse ibraz eder, isterse etmez. İbraz etmezse, belki davayı kaybeder fakat ibraza zorlanamaz.
Ticari Defterlerle Kanıtlamada Yemin
Ticari defterler, yazılı kanıt niteliğinde olmakla beraber sahipleri lehine kanıt olacaklarsa, başlı başına hükme esas olamazlar. Ayrıca bir yeminle kuvvetlendirilmeleri gerekir.
Tamamlayıcı Yemin
Mahkeme defter içeriğini sahibi lehine hüküm vermeye uygun görmüş ise, kanısını kuvvetlendirmek için o kaydın doğru olduğuna ve davacının halen davalıda yerine getirilmesi gereken bir hakkı bulunduğuna dair defter sahibine tamamlayıcı bir yemin verir.
Kesin Yemin
Taraflardan birisi, diğer tarafın defterlerinin içeriğini kabul edeceğini mahkeme huzurunda beyan etmiş ise, karşı taraf defterlerini ibraz etmelidir. Taraflar başkaca kanıta başvurmazlar. Bu beyan karşısında kalan taraf defterlerini ibraz ederse ve defterler usulüne uygun tutulmuşsa, mahkeme bu defter kayıtlarına göre hüküm verir. Böyle bir talebe rağmen karşı taraf defterlerini ibraz etmez veya ibraz edilen defterler usulüne uygun tutulmamış olursa, mahkeme ibrazı talep etmiş olan tarafa, iddiasının sıhhati hakkında bir yemin verir, buna kesin yemin denir.
Ticari defterlerin hiç veya gereği gibi tutulmaması tacire birtakım hukuki ve cezai yaptırımların uygulanmasını gerektirir.
Hukuki Yaptırım
Hukuki yaptırım defterlerin sahibi lehine kanıt olma niteliğini yitirmesi, aleyhe kanıt olmasıdır.
Cezai Yaptırımlar
Cezai yaptırımların başında para cezaları gelmektedir. Ayrıca iflas halinde tacirin taksirli veya hileli müflis sayılması gerekebileceği gibi, Vergi Usul Hukuku açısından vergi cezaları da söz konusu olur.
Tacirler, ticari defteri son kayıt tarihinden ve saklanması zorunlu olan evrak tarihlerinden itibaren 10 yıl saklamakla yükümlüdür. Tacir ticareti terk etse dahi bu yüküm devam eder, tacir ölürse bu yüküm mirasçılarına geçer. Tacirin saklamakla yükümlü olduğu defter ve belgeler su baskını, yangın, yer sarsıntısı gibi doğal bir afet sonucu 10 yıllık saklama süresi içinde yitirilirse, tacir durumu öğrendiği andan itibaren 15 gün içinde işletmesinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinden kendisine bir zayi belgesi verilmesini isteyebilir. Böyle bir belge almamış olan tacir, defterlerinin ibrazı istendiği hallerde defterlerini ibrazdan kaçınmış sayılır.
Tüccar Yardımcıları -7
İŞLETME SAHİBİ
Ticari işletmenin başında genellikle işletmeyi işleten ve bundan dolayı tacir sıfatını kazanan kişi bulunur. İşletme her zaman bir kişi tarafından kendi nam ve hesabına işletilmez. Küçük ve kısıtlılarda durum budur. Bunlar tacir sıfatını kazanmakla beraber, işletme onlar nam ve hesabına veli veya vasileri tarafından işletilir. Tüzel kişi tacirler de, nitelikleri gereği, işletmeyi ancak gerçek kişi olan organları aracılığı ile işletebilirler. Gerek veli ve vasi ve gerekse tüzel kişilerin organları bu görevi kanuni temsilci sıfatı ile üstlenmişlerdir. Bu nedenle, bunlar tüccar yardımcısı dediğimiz sınıfın içine girmezler. Kanun, bazı hallerde bir kişiyi, bir malvarlığını veya bazı hakları korumak için bir kimseye temsil yetkisi tanıyabilir. Bu tür temsil yetkisine, kanundan doğması sebebiyle, kanuni temsil denilir. Bir kimsenin, diğer bir kimseye kendi ad ve hesabına hukuki işlemler yapmak üzere yetki vermesine ise iradi temsil denilir. İradi temsil, temsil olunanla temsilci arasındaki hukuki ilişkiden doğmaktadır.
İşletme, tacirin kendisi veya yasal temsilcileri tarafından işletilmekle beraber, bunlar ticari faaliyetlerinde birçok yardımcıya gereksinim duyarlar. Değişik yerlerde şubeleri bulunan bir işletme sahibinin, bütün bu şubelerin ve merkezin işlerini tek başına görmesi olanaksızdır. Bu nedenle tacirin kendisine yardımcılar seçmesi ve bunları kullanması kaçınılmaz bir zorundur. İşte, tacirin kendi isteği ile seçtiği bu yardımcılara, hukuk dilinde tüccar yardımcıları denilmektedir. Tüccar yardımcıları işletme sahibine tabi olup olmama yönünden iki büyük gruba ayrılırlar: Bağımlı tüccar yardımcıları, bağımsız tüccar yardımcıları. Ayrıca bu gruplara girenler de, sahip oldukları temsil yetkisinin sınırları açısından alt gruplara ayrılır.
İşletme sahibine bağımlı tüccar yardımcıları, işletmenin bir unsuru sayılırlar. Şube, hatta merkezin yönetimi ve temsili ile görevlendirilseler dahi, işletme sahibinin verdiği talimata uymaya mecburdurlar, onun denetimi ve gözetimi altındadırlar. Bunlar ticari mümessil, ticari vekil ve seyyar tüccar memuru olarak üç alt gruba ayrılırlar. Üç grup da Borçlar Kanununda düzenlenmiştir.
Ticari Mümessil
Ticari mümessil, tüccar yardımcılarının en önemlilerinden biri olmasına rağmen, Ticaret Kanununda değil, Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. BK. m.449/1'de verilen tanım hayli eski ve eksiktir. Tam bir tanım şöyle verilebilir: Ticari mümessil, tacir tarafından işletmeyi yönetmek ve temsil etmek üzere kendisi gibi yetkili kılınan kişidir. Ticari mümessilin temsil yetkisi çok geniştir. Adeta tacirin bir diğer kendisi, Latince bir deyimle alter egosudur. Ticari mümessilin atanması şekle bağlı değildir. Açık ve zımni (üstü kapalı) atama yapılabilir. Atanan ticari mümessilin ticaret siciline tescili zorunludur. Tescil burada yaratıcı değil, açıklayıcı niteliktedir. Başka deyimle ticari mümessil sıfatı tescilden önce doğmuştur. Kanunumuzda açık bir hüküm olmamasına rağmen, baskın görüş, yalnızca gerçek kişilerin ticari mümessil olarak atanabileceği yönündedir.
İşletme Sahibi ile Ticari Mümessil Arasındaki İlişki
Ticari mümessil geniş yetkilerine karşın, tacirin denetim ve gözetimi altında çalışmak, onun emir ve talimatına uymak zorundadır. Taraflar arasındaki ilişki bir hizmet veya vekalet sözleşmesinden kaynaklanabilir. Sözleşme ilişkisi sadece taraflar arasında etkili olup, dış ilişkide iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez. Ayrıca, ticari mümessil, işletme sahibine karşı rekabet yasağı içindedir.
Üçüncü Kişilerle İlişkiler (Ticari Mümessilin Temsil Yetkisi)
Ticari mümessilin temsil yetkisi BK.m.450 ve 451 ile düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu yetki, tacir tarafından, iç ilişkide istenildiği gibi sınırlandırılabilirse de, bu sınırlamalar iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Ticari mümessilin temsil yetkisinin üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilecek olan sınırları ya kanun tarafından çizilmiş olmalı veya kanunun izni ile tacirin iradesi ile çizilip tescil ve ilan ettirilmiş olmalıdır. Birinci grup sınırlamalara yasal sınırlama, ikinci grup sınırlamalara ise iradi sınırlama denir.
Yasal Sınırlamalar
Ticari mümessilin temsil yetkisinin ilk sınırlaması BK. m. 450'de öngörülmüş olup, müessese gayesi olarak açıklanmıştır. Bunu işletme konusu olarak anlamak gerekir. Ticari mümessil, niteliği gereği işletme konusuna girmeyen iş ve işlemlerde işletme sahibini temsil edemez. Ticari mümessil, işletmenin öz benliği ile ilgili temel işlemleri de yapamaz. Örneğin, işletmeye ortak alamaz, işletmeyi devredemez, ticaret unvanını değiştiremez. Ticari mümessil, tacirden açık yetki almadıkça veya işletme konusu taşınmaz alım-satımı değilse, işletmeye ait taşınmazları devredemez veya ayni bir hakla sınırlandıramaz.
İşletme Sahibinin İradesinden Doğan Sınırlamalar
Tacir, ticari mümessilin yetkilerini, ancak iki bakımdan sınırlayabilir. Bu sınırlamaların üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi için tescil ve ilan edilmesi gerekir. İlk iradi sınırlama, ticari mümessilin temsil yetkisinin bir şube veya merkezin işleriyle sınırlandırılmasıdır. İkinci sınırlama ise, birden çok kişiyi ticari mümessil atayarak, bunların birlikte atacakları imza ile taciri temsil edebileceklerini öngörmektir. Her iki sınırlama bir arada da yapılabilir. Bu iki sınırlamadan başka sınırlama yapılamaz, tescil ve ilan edilemez. Her nasılsa tescil ve ilan edilse, bu, üçüncü kişilerin iyiniyetini ortadan kaldırmaz. İki sınırlama dışındaki sınırlamalar, bunları bildikleri kesin olarak kanıtlanabilecek üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.
Ticari Mümessilliğin Sona Ermesi
Ticari mümessillik mümessilin ölümü, hak ehliyetini kaybetmesi gibi sebeplerle sona erer. Buna karşılık, tacirin ölümü veya hak ehliyetini kaybetmesi ile sona ermez. Ticari mümessil her zaman için istifa edebileceği gibi, işletme sahibi de kendisini her zaman azledebilir. Sebepsiz azil, zamansız istifa karşılıklı giderim taleplerini gerektirebilir. Ticari mümessil atanması tescil edilmemiş dahi olsa, temsil yetkisinin kaldırılması mutlaka tescil ve ilan edilmelidir. Aksi takdirde, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı bu yetki var sayılır.
Diğer Ticaret Vekilleri
BK.m.453'de bu başlık altında diğer ticaret vekilleri düzenlenmiş bulunmaktadır. Bunların da taciri temsil yetkisi bulunmakla beraber, bu yetki ticari mümessilin temsil yetkisi kadar geniş değildir ve esas itibariyle, tacirin iradesi ile istenildiği kadar sınırlanabilir. Ticari vekil, ticari mümessil sıfatına sahip olmaksızın, tacir tarafından işletmenin bütün işleri veya belirli bazı işlemleri için temsil yetkisi verilen kişidir, diye tanımlanabilir. İşletmenin bütün işleri için yetki verilmesi halinde genel yetkili ticari vekilden, belirli bazı işlemleri için yetki verilmesi halinde özel yetkili ticari vekilden söz edilir. Ticari vekil, tacir veya ticari mümessil tarafından açık veya zımni irade beyanı ile atanabilir. Bunlar ticaret siciline tescil olunmaz.
Tacir İle İlişkileri
Ticari vekiller işletme sahibine tabi durumdadırlar. Onun denetim ve gözetimi altındadırlar. Emir ve talimatına uymak zorundadırlar. Taraflar arasındaki ilişki genellikle hizmet sözleşmesidir.
Ticari Vekilin Yetkileri ve Bunun Sınırları
Ticari vekillerin temsil yetkisi ilk önce işletmenin işyeri ile sınırlanmıştır, işletmenin işyeri dışında temsil yetkileri yoktur. İkinci olarak, temsil yetkileri işletmenin içinde bulundukları yer, gördükleri iş ve herkesin okuyabileceği şekilde duvarlara yapılan açık ilanlarla sınırlanabilir. Örneğin bir mağazada ayrı bir kasa memuru varsa, diğer satış görevlileri, sattıkları malın bedelini almaya yetkili değillerdir.
Ticari Vekilliğin Sona Ermesi
Ticari vekillik de, ticari mümessilliğin sona erme sebepleri ile sona erer. Atama tescil edilmediği gibi, sona erme de tescil edilmez.
Seyyar Tüccar Memuru
Seyyar tüccar memuru da, tacire bağımlı bir yardımcı olup BK.m.454'te düzenlenmiştir. Bir ticari işletmenin merkez veya şubelerinin bulunduğu yerler dışındaki yerlerde, işletme adına iş yapan yardımcılara seyyar tüccar memuru denir.  Kanunda açıklık olmamakla beraber, seyyar tüccar memuru ancak açık bir beyan ile atanabilir. Seyyar tüccar memuru, işletmenin işyeri dışında hizmet gördüğünden, verdiği hizmetin ve bu hizmetlerin gerektirdiği yetkilerin işletmeye bağlanması için işletme ile tüccar memuru arasında görünüşe dayanan bir bağ yoktur. Bunun için, üçüncü kişiler seyyar tüccar memurunun temsil yetkisini ancak yetki belgesini inceleyerek anlayabilirler. Seyyar tüccar memurunun yetkisi, bu yetkinin sınırlarını gösterir bir belgenin tacir veya ticari mümessili tarafından düzenlenip, imzalanıp memura verilmesi ile belirlenir. Taraflar arasındaki iç ilişki, genellikle bir hizmet sözleşmesi çerçevesinde düzenlenir.
Seyyar Tüccar Memurunun Temsil Yetkisi
Seyyar tüccar memurları, işletme merkezi ve şubelerinin bulunduğu yerler dışındaki yerlerde görev yapabilirler. Bununla beraber tacir açıkça izin vererek, merkez ve şubelerin bulunduğu yerlerde de yetkili kılabileceği gibi, temsil yetkilerini belli bir coğrafi veya idari bölge ile de kısıtlayabilir. Tacir, bu kişilerin temsil yetkilerini dilediğince sınırlandırabilir. Bu kişiler görev yapabilmek için temsil belgelerini ibraz etmek zorundadır ve bu belgede yetkilerinin sınırları açıkça belirtilir. Eğer kendilerine sadece seyyar tüccar memuru olduklarına ilişkin belge verilmiş ise, bu kişiler sattıkları malın bedelini almak, makbuz vermek, borçluya süre tanımak yetkisine sahip sayılırlar.
Seyyar Tüccar Memurluğunun Sona Ermesi
Seyyar tüccar memurluğu, ticari mümessil ve ticari vekilliğin sona erme nedenleri ile sona erer. Temsil yetkisini gösterir belgenin, seyyar tüccar memurluğu sona erdiği zaman tacire geri verilmesi gerekir. Taraflar arasında anlaşmazlık varsa, belge mahkemeye teslim edilmelidir. Aksi halde, görev sona erse dahi, seyyar tüccar memurunun elindeki belgeye iyiniyetle inanan üçüncü kişilere karşı tacir sorumlu olur.
BAĞIMSIZ (TABİ OLMAYAN) TÜCCAR YARDIMCILARI
Bağımsız tüccar yardımcıları, tacirin emir ve kumanda zincirinde yer almamakla beraber, faaliyetinde ona yardımcı olan, ancak bu yardımlarını kendi bağımsız uğraşıları içinde yerine getiren kişilerdir. Bunlar da acenta, komisyoncu, ticaret işleri tellalı olarak üç alt gruba ayrılırlar.
Acentalık
Acentalık, uygulamada eskiden beri tanınan bir müessese olmakla beraber, pozitif Türk Hukukunda ancak 1957 tarihli Türk Ticaret Kanunu ile düzenlemeye kavuşmuştur. Kanunumuza göre acentalık, aracı acentalık ve sözleşme yapma yetkisine sahip acentalık olmak üzere iki türdür.  Özel bazı konulara ilişkin acentalık hakkında TTK. dışında, ayrı düzenlemeler bulunmaktadır. Örneğin sigorta acentaları, seyahat acentaları, aracı kurum acentaları gibi.
Aracı Acentalık

Tanım

Bağımlı sıfatı bulunmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belli bir yer veya bölgede, daimi surette bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi meslek edinen kimseye aracı acenta denir.

Aracı Acentalığın Unsurları

Bu tanım göz önünde tutularak, aracı acentalığın unsurları şöyle sayılabilir:
• Bir Sözleşmenin Varlığı: Aracı acentalık, acenta ile işletme sahibi arasındaki bir sözleşmeden doğar. Aracı acentalık sözleşmesi yazılı veya sözlü düzenlenebilir.
• Etkinlik Alanı: Acenta, işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde belirli bir yer veya bölgede aracılık yapmalıdır.
• Etkinlikte Süreklilik: Acenta, acentalık etkinliğini sürekli olarak yapmalıdır. Tek bir işte tesadüfen aracılık yapmak aracı acentalığın doğumuna neden olmaz
• Meslek Edinme:Aracı acenta, acentalığı meslek edinmiş olmalıdır.
• Tacire Bağımlı Olmama: Bu unsur, aracı acentayı bağımlı tüccar yardımcılarından ayırt eden en önemli unsurdur. Aracı acenta etkinliğinde bağımsızdır, kendi iradesini özgürce kullanır. Tacirin talimatına uymakla yükümlüdür, ancak onun denetim ve gözetiminde değildir.

Aracı Acentaya Bağlanan Özel Hükümler

Aracı acenta yetkisini aşıp müvekkili adına sözleşme yaparsa, müvekkil durumu öğrenince icazet vermediğini hemen karşı tarafa bildirmediği takdirde, icazet vermiş sayılır. İcazet verilmezse acenta kendisi sorumlu olur.
Sözleşme Yapma Yetkisine Sahip Acenta
Sözleşme yapma yetkisine sahip acenta: Bağımlı bir sıfatı olmaksızın, yazılı bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölgede, daimi olarak bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmeleri o işletme adına yapmayı meslek edinen kimseye, sözleşme yapma yetkisine sahip acenta denir.

Temsil Yetkisi

Sözleşme yapma yetkisine sahip acentanın yetki sınırı tacir tarafından istenildiği gibi çizilebilir, bu sınırlamaların tescil ve ilanı gereklidir. Acenta yetki sınırlarını aşarak sözleşme yaparsa, aracı acentaya uygulanan hükümler uygulanır.
Her İki Acentalığa Uygulanacak Hükümler

Acentanın Borç ve Yükümleri

• Rekabet Yasağı: Acenta, aynı yer ve bölge içinde, birbirleriyle rekabette bulunan birden çok işletmenin aracı veya sözleşme yapma yetkisine sahip acentalığını yüklenemez.
• Müvekkilin İşlerini Görme ve Çıkarlarını Koruma: Acenta, kendisine bırakılan bölge ve ticaret dalı içinde müvekkilin işlerini görmeye ve çıkarlarını korumaya mecburdur. Acenta, özellikle müvekkili hesabına saklamakta olduğu mal ve eşyada meydana gelen hasarlardan sorumlu olup, kusursuz olduğunu kanıtlayıncaya kadar bu sorum varlığını korur.
• Haber Verme ve Uyarma Borcu: Acenta, üçüncü kişilerin kabule yetkili olduğu beyanlarını, bölgesindeki piyasa durumunu, piyasadaki değişiklikleri, beklenen gelişmeleri, yaptığı işlemlere ilişkin müvekkilini ilgilendiren bütün hususları müvekkiline bildirmeye ve müvekkili uyarmaya zorunludur.
Acenta müvekkilinin açık talimatı bulunmayan hususlarda onun talimatını ister ve talimat ulaşıncaya kadar işi geciktirebilirse de, işin aceleliği yüzünden müvekkilden sormaya vakit olmazsa, basiretli bir tacir gibi hareket eder.
• Gerekli Önlemleri Alma: Acenta, müvekkilinin haklarının ve çıkarlarının gerektirdiği tüm önlemleri almak zorundadır.
• Ödeme Yükümü: Acenta, müvekkiline ait olup kendi zilyedliğine geçmiş paranın gönderilmesi veya teslimi gerektiği anda, bu işlemleri yapmakla yükümlüdür. Gecikirse o andan itibaren faiz ve gereğinde ayrıca giderim ödemekle yükümlü olur.
• Üçüncü Kişilerin Beyanlarını Kabul ve Müvekkilini Temsil: Acenta, müvekkilinin haklarını koruyan her türlü beyanı yapmaya ve müvekkiline karşı yapılacak her türlü beyanı kabule yetkilidir.
Acenta, aracılık ettiği veya müvekkili adına gerçekleştirdiği sözleşmelerden dolayı müvekkili adına dava açabileceği gibi, üçüncü kişiler de bu sıfatla kendisine dava açabilirler.

Acentanın Hakları

• Tekel Hakkı: Müvekkil, acentanın yazılı izni olmaksızın, faaliyette bulunduğu yer ve bölgede, başka bir acenta daha tayin edemeyeceği gibi, doğrudan doğruya dahi satışta bulunamaz. Bulunursa, acentanın bu işten alması gereken ücreti ödemek zorundadır.
• Ücret İsteme Hakkı: Acenta, gerçekleştirdiği faaliyetin karşılığında ücret isteme hakkını kazanır. Ücret, komisyon şeklinde ödenir. Ücret belirlenmemişse, görülen hizmetin önemine göre mahkemece belirlenir.
Ücretin ödenme zamanı taraflar arasında kararlaştırılabilir, kararlaştırılmamışsa her üç ayda bir defa ve her halde takvim yılı sonunda veya acentalık sözleşmesi sona erdiği zaman ödenmesi gereklidir.
• Hapis Hakkı: Acenta, müvekkilinden olan alacakları için, TTK.m.132'de öngörülen şartlarda hapis hakkına sahiptir.
• Olağanüstü Giderler: Acenta, normal faaliyeti gereği olan giderleri müvekkilinden isteyemez. Ancak, işlerin görülmesi için olağanüstü nitelikteki giderlerin ödenmesini müvekkilinden isteyebilir. Avans vermiş ise avans gününden itibaren faize hak kazanır.

Acentalığın Sona Ermesi

Acentalık sözleşmesi belli bir süre için yapılmışsa, sürenin dolması ile sona erer. Belli olmayan süre için yapılmış acentalık sözleşmesi, taraflardan birinin 3 ay öncesinden fesih bildiriminde bulunması ile sona erer.  Haklı sebepler varsa, bunlara dayanılarak süre dolmadan veya 3 ay beklemeden de sözleşme feshedilebilir.
Komisyoncu
Komisyoncu, Borçlar Kanununun 416-430.maddelerinde düzenlenmiştir. Ayrıca, komisyonculuğun özel bir türü olan taşıma işleri komisyonculuğu TTK.m.808815'de düzenlenmiş bulunmaktadır. BK.m.416'ya göre alım-satım işlerinde komisyoncu, ücret karşılığında kendi adına ve müvekkili hesabına kıymetli evrak ve taşınır eşya alım satımını gerçekleştiren kimsedir.  Bu tanıma göre komisyon sözleşmesinin unsurları şunlardır:

Sözleşme

Komisyonculuk, komisyoncu ile müvekkil arasında bir sözleşmeye dayanır. Bu sözleşme şekle bağlı değildir, devamlı bir ilişkiyi düzenlemek için değil, tek bir iş için yapılır.  Sözleşmenin konusu, Borçlar Kanununa göre taşınır eşya veya kıymetli evrak alım satımı olabilir. Ancak diğer komisyon işlerine de bu hükümlerin uygulanması gerekmektedir..

Kendi Adına ve Müvekkili Hesabına Hareket Etmek

Komisyoncu, kıymetli evrak ve taşınır eşyayı kendi adına ve müvekkili hesabına satın alır veya satar. Bu nedenle komisyon sözleşmesinde üçlü bir ilişki vardır. Komisyoncu ile müvekkili arasındaki ilişkiye iç ilişki, komisyoncu ile üçüncü kişiler arasındaki ilişkiye dış ilişki denir. Adına ifadesi bir kişinin bir ilişkide kime izafetle işlem yaptığını gösterir. Daha açık bir deyimle, bir ilişkinin taraflarının kim olduğunu, bu ilişkiden doğan hak ve yükümlülüklerin kim tarafından yerine getirileceğini gösterir. Hesabına deyimi ise, yapılan sözleşmenin sonuçlarının kime ait olacağını gösterir. Borçlar Kanununda komisyoncuya ait hükümlerle, komisyoncu ile müvekkil arasındaki iç ilişki düzenlenmiştir. Bu sözleşme gereği, komisyoncu işlemi kendi adına ve fakat müvekkili hesabına yapar. Üçüncü kişiye karşı sözleşmenin tarafı komisyoncudur, sözleşme hükümleri komisyoncu ile üçüncü kişi arasında doğar, ancak komisyoncu elde ettiklerini müvekkiline devretmek zorundadır.
Komisyoncunun Borç ve Yükümleri

Sözleşmenin Yapılması ve Uygulanması

Komisyoncu, müvekkilinin talimatına uygun olarak, üçüncü kişi ile sözleşmeyi yapmak ve onun uygulanmasını sağlamakla yükümlüdür. Komisyoncu müvekkilinin istediği sözleşmeyi mutlaka bir üçüncü kişi ile yapmak zorunda değildir, borsada kaydı veya piyasa rayici olan kıymetli evrak veya mal söz konusu ise sözleşmeyi kendisi ile de yapabilir. Komisyoncu sadece sözleşmenin yapılmasını değil, uygulanmasını sağlamakla da yükümlüdür. Sözleşmenin karşı tarafça uygulanmaması kural olarak komisyoncunun sorumunu gerektirmez. Bu durumda komisyoncu, komisyon sözleşmesinden doğan haklarını, bu arada ücret isteme hakkını yitirir.

Özen Gösterme, Talimata Uyma, Müvekkilin Çıkarlarını Koruma

Komisyoncu, müvekkilinin işine ve kendisine gönderilen veya satın aldığı mallara özen göstermek zorundadır. Komisyoncu, üzerine aldığı alım satım sözleşmesinin yapılması ve uygulanmasında müvekkilinin açık talimatına uymak zorundadır. Ancak komisyoncu üzerine aldığı işi müvekkilinin çıkarlarını gözeterek yerine getirmek zorundadır. Hatta yeni talimat almasının olanaksız olduğu hallerde, oluşan yeni durum karşısında müvekkilin eski talimatını değiştireceği kabul edilebilir gibi ise, eski talimattan dahi ayrılmalıdır. Bunun gibi, talimata aykırı hareketin açıkça müvekkilin yararına olması halinde de komisyoncu talimata uymayabilir.

Hesap Verme Borcu

Komisyoncu, müvekkilin talebi üzerine, yapmış olduğu alım satım işinin hesabını vermeye ve bu işten dolayı her ne ad altında olursa olsun almış olduğu şeyleri müvekkiline aktarmaya mecburdur. Müvekkil yalnız işin bitiminde değil, her aşamasında hesap ve bilgi isteyebilir. Komisyoncu müvekkiline ödemede geciktiği paranın faizini de vermek zorundadır.
Komisyoncunun Hakları

Ücret

Komisyoncunun en önemli hakkı, ücrettir. Ücretin miktarı ve ödeme şekli sözleşme ile kararlaştırılır. Önceden kararlaştırılmamışsa teamüle göre, o da yoksa, mahkemece belirlenir. Ücrete hak kazanmak için, sadece sözleşmenin yapılması yeterli değildir, ayrıca sözleşmenin üçüncü kişi tarafından yerine getirilmesi gerekir.

Avans ve Çeşitli Giderler

Komisyoncu olağan ve olağanüstü tüm giderlerini ve verdiği avansları müvekkilinden isteyebilir.

Hapis Hakkı

Komisyoncu sattığı malın bedeli ve aldığı mal üzerinde, alacakları için hapis hakkına sahiptir.

Malı Açık Artırma İle Sattırma

Müvekkil, kendi hesabına satın alınan malı, uygun süre içinde komisyoncudan almazsa, komisyoncu, malı bulunduğu yer mahkemesi aracılığı ile açık artırma ile sattırabilir.
Komisyon Sözleşmesinin Sona Ermesi
Komisyon sözleşmesi, komisyoncuya verilen işin görülmesi ile normal olarak sona erer. Azil veya istifa da sözleşmeyi sona erdirir; ancak sebepsiz azil, zamansız istifa karşılıklı giderim taleplerini gerektirebilir.
Ticaret İşleri Tellallığı
Ticaret işleri tellallığı, taraflardan hiçbirisine tabi olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere ilişkin sözleşmelerin yapılması konusunda taraflar arasında aracılığın meslek edinilmesidir.
Bu tanımın unsurları şunlardır:

Ticari İşlere İlişkin Sözleşmelerin Yapılması Konusunda Aracılık

Bir kişinin ticaret işleri tellalı sayılması için aracılık ettiği işlerin ticari iş olması gerekir. Bu nedenle örneğinesnaflar arasında aracılık yapan kişilere bu hükümler uygulanmaz.

Meslek Edinme

Tellalın ticari işlere aracılık etmeyi meslek edinmesi gerektir. Geçici olarak bir veya birkaç ticari işe aracılık etme Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olur.

Bağımlı Olmama

Tellal taraflardan hiçbirisi ile devamlı nitelikte bir sözleşme yapmamış olmalıdır. Tellal aracılığı meslek edinmiş olmakla beraber aracılığı taraflar arasındaki belirli bir iş için yapar.

Ücret

Tellal aracılık ettiği iş için ücret almalıdır. Ücret alınmaksızın yapılan aracılık vekalet hükümlerine tabi olur.
Ticaret İşleri Tellalının Borç ve Yükümleri

Aracılık

Ticaret işleri tellalının asli borcu, sözleşmenin yapılmasına aracılık etmektir. Aracılık borcu sadece sözleşme yapmaya hazır bulunan üçüncü kişiyi müvekkile tanıtmakla sona ermez, tellal ayrıca onu sözleşmeyi yapmaya hazırlamalıdır. Tellal bu şekilde hareket ederken tarafsızlığını bozamaz, aksi halde tüm haklarını yitirir. Tellal ücretini her iki taraftan isteyebilir, her iki tarafa da bordro vermelidir.

Bordro Düzenlenmesi

Ticaret işleri tellalı, taraflardan her birine, sözleşme yapıldıktan sonra tarafların, ad ve soyadlarını, unvanlarını, sözleşmenin konu ve şartlarını, mal fiyatını, teslim zamanını gösterir bir bordro düzenler, imzalar ve verir.

Örneklerin Saklanılması

Örnek üzerine yapılan satışlarda, tellal kendi aracılığı ile satılan malların her birinin örneğini, malların niteliklerine itiraz edilmeden kabul edilmesine veya işlemin başka şekilde bitirilmesine kadar saklamakla yükümlüdür.

Tellal Günlük Defteri Tutma

Tellal, kendi aracılığı ile yapılan işlemleri, tellal günlük defterine günü gününe kaydetmekle yükümlüdür. Kayıtların tarih sırasıyla yapılması ve bordrolara geçirilen bilgileri içermesi gerektir. Anlaşmazlık halinde, taraflar bu defterin ibrazını isteyebilirler. Tellal ölse veya işten çekilse, bu defter saklanmak üzere notere teslim edilmelidir.
Tellalın Hakları

Ücret

Tellalın ücrete hak kazanması için, taraflar arasında sözleşmenin yapılmış olması yeterlidir, ayrıca sözleşmenin uygulanmasına gerek yoktur. Bordro verilmiş olması ücreti talep etmenin ayrı bir şartıdır. Ücretin miktarı anlaşmaya, yoksa ticari teamüllere göre belirlenir o da yoksa taraflar ücreti yarı yarıya öderler. Tellal tarafsızlıktan ayrılır ve taraflardan birisini tutarsa, ücret hakkını yitirir.

Giderler

Kural olarak tellal yaptığı giderleri isteyemez, aksine sözleşme mümkündür.
Tellallığın Sona Ermesi
Tellallık, müvekkil tarafından verilen işin herhangi bir nedenle sona ermesi, müvekkil veya tellalın ölümü, medeni hakları kullanma ehliyetini yitirmesi, iflası, süre öngörülmüşse sürenin geçmesi ile son bulur. Azil ve istifa da olanaklıdır. Gereksiz azil, zamansız istifa karşılıklı giderim taleplerine yol açabilir.
Cari hesap, ticaret hukukunun birçok müessesesi gibi, uygulamada ekonomik gereksinimlerin doğurduğu ve geliştirdiği bir müessesedir. Bu nedenle, cari hesabın hukuki niteliğini ve bunu düzenleyen hükümleri görmeden, cari hesap müessesesinin ekonomik yönden önem ve görevi hakkında birkaç söz söylemek yararlı olacaktır. İki kişi arasında bir alım satım ilişkisi söz konusu ise, alıcı bedeli ödeme, satıcı da malı teslim etme ile yükümlüdür. Bu kural, aynı iki kişi arasında birden çok alım satım ilişkisi de olsa, geçerlidir. Özellikle yerleşim yerleri farklı olan tacirler açısından her alım satım işlemi için ayrı ödeme bazı güçlükler doğurabilir. Ayrıca, her işlem için ayrı ayrı ödemede bulunmak, çoğu kez gereksizdir. Zira, aralarında devamlı ilişki bulunan iki kişi arasında alıcı ve satıcı sıfatları sık sık yer değiştirebilir. Bu gibi durumlarda alacakları takas etmek, belki gereksiz ödemelerin önüne geçebilecektir. İşte, ekonomik yönden, cari hesap nakit para dolaşımını önleyen özel bir takas rejimidir. Bu rejimde taraflar alacaklarını karşılıklı olarak tek tek istemekten vazgeçip, bunları ortak bir hesaba kalem kalem kaydederler. Belirli süreler sonunda -ki bunlara hesap devresi denir- kaydedilen bu alacaklar takas edilir ve bakiye saptanır. Kural olarak devre sonu belirlenen bu bakiyeler de ödenmez ve niteliğine göre, borç (zimmet) veya alacak (matlup) olarak yeni devreye ilk kalem olarak kayıt edilir. Böylece cari hesap süresinin sonuna kadar bu işleyip devam eder. Cari hesap sözleşmesinin sonunda ortaya çıkan son bakiye borçlu tarafından alacaklıya ödenir. Görüldüğü üzere, cari hesabın ekonomik işlevi, tarafları her işlemden sonra bu işlemden doğan para borcunu ifadan kurtarmak ve borçların ifasını (yerine getirilmesini) özel bir takas rejimine bağlamaktır. Böylece cari hesap, borçların ifasını da geçici bir zaman için ertelemiş olur, ayrıca ticari işlemlerde kolaylık sağlar.
Cari Hesabın Tanımlanması
Cari hesap, iki kimsenin para, hizmet ve diğer hususlardan dolayı birbirlerindeki alacakları ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem borç ve alacak şekline çevirerek, hesabın kesilmesinde çıkacak bakiyeyi isteyebileceklerine dair bulunan anlaşmadır. Cari hesap muhasebe bilimi açısından değişik şekillerde tanımlanmaktadır. Örneğin bir tanıma göre, cari hesap gerçek ve tüzel kişilerin faize tabi olan para hareketlerinin izlendiği hesaptır. Bu tanımı doğru fakat dar bulan bir başka yazar ise cari hesabı, iş ve hizmet ilişkisinden kaynaklanan borç ve alacak bakiyesi para hareketlerinin izlendiği özgün bir hesap türü olarak tanımlamaktadır.
Şekil
Cari hesap sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması şarttır. Burada yazılı şekil geçerlik şartıdır. Başka deyimle sözleşme yazılı şekilde yapılmazsa doğmaz ve hüküm ifade etmez.
Kural olarak taraflar arasında muaccel olan alacaklar cari hesaba geçirilir. Anlaşma varsa, müeccel (vadesi gelmemiş) alacaklar da cari hesaba geçirilebilir. Bir kambiyo senedinin cari hesaba geçirilmesi bedelinin tahsil edilmesi koşuluna bağlıdır. Senet vadede tahsil edilmezse, hesaptan çıkartılır ve geri verilir. Bazı alacaklar, nitelikleri gereği cari hesaba geçirilmezler. Bunlar takası olanaklı olmayan alacaklar, belirli bir yere sarf edilmek veya ayrıca emre amade tutulmak üzere teslim olunan para ve mallardan doğan alacaklardır. Sözleşmenin yapılmasından önce doğmuş alacaklar da cari hesaba geçirilmez. Aksi sözleşme ile öngörülebilir. Cari hesaba para, hizmet, mal ve başkaca ilişkilerden doğan alacaklar geçirilir. Bununla beraber, cari hesap mutlaka nakit olarak tutulmayabilir, takası olanaklı olmak üzere paradan başka şeyler de cari hesap sözleşmesine konu olabilir. Ancak, hemen tüm alacaklar para ile belirlendikleri için cari hesap uygulamada daima para üzerine tutulur.
ALACAĞIN CARİ HESABA GEÇİRİLMESİNİN SONUÇLARI
Alacağın Yenilenmesi
Cari hesaba geçirilen bir alacak, sadece bu geçirilme ile yenilenmiş olmaz. Bunun doğal sonucu olarak, cari hesaba borç veya alacakların kaydı, bunları doğuran sözleşme ve işlemlere ilişkin tarafların sahip oldukları dava ve savunma haklarını düşürmez. Alacakları güvence altına alan kefalet ve benzeri güvenceler varlıklarını sürdürürler. Ancak hesap devresi sonunda, hesap kesilip borç ve alacak kalemleri takas edilip bakiye saptandıktan sonra diğer tarafça kabul edilmiş olursa, yeni devrenin ilk kalemini oluşturan bu miktar yenilenmiş sayılır. Ancak burada yenilemenin en önemli hükmü uygulanmaz. Genel hukuk teorisinde yenileme, borcu sona erdiren nedenlerden birisidir. Borç sona ererse, eski borcu güvence altına alan güvenceler de sona ererler. Oysa, cari hesapta, bakiyenin kabulü yenileme sayıldığı halde, önceki kalemlerden birisi için güvence varsa, bu güvence ortadan kalkmaz, bakiye oranında varlığını sürdürür.
Cari Hesabın Bölünmezliği
Tarafların karşılıklı olarak, cari hesap sözleşmesi sona erinceye kadar, alacaklarını istemekten vazgeçmiş olmaları sonucu, cari hesaba giren kalemler üzerinde ayrı ayrı tasarruf yetkisi kalkar ve cari hesap kesilmeden, taraflar arasında alacaklılık ve borçluluk sıfatları doğmaz. Örneğin cari hesaba giren bir kalem üçüncü kişiye devredilemez.
Cari Hesapta Takas
Cari hesaba kalem kalem geçirilen alacak ve borçlar hesaba geçirildikleri, başka bir deyimle, karşılaştıkları anda takas edilmezler. Takas, her hesap devresi sonunda borç kalemleri tutarı ile alacak kalemleri tutarının karşılaştırılıp, bakiyenin duruma göre borç veya alacak olarak tek kalem halinde yeni devreye ilk kalem olarak yazıldığı anda olur.
Cari Hesapta Faiz
Cari hesaba geçirilen kalemler için faiz işler. Bu faiz borç ve alacak kalemler için farklı olabilir. Farklı oranlar uygulanırsa, önce borç ve alacak bulunur ve hangisi büyükse onun faiz oranı uygulanır. Taraflar üç aydan az olmamak üzere devreler saptayıp her devre sonucu oluşacak faizin, yeni kalem olarak cari hesaba alınmasını kararlaştırabilirler. Ancak faizin ana paraya eklenerek faize faiz yürütülmesi borçlu için ticari iş niteliğindeki ödünç sözleşmelerinde olanaklıdır.
Cari Hesapta Zaman Aşımı
Cari hesabın tasfiyesine, kabul edilen veya hükmen belirlenen bakiye ve faiz bakiyelerine, hesap hatalarına veya haksız olarak cari hesaba geçirilmiş kalemlere ve hata ile ikinci kez yapılan kayıtlara ilişkin davalar 5 yıl geçmekle zaman aşımına uğrar. Zaman aşımı süresinin başlangıcı cari hesaptan doğan tüm alacak ve anlaşmazlıklar için, cari hesap sözleşmesinin sona erdiği andır.
Cari hesapta iki süreyi birbirinden ayırt etmek gerekir: anlaşma süresi, hesap devresi.
Anlaşma Süresi
Cari hesap sözleşmesi belli bir süre için veya süresiz olarak düzenlenmiş olabilir. Anlaşma süresince taraflar arasında alacaklılık ve borçluluk sıfatları kalkar. Bu sıfatlar ancak anlaşmanın sona ermesi halinde, hesabın kesilmesi ile belli olur. Bakiye ancak o anda muaccel olur ve alacaklısı tarafından talep edilebilir.
Hesap Devresi
Cari hesaba kaydedilen kalemler, sözleşme veya ticari teamüle göre belirli devreler sonunda karşılaştırılır, borç ile alacak arasındaki fark saptanıp yeni devreye tek bir kalem olarak geçirilir. Hesap devresi hakkında sözleşmede hüküm yok ve ticari bir teamül de bulunmuyorsa, her takvim yılının son günü taraflarca hesap devresinin kapatılması günü olarak kabul edilmiş sayılır. Saptanan bakiyeyi gösteren çizelgeyi alan taraf, aldığı tarihten itibaren 1 ay içinde noter aracılığı ile veya taahhütlü mektupla veya telgrafla itirazda bulunmazsa, bakiyeyi kabul etmiş sayılır. Bir cari hesap anlaşma süresi içinde birçok hesap devresi bulunur. Hesap devreleri sonunda bakiyenin saptanması, bunun muaccel olması anlamını taşımaz, bakiye yeni hesap devresine ilk kalem olarak girer.
Cari hesap sözleşmesi aşağıdaki nedenlerle sona erer:
- Cari hesapta bir süre öngörülmüşse, sürenin dolması ile cari hesap sözleşmesi sona erer.
- Cari hesap sözleşmesi belirsiz süreli ise, taraflardan birinin fesih bildiriminde bulunması ile sona erer.
- Taraflardan birinin iflas etmesi, kanun gereği cari hesap sözleşmesini sona erdirir.
- Belli süreli cari hesap sözleşmesinde taraflardan biri ölür ya da kısıtlanırsa, her iki taraf veya halefleri 10 gün önceden haber vererek cari hesap sözleşmesini feshedebilirler.
- Taraflardan birinin alacaklısı, cari hesaptaki alacak bakiyesini haciz ettirirse, haciz ettirdiği gün hesap kapatılarak bakiye saptanır. Bu durumda kendisine haciz tebliğ edilen taraf 15 gün içinde haczi kaldırtmazsa, diğer taraf sözleşmeyi feshedebilir.
Ortaklıklar Hukuku, Ticaret Hukukunun önemli bir dalını oluşturur. Ticaret Kanunumuz, ikinci kitabını Ticaret Ortaklıklarına ayırmış bulunmaktadır. Gerçekten ekonomik hayatın bugünkü durumu, ticari girişimlerin bireysel tacirlerden çok ortaklıklar tarafından sürdürülmesini gerektirmektedir. Türk Hukukunda, ortaklıklar Ticaret ve Borçlar Kanunlarında düzenlenmiştir. Ticaret Kanunumuzda, önce “Ticaret Şirketleri” başlığı altında bütün ticaret ortaklıkları için geçerli genel hükümler düzenlenmiş, daha sonra sırası ile kollektif, adi komandit, anonim, sermayesi paylara bölünmüş komandit, kooperatif ve limited ortaklıklar düzenlenmiştir. Ancak bunlardan kooperatif ortaklıklara ilişkin maddeler Kooperatifler Kanunu ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bütün bu ticaret ortaklıkları tüzel kişiliğe sahiptir. Ticaret Kanununda bunların yanında, Donatma İştiraki isimli ortaklık da düzenlenmiştir. Deniz Ticaret Hukukunun eski bir müessesesi olan bu ortaklığın, Ticaret Kanununda düzenlenmesine karşın tüzel kişiliği yoktur. Adi ortaklığın özel bir türünü oluşturur. Borçlar Kanunumuzda ise, adi şirket düzenlenmiş bulunmaktadır. adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur. Borçlar Kanunumuzda adi ortaklığı düzenleyen hükümler, bazı hallerde bunların ticaret ortaklıklarına da uygulanması ve bir ortaklık, Ticaret Kanununda tanımlanan ortaklıkların ayırt edici niteliklerine sahip değilse, bunun adi ortaklık hükümlerine tabi tutulması, açılarından önem taşır.
Ortaklık Sözleşmesi
Şirket bir sözleşmedir ki onunla iki veya daha ziyade kimseler, saylerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek için birleştirmeyi iltizam ederler. Bu tanımlama başarılı bir tanımlama değildir, ortaklık sözleşmesini benzer müesseselerden ayırt etmeye yarayacak ölçütleri tam olarak vermemektedir. Bu nedenle, ortaklık sözleşmesinin unsurlarını saptayarak bunlardan yararlanıp bir tanım yapmak daha uygun olacaktır.
Ortaklık Sözleşmesinin Unsurları

Sözleşme Unsuru

Ortaklık, BK.m.520/1’deki tanımdan açıkça anlaşıldığı üzere iki veya daha çok sayıda kimse arasında bir sözleşmedir. Genel olarak bir ortaklık sözleşmesinin yapılabilmesi için en az iki kişinin varlığı yeterlidir. Ancak, bazı özel ortaklık tiplerinin kurulabilmesi için kanun koyucu daha çok sayıda kişinin bir araya gelmesini şart koşmuştur. Örneğin anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklıklar için en az beş kişinin varlığı şarttır. Ortaklık sözleşmesi, Borçlar Kanununda bir şekle tabi tutulmamışsa da, Ticaret Kanununda düzenlenen ticaret ortaklıklarının tümünün kuruluşu yazılı şekle ve imzaların noterce onanmasına bağlıdır.(TTK.m.154, 244, 279, 477, 505).na, hükümlerine ve sona ermesine ilişkin genel hükümleri ortaklık sözleşmesine uygulanır. Ortaklık sözleşmesi çok taraflı bir sözleşmedir. Gerçi iki kişi de bir ortaklık sözleşmesi yapabilir ancak bu, sözleşmenin çok taraflılığını ortadan kaldırmaz. İki taraflı sözleşmelerde, tarafların amaç ve çıkarları birbirine karşıttır. Oysa ortaklık sözleşmesinde tarafların çıkar ve amaçları ortaktır. Ortaklık aracılığı ile kazanç sağlayıp bunu aralarında paylaşmak amacını güderler. İki taraflı sözleşmelerde, tarafların edimleri arasında az çok bir eşitlik olması gerektir. Oysa, ortaklık sözleşmesinde tarafların edimleri arasında eşitlik söz konusu değildir. Ortaklık sözleşmesinde, edimler ortaklığın yapısında bir araya getirilerek ortak amacın elde edilmesine özgülenir, iki taraflı sözleşmelerde bir tarafın yaptığı edim diğer tarafın mülkiyetine geçer. Ortaklık sözleşmesi süreklidir, diğer sözleşmelerin çoğu sürekli değildir. Nihayet ortaklık sözleşmesi sonucu kurulan ortaklık, üçüncü kişilerle, taraflarından bağımsız olarak ilişkiler kurar, haklar kazanır, borçlar yüklenir, diğer sözleşmelerde böyle bir durum yoktur. İşte Borçlar Kanununun genel hükümleri ortaklık sözleşmesine uygulanırken bütün bu nitelik farkları dikkate alınmalı ve bunlar, ortaklık sözleşmesinin niteliğine aykırı olmadıkları oranda uygulanmalıdır.

Kişi Unsuru

Bir ortaklık sözleşmesinin varlığından söz edebilmek için, bu sözleşmeye iki veya daha çok kişinin taraf olması şarttır. İki veya daha çok kişi taraf olmaksızın bir ortaklık sözleşmesi söz konusu olamaz. Çok taraflı bir sözleşme olan ortaklık sözleşmesinde, en az iki kişinin taraf olması şart koşulmuştur. Bununla beraber bazı özel ortaklık tiplerinde daha yüksek bir sayı kanunda öngörülmüş olabilir. Örneğin anonim ortaklık ve sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklıkta en az beş ortağın bulunması gerekir. Genel olarak ortak sayısı sınırlandırılmamıştır. Bu kuralın tek istisnası TTK.m.504’tür. Limited ortaklıkları düzenleyen bu maddeye göre, bir limited ortaklıkta ortak sayısı 50 kişiden çok olamaz. Bir ortaklık sözleşmesine, gerek gerçek ve gerekse tüzel kişiler taraf olabilirler. Gerçek kişilerin bu konuda hak ehliyetleri mutlaktır. Tüzel kişilerin de hak ehliyetleri kural olarak mutlak olmakla beraber, ticaret ortaklıklarının bir başka ortaklığa katılabilmeleri için sözleşmelerinde gösterilen konuları içinde bu işlemin yer almış olması gerekir. Ayrıca kollektif ortaklıklara sadece gerçek kişiler ortak olabileceği gibi, komandit ortaklıklarda komandite ortak da sadece gerçek kişi olabilir. Gerçek ve tüzel kişilerin sahip oldukları bir ortaklıkta taraf olma hakkının kullanılması Medeni Kanun hükümlerine tabidir.

Ortak Amaç Unsuru

Ortaklık sözleşmesinde taraflar bir ortak amaç izlerlerAmaçtan kasıt kazanç paylaşmak olduğu açıkça ortaya koyulmaktadır. Kazanç paylaşmanın mümkün olabilmesi için, önce kazanç sağlamak gerekir. Kazanç sağlamak için ortakların bu yolda niyetleri olması ve çaba harcamaları gerekir. Bu nedenlerle, ortaklık sözleşmesinde amacın kazanç sağlamak ve bunu ortaklarına paylaştırmak olarak kabul edilmesi gerekir.

Sermaye Unsuru

Ortaklık sözleşmesinin son unsuru da sermayedir. BK.m.520/1 bu unsuru saylerini ve mallarını kelimeleri ile belirtmiştir. Maddenin ifadesi yanıltıcıdır. Önce, sadece say ve mallar değil, fakat, ekonomik ve mali yarar sağlayan her türlü edim ortaklığa sermaye olarak konabilir. TTK.m.139 ticaret ortaklıklarına sermaye olarak konulabilecek ekonomik ve mali değerleri ayrıntılı olarak saymıştır. Maddede “...gibi iktisadi değerler”denmesi, bunun sınırlayıcı bir sayım olmadığını her türlü iktisadi değerlerin sermaye olarak konulabileceğini göstermektedir. İkinci olarak, ortaklar hem mal ve hem de emeklerini sermaye olarak koymak zorunda değildirler. Sadece mal veya sadece emek sermaye olarak konulabilir. Nihayet, ortaklar bütün mal ve emeklerini sermaye olarak koymak zorunda da değildirler. Bir kısım mallarını veya emeklerini sermaye olarak koymakla yetinebilirler. Ortaklık sözleşmesi ile her ortağın ortaklığa koyacağı sermayenin niteliği ve niceliği açıkça saptanabilir. Bu yapılmamışsa, BK. m. 521 hükmüne göre, ortakların sermaye yükümleri ortaklık amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmalıdır.
Ortaklık Sözleşmesinin Tanımı
Ortaklık sözleşmesinin unsurlarını incelerken yaptığımız açıklamaların ışığı altında bu sözleşmeyi şu şekilde tanımlayabiliriz: “Ortaklık, iki veya daha çok kişinin, kazanç sağlamak ve bunu paylaşmak niyet ve amacı ile ekonomik ve mali yarar sağlayan ve bu amacın gerçekleşmesine yeterli edimlerini bir araya getirip, bu amaca özgüleyerek kurdukları çok taraflı bir sözleşmedir.”

Tüzel Kişilik

TTK.m.137’ye göre, ticaret ortaklıkları tüzel kişiliğe sahip olup, ortaklık sözleşmesinde yazılı işletme konusunun çerçevesi içinde kalmak koşulu ile bütün hakları kazanabilir ve borçları yüklenebilirler. Bu konuda kanundan doğan istisnalar saklıdır. Ticaret ortaklıkları, tüzel kişiliği ticaret siciline tescil anında kazanırlar. Sicile kayıt bu bakımdan yaratıcı nitelik taşır. Donatma iştiraki ve adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur. Ticaret ortaklıkları tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, ortaklık malvarlığının sahibi tüzel kişidir. Aktif ve pasif dava ehliyeti tüzel kişiye aittir. Tüzel kişinin unvanı, uyrukluğu, yerleşim yeri ve ehliyeti vardır.

Sınırlı Ehliyet

MK.m.48 tüzel kişilere hak ehliyetini “yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki” bütün konularda tanımış bulunmaktadır. Buna karşılık, Ticaret Kanunumuz, ticaret ortaklıklarının hak ehliyetini “esas sözleşmede yazılı işletme” konusu ile sınırlamış, ancak, bu konuda kanuni istisnaları saklı tutmuştur. Ayrıca belirli hallerde hak ehliyeti her ortaklık için özel hükümlerle daraltılıp genişletilebilir.
Kollektif Ortaklığın Tanımı ve Unsurları
Kollektif ortaklık ticari bir işletmeyi, bir ticaret unvanı altında işletmek amacı ile gerçek kişiler arasında kurulan ve ortaklarından hiçbirisinin sorumluluğu ortaklık alacaklarına karşı sınırlanmamış ortaklık, kollektif ortaklıktır, şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda kolektif ortaklıkların belirli unsurları yer almakla beraber, tanımın tam olduğu söylenemez.
Kollektif Ortaklığın Unsurları

Ticari İşletme

TTK. bir kollektif ortaklığın ancak bir ticari işletme işletmek amacı ile kurulabileceğini öngörmekte, öğretide ticari işletme işletmek oy birliği ile kollektif ortaklığın bir unsuru olarak görülmektedir.

Ticaret Unvanı

TTK.m.153’te öngörülen ikinci unsur ticaret unvanıdır. Kollektif ortaklık yasa gereği tacir olduğundan, ticaret unvanı seçmeye ve bunu iş ve işlemlerinde kullanmaya zorunludur.

Ortakların Gerçek Kişi Olması

Kollektif ortaklık ortaklarının gerçek kişi olması yasal bir zorunluluktur. Kanunda ortak sayısının alt ve üst sınırı çizilmemiştir.

Ortakların Sınırsız Sorumu

Bir ortaklığın kollektif ortaklık olarak nitelendirilmesinde en önemli unsur, bu ortaklığın üçüncü kişilere karşı üstlendiği borç ve yükümlerden, neden olduğu haksız fiillerden, belirli koşullar gerçekleştiğinde, ortaklarının tüm mal varlıkları ile sınırsız ve zincirleme sorumlu olmalarıdır.

Tüzel Kişilik

Kollektif ortaklık, ortaklarından bağımsız bir tüzel kişiliğe sahiptir.
Kollektif Ortaklığın Tanımı
Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında kollektif ortaklık, gerçek kişiler arasında kurulan, ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı ortakların sorumu sınırsız ve zincirleme olan bir ortaklık olarak tanımlanabilir.
Kollektif Ortaklıklara Uygulanacak Hükümler
Kollektif ortaklık tipine uygulanacak hükümlerin sırası şöyledir:
- Emredici Hükümler
Tarafların aksini sözleşme ile öngörmeyecekleri emredici kurallar hangi kanunda düzenlenmiş olursa olsunlar, ilk sırada yer alır ve uygulanırlar.
- Ortaklık Sözleşmesi Hükümleri
Kanunun emredici hükümlerine aykırı olmayan ortaklık sözleşmesi hükümleri ikinci sırada yer alırlar.
- Ticaret Kanununun Kollektif Ortaklıklara Özgü İkinci Fasıl Hükümleri
Bu hükümlerden, emredici nitelikte olanlar burada değil, birinci sırada yer alırlar.
- Ticaret Kanununun Ticaret Ortaklıklarına İlişkin Genel Hükümleri Bu hükümlerden de emredici nitelikte olanlar burada değil, birinci sırada yer alırlar.
- BK.m.520 vd., adi Ortaklık ve MK.m.47, 48, 49, 50, 51 Hükümler Bu hükümler kollektif ortaklıkların niteliğine uyduğu oranda uygulanır. Bunlardan emredici olanlar birinci sırada yer alır.
- TTK.m.1/1 Anlamında Ticari Hükümler
- Ticari Örf ve adet
- TTK.m.1/2 Anlamında Genel Hükümler
Kollektif Ortaklığın Kuruluşu

Ortaklık Sözleşmesi

Şekil

Kollektif ortaklık sözleşmesi yazılı olmalı ve imzalar noterce onanmalıdır. Yazılı şekilde olmayan ve imzaları noterce onanmamış bir sözleşmeye dayanan kollektif ortaklık TTK.m.156 gereğince adi ortaklık hükümlerine tabi olur. Ancak, bu arada üçüncü kişilere karşı olan sorumluluk yönünden TTK.14. ve 158. madde hükümleri uygulanır.

İçerik

Kollektif ortaklık sözleşmesi TTK.m.155’te sayılan hususları içermelidir. Bunlar, sözleşmede bulunması zorunlu hususlardır. Bunun yanında ortaklar, kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak kaydı ile sözleşmeye diledikleri başkaca hükümleri de koyabilirler. Bunlara da sözleşmede bulunması isteğe bağlı hususlar denilir.

Sözleşmede Bulunması Zorunlu Hususlar

-Ortakların ad ve soyadları, yerleşim yerleri ve uyruklukları:
TTK.m.153’göre, kollektif ortaklıklara ancak gerçek kişiler ortak olabilir. Tüzel kişilerin ortak olma olanağı yoktur.
-Ortaklığın kollektif olduğu: Kanun açıkça “kollektif olduğu” ifadesini kullanmıştır. Bu nedenle kollektif kelimesi kullanılmayıp, ortaklığın varolduğunu açıklayan ....mahdumları, ...kardeşler ortaklığı gibi ifadelerin sözleşmede yer almış olması ile kanunun bu hükmü yerine getirilmiş olmaz.
-Ortaklığın ticaret unvanı ve merkezi: Kollektif ortaklığın ticaret unvanı TTK.m.44’e göre oluşur. Bu maddeye göre, unvanda bütün ortakların veya hiç olmazsa birisinin ad ve soyadı ile ortaklığı ve türünü gösteren bir ibarenin yer alması zorunludur. Unvanın çekirdeği yanında, ortaklar isteğe bağlı başka ekler kullanabilecekleri gibi, diğer unvanlardan ayırmak için gerekli ise ek kullanmak zorundadırlar. Ortaklık merkezinin sözleşmede gösterilmesi zorunludur. Merkezin bulunduğu yer Devletler Özel Hukuku açısından ortaklığın uyrukluğunu belirler. Usul Hukuku yönünden ortaklık aleyhindeki bütün davalar merkezin bulunduğu yer mahkemelerinde açılabilir ve icra takipleri yapılabilir.
- Ortaklığın konusu: TKK.m.153’e göre, kollektif ortaklıklar ticari bir işletmeyi işletmek amacı ile kurulabilirler. TTK.m.155/4’e göre, sözleşmede bu ticari işletmenin konusu da açıklanmalıdır. İleride açıklanacağı gibi, kanımca kollektif ortaklığın hak ehliyetinin sınırları sözleşmede gösterilen işletme konusu ile sınırlandırılmamış olmakla beraber, Yargıtay’ımızın ve öğretinin baskın görüşü bunun aksidir. Başka bir deyimle Yargıtayımız ve öğreti kollektif ortaklıklarda hak ehliyetinin sınırlarının sözleşmede gösterilen işletme konusu ile çizili olduğunu kabul etmektedir.
- Her ortağın sermaye olarak koymayı yükümlendiği para miktarı, para niteliğinde olmayan sermayesinin değeri ve bu değerin ne şekilde biçilmiş olduğu, eğer kişisel emek söz konusu ise bu emeğin niteliği ve kapsamı:
Ticaret ortaklıkları içerisinde, ortaklara sermaye koyma açısından en çok serbestlik tanınan ortaklık tipi, kollektif ortaklıktır. Ekonomik ve mali yarar sağlayan her türlü edim kollektif ortaklığa sermaye olarak konabilir. TTK.m.139’da bunlardan bazıları örnek olarak sayılmıştır; para, alacak, kıymetli evrak, marka, taşınmaz mal, emek, ticari itibar, ticari işletme gibi. Yine kanunumuz, ortaklara paradan başkaca sermayeye değer biçilmesinde serbestlik tanımış ve sadece sözleşmede bu değerin nasıl biçildiğinin belirtilmesini istemiştir. Bunun nedeni, kollektif ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı, ortaklarının sınırsız sorumlu olmasıdır. Kanun koyucu, ortakların bu sınırsız sorumluluğu esası ile alacaklıların haklarının esasen korunmuş olduğunu kabul etmiş, ayrıca sermaye açısından sert hükümler getirmekten kaçınmıştır.
-Ortaklığı temsile yetkili kişilerin ad ve soyadları, bunların yalnız başına mı, yoksa birlikte mi imza koymaya yetkili oldukları: Bu şekilde sözleşmede ortaklığın fiil ehliyetinin de düzenlenmesi amacı güdülmüştür. Ortaklığı temsile yetkili kişilerin sözleşmede ad ve soyadları ile gösterilmesi gerekli olduğundan, yapılacak değişikliklerin de tescil ve ilanı gerekmektedir. Temsile yetkili kişilerin tek başına mı, yoksa birlikte mi ortaklığı temsil edeceklerinin de sözleşmede açıklanması gerekmektedir.
Sözleşmede Bulunması İsteğe Bağlı Hususlar
Sözleşmede bulunması zorunlu hususlara ve emredici hükümlere aykırı olmamak kaydı ile ortaklar sözleşmeye diledikleri hükümleri koyabilirler. Örneğin, kar ve zararın bölünme oranlarını, tasfiye bakiyesi paylarını, ortaklar arası ilişkileri, ortaklıktan çıkma hallerini düzenleyebilirler.
Tescil ve İlan
Kollektif ortaklığın tüzel kişilik kazanması ve kollektif ortaklık olarak nitelendirilmesi için TTK.m.157 hükmü uyarınca tescil ve ilanı şarttır. Tescil talebi, ortaklık merkezinin bulunduğu yer ticaret sicili memurluğuna, ortaklığı kuranlar tarafından, sözleşmenin düzenlenmesinden itibaren 15 gün içinde yapılır. Tescil edilen ortaklık Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir. Sözleşmenin tüm hükümleri değil, sadece 155. maddeye göre sözleşmeye konulması zorunlu hususlar tescil ve ilan edilir. Sözleşmede yer alan isteğe bağlı hususların tescil ve ilanı kanun tarafından ayrıca emredilmiş ise, bunlar da tescil ve ilan edilir. Diğer hükümler tescil ve ilan edilmez. Edilse dahi, hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.
Kuruluş İşlemlerinde Eksiklikler
Kollektif ortaklık sözleşmesi yazılı şekilde yapılmamışsa, imzalar noterce onanmamışsa, şekil şartları yerine getirilmiş olsa dahi, sözleşmede bulunması zorunlu kayıtlardan birisi veya bazıları eksik veya hükümsüz ise, ortaklık kollektif niteliği kazanmaz, adi ortaklık sayılır. Başka bir deyişle, kollektif ortaklık mevcut olmamakla birlikte üçüncü kişilere karşı ortaklık borçlarından dolayı ortaklar doğrudan doğruya ve zincirleme olarak sorumlu olurlar. Sözleşmenin şekline ve içeriğine ilişkin koşullar yerine getirilmiş olmakla beraber henüz tescil ve ilan işlemi yapılmamış, dolayısıyla tüzel kişilik ve hak ehliyeti kazanmamış kollektif ortaklık üçüncü kişilerle ilişki kurmuş ise, bütün ortaklar bu kişilere karşı doğrudan doğruya ve zincirleme olarak sorumlu olurlar.
Yönetim Hakkı
Kollektif ortaklıklar medeni haklarını, temsilcileri aracılığı ile kullanırlar. Kollektif ortaklığı, üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde temsilcileri temsil eder ve ortaklığın iradesini onlara açıklar. Ancak, üçüncü kişilere ortaklık iradesini açıklayabilmek için, ilk önce o konuda kollektif ortaklığın bir iradesinin oluşması gerekir. Başka bir deyişle, nasıl bir gerçek kişi, herhangi bir işlemde bulunmadan önce düşünür, karar alır ve iradesini üçüncü kişilere açıklarsa, kollektif ortaklık da ilk önce düşünür, kararını oluşturur ve iradesini temsilcileri aracılığı ile üçüncü kişilere açıklar. İşte, kolektif ortaklığın, üçüncü kişilerle işleme girişmeden önce iradesini hazırlamasına, deyim yerindeyse, düşünmesi ve karar almasına yönetim hakkı denilmektedir. Bu nedenle, yönetim hakkı sadece ortaklar arası iç ilişkiyi düzenler ve üçüncü kişileri ilgilendirmez. Nasıl bir gerçek kişi karar ve iradesi ile değil, fakat beyan şekli ile üçüncü kişilere karşı bağlanırsa, kollektif ortaklık da üçüncü kişilere karşı temsilcilerinin beyanları ile bağlı olur. Bu beyanların ortaklığı oluşturanların iradesine aykırı olması üçüncü kişileri etkilemez. Yönetim hakkına aykırı beyan, ancak bu şekilde hareket eden temsilcinin iç ilişkide sorumunu gerektirebilir.
Yönetim Hakkının Sahibi

Kural

Kural olarak ortaklardan her biri ayrı ayrı ortaklığı yönetme hakkına sahiptir. Bu nedenle, ortaklığı yönetmek ortak için hem bir hak, hem de bir borçtur. Ortak sıfatı devam ettiği sürece, ne ortaklık ortağın yönetim hakkını kullanmasına engel olabilir, ne de ortak, yönetim görevini yerine getirmekten kaçınabilir.
Yönetim Hakkının Sözleşme ile Düzenlenmesi
Ortaklık sözleşmesi ile yönetim hakkı, ortaklardan birisine veya bir kaçına verilmiş olabilir. Yönetim hakkı bu şekilde verilmiş ise diğer ortaklar yönetim hakkına sahip değildir. Kolektif ortaklıklarda, yönetim hakkının düzenlenmesi konusunda geniş bir özgürlük tanınmıştır. Yönetim hakkı çeşitli konulara göre bölünebileceği gibi, yönetim hakkına sahip ortakların belirli bir miktara kadar tek başlarına, bunu aşan miktarlar içinse birlikte karar almaları öngörülebilir. Yönetim hakkı sırf iç ilişkide, ortaklar arasında etki yaptığından, ortaklar yönetim hakkının bölünmesi ve sınırlanması konularında geniş yetkiye sahiptirler. Fakat burada gözden uzak tutulmaması gerekli nokta, bu sınırlamaların sadece ortaklar arasında hüküm ifade edeceğidir. Ortaklar karar alırlarken, yönetim hakkına konan sınırlamalara uymakla yükümlüdürler. Buna uymazlarsa, işlem ortaklığı temsil yetkisine sahip kişi tarafından yapılmış ise, ortaklık üçüncü kişilere karşı bu işlem ile bağlıdır. Ancak gerekli karar alınmadan işlemi yapan kişi, diğer ortaklara karşı sorumlu olur. Ortak olmayan bir kişiye de Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca yönetim hakkı tanınabilir. Doğal olarak bu kişilere tanınan yönetim hakkı da sınırlanabilir.
Yönetim Hakkının Kararla Düzenlenmesi
Ortaklık sözleşmesinde yönetim hakkının düzenlenmesine ilişkin özel bir hüküm yoksa, her ortak ayrı ayrı ve tek başına yönetim hakkına sahip olacaktır. Ancak ortaklar, sonradan çoğunlukla alacakları bir kararla, yönetim hakkını diledikleri gibi düzenleme olanağına sahiptirler.
Yönetim Hakkının Sınırı

Sözleşme Özgürlüğü

Yönetim hakkı sırf iç ilişkide hüküm ifade eden bir konu olduğundan, bu hakkın içeriği ve sınırı, ortaklar tarafından ortaklık sözleşmesi ile istenildiği gibi belirlenebilir.

Kanun Hükümleri

Ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm yoksa, yönetim hakkının sınırını TTK.m.165 belirler. Bu maddeye göre, yönetim hakkının sınırı ortaklığın amaç ve konusunu elde etmek için yapılması gereken olağan işlerdir. Olağan iş kapsamına giren her konuda, yönetim hakkına sahip ortaklar karar alma yetkisine sahiptir. Ortaklığı yönetenler ortaklık çıkarlarına uygun gördükleri takdirde, sulh, feragat, kabul ve tahkim kararı da alabilirler. Olağanüstü işlemlerde, kural olarak ortakların yönetim hakları yoktur. Bu tür işlemlerde yönetim hakkı, ancak bütün ortakların oybirliği ile karar almalarıyla kullanılır. Olağanüstü işlemler, olağan iş ve işlem çevresine girmeyen işlemlerdir.
Yönetim Hakkının Sınırlarında Değişiklik Yapılması
Yönetim hakkı, ortaklık sözleşmesi ile bir ortağa verilmiş ise, bu hakkın sınırının daraltılması veya kaldırılması ancak ortaklık sözleşmesinin değiştirilmesi ile mümkün olabilir. Bunun için de oybirliği ile karar alınması şarttır. Haklı sebepler varsa, ortaklardan birisinin talebi üzerine, mahkeme kararı ile yönetim hakkı sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir. Görevin yerine getirilmesinde basiretsizlik, ağır ihmal, iktidarsızlık gibi haller haklı sebep sayılır. Yönetim hakkı bir kararla verilmişse, yine bir kararla daraltılabilir veya kaldırılabilir. Çoğunluk olmasa da, haklı sebepler varsa, her ortak azil için mahkemeye başvurabilir.
İtiraz Hakkı
Yönetim hakkı ortakların hepsine veya birkaçına verilmişse, yönetim hakkına sahip ortaklar; yönetim hakkına sahip diğer bir ortak tarafından yapılması kararlaştırılan işlemin ortaklık yararına olmadığını beyan ederek, işlemin üçüncü kişi ile yapılmasına engel olabilirler. Bu nedenle, itiraz hakkının, yönetim hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu söylenebilir. İtiraz hakkından söz edebilmek için aynı konuda yönetim hakkına sahip en az iki ortağın varlığı şarttır. İtiraz hakkı sadece olağan işlemlerde söz konusudur ve ortağın hangi konuda ne oranda yönetim hakkı varsa, o oranda itiraz hakkı vardır. Olağanüstü işlemlerde, yönetim hakkına sahip olsun olmasın bütün ortakların oybirliği gerektiğinden, bir ortağın karşıt oy vermesi halinde karar oluşmayacağından, itiraz hakkı da söz konusu olmaz.  İtiraz hakkı, işlem üçüncü kişi ile yapıldığı ana kadar kullanılmalıdır. Üçüncü kişi ile işlem yapılınca bu hak artık düşer. Çünkü itiraz hakkı da, yönetim hakkı gibi ortaklararası iç ilişkide geçerlidir, üçüncü kişileri bağlamaz. İtirazın yapılması ile o işlemin üçüncü kişiyle yapılması durur ve durum, o konuda yönetim hakkına sahip ortaklar kuruluna getirilir, kurul o işin yapılıp yapılmamasına çoğunlukla karar verir. Yönetim hakkı, ortaklık sözleşmesi ile bir tek ortağa verilmişse, diğer ortakların yönetim hakkı olmadığından itiraz hakları da yoktur. Bu nedenle, yönetim hakkına sahip olan ortak, diğer ortakların itirazı olsa bile, o işlemi yapabilir. Ancak, işlem hileye dayalı ise diğer ortaklar itiraz hakkına sahiptirler. Bu itiraz, mahkemeye yapılır ve buna olağanüstü itiraz hakkı denir.
Oy ve Karar
Ortaklar, ortaklık işlerine ve aralarındaki ilişkilere oylarını kullanarak ve bu oyların sonucunda oluşan kararlarla etkili olurlar. Hukuki açıdan oy, bir önerinin leh veya aleyhinde karar alınmasını sağlamak veya kararın doğumuna engel olmak için iradenin açıklanmasıdır. Kural olarak, oy ortak tarafından şahsen verilir. Sözleşmede aksine hüküm yoksa, oyun bir temsilci aracılığı ile verilmesinde de sakınca yoktur. Karar alınıncaya kadar ortak verdiği oydan geri dönebilir. Karar, oybirliği ile alınacaksa bütün oyların, oy çokluğuyla alınacaksa ortakların çoğunluğunun oyunun aynı yönde verilmesi ile doğar. Karar doğduktan sonra oydan dönülemez. Karar doğduktan sonra, iradeyi bozan nedenlerden biri ile oy iptal edilebilir. Oyun iptali, karar için gerekli yetersayıyı bozuyorsa, karar da ortadan kalkar. Kanunumuz, karar alınması için yapılacak toplantının yetersayısı hakkında bir hüküm öngörmemiştir. Kanımca, toplantıya katılma yetkisine sahip bütün ortaklar, uygun bir süre öncesinden, toplantı gün, yer ve gündemi kendilerine bildirilerek toplantıya davet edilmelidir. Karar yetersayılarına gelince, kural, kararın ilişkin olduğu alanda yönetici sıfatına sahip ortakların mutlak oy çoğunluğudur. Sözleşme değişikliklerinde ve olağanüstü işlemlerde ise oybirliğidir. Kural olarak her ortağın bir oy hakkı vardır. Sözleşme ile bunun aksi kararlaştırılabilir. Oy hakkına sahip ortaklar, toplantı yapmadan, kararı imzalamak suretiyle de karar alabilirler. Alınan kararların TTK.m.66 ve 78 hükümleri uyarınca bir karar defterine geçirilmesi gerektir.
Denetleme Hakkı
Ortaklık borçlarından dolayı sınırsız ve diğer ortaklarla birlikte zincirleme sorumlu olan bir ortak, her an ortaklığın iş ve işlemlerini inceleme ve denetleme olanağına sahip olmalıdır. Bu derece ağır bir sorumluluk, denetleme hakkı olmaksızın düşünülemez. Bu nedenle ortağın denetleme hakkı geniş tutulmuş, ortağın bu haktan feragat edemeyeceği, etse de bunun geçersiz olduğu belirtilmiştir.
Denetleme Hakkının Sahibi
Yönetim hakkına sahip olsun olmasın, her ortak denetleme hakkına sahiptir. Denetleme hakkı, ortak sıfatının doğduğu an başlar ve bu sıfatın iç ilişkide sona erdiği ana kadar sürer. Ortaklıktan ayrılan ortak, ayrılmasından önce girişilmiş ve sorumluluğu devam eden işler hakkında bilgi isteme hakkına sahipse de denetleme hakkına sahip değildir.
Denetleme Hakkının Kapsamı
TTK.m.167'ye göre, denetleme hakkının kapsamına şu konular girer:
• Ortaklık işlerinin gidişi hakkında bilgi edinmek.
• Ortaklığın evrak ve işlerini incelemek.
• Kendisi için ortaklığın mali durumunu gösterir bir hesap belgesi düzenlenmesini istemek. Denetleme hakkının kapsamı, ortaklık sözleşmesi ile daha da genişletilebilir, daraltılamaz.
Denetleme Hakkının Kullanılma Biçimi
Denetleme hakkı, bizzat ortak tarafından kullanılmalıdır. Ortak küçük veya kısıtlı ise, yasal temsilcisi de bu hakkı kullanır. Uzmanlık gerektiren konularda ortak denetleme hakkını bir uzman aracılığı ile kullanabilir. Denetleme hakkının kullanılması bir süre ile sınırlandırılmamıştır. Ortak istediği an bu hakkını kullanabilir. Ancak bu hakkını kullanırken dürüstlük kurallarına uymakla yükümlüdür. Denetleme hakkı pasif nitelikte bir haktır. Ortağa ortaklık işlerinde yolsuzluk olup olmadığını inceleme olanağını verir, yolsuzluk varsa buna müdahale hakkını vermez. Ortak, denetleme hakkını kullanarak saptadığı yolsuzluklara karşı ancak kanunen sahip olduğu diğer haklarını kullanarak harekete geçebilir. Ortak denetleme hakkının kullanılması sırasında gördüğü yolsuzluklara ses çıkarmazsa, bundan dolayı ortaklık sözleşmesi ve kanundan doğan haklarından vazgeçmiş sayılır.
Sadakat Borcu
Ortaklar bir kollektif ortaklık kurmakla ortak bir amaca hizmet etmeyi karşılıklı olarak yüklenmişlerdir. Bu nedenle ortaklığa ve diğer ortaklara sadakatle yükümlüdürler (BK.m.526). Sadakat borcuna aykırılığın yaptırımı, TTK.m.187/2 gereğince, ortaklığın feshi veya şartları varsa sadakat borcuna aykırı hareket eden ortağın ortaklıktan çıkarılması şeklinde görülür.
Rekabet Yasağı
Ortaklık sözleşmesi bir amaç etrafında birleşmeyi ve bu amacın gerçekleşmesi için ortak faaliyet ve ortak bir çaba harcanmasını gerektirdiğinden, ortakların ortaklık kazancını azaltıcı işlemler yapmamaları, ortaklıkla rekabette bulunamamaları, rekabet yasağını oluşturur. Ortaklık işleri hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olan ortak, ortaklığın ticari sırlarını kolaylıkla öğrenip onunla rekabet edecek olursa, gerek ortaklığı ve gerekse diğer ortakları zarara uğratabilir. Bu nedenle kollektif ortaklıklarda ortakların rekabet yasağı kanunda düzenlenmiştir.
Rekabet Yasağını Düzenleyen Hükmün Niteliği
TTK.m.172'nin düzenlediği rekabet yasağı, ortaklararası iç ilişkiyi düzenleyen açıklayıcı bir hükümdür. Bu nedenle, ortaklar rekabet yasağı hakkındaki düzenlemeleri ortaklık sözleşmesi ile daha da ağırlaştırabilecekleri gibi, hafifletebilir ve hatta tümüyle kaldırabilirler. Ağırlaştırma halinde sınır ortağın kişilik haklarıdır. Rekabet yasağı, bir ortak için, diğer ortakların hepsinin onayı ile de kaldırılabilir. Yeni kurulan bir kollektif ortaklığa giren ortağın, daha önce kurulmuş diğer bir ortaklıkta sınırsız sorumlu ortak olduğu biliniyorsa ve ortağın bu ortaklıktan ayrılması açıkça kararlaştırılmazsa, bu hal kabul edilmiş sayılır.
Kanunda Düzenlenen Rekabet Yasağının Kapsamı
TTK.m.172, rekabet yasağını, ortaklığın yaptığı ticari işler türünden işlerle sınırlamıştır. Bu nedenle, ortaklık sözleşmesinde gösterilen işletme konusu değil, ortaklığın fiilen yaptığı ticari işler bu yasağın sınırlarını çizer.
Rekabet Yasağının Yer Bakımından Sınırlandırılması
Rekabet yasağı yer bakımından ortaklığın iş ve çıkar çevresi ile sınırlıdır. Ortaklığın iş ve müşteri çevresi dışında yapılan ve ortaklığın fiilen işletme konusuna giren bir işlem rekabet yasağına aykırılık olarak nitelendirilemez.
Rekabet Yasağı Kapsamına Giren İşler
TTK.m.172'ye göre, bir ortak, ortağı bulunduğu kollektif ortaklığın yaptığı türden bir işi:
• Kendi ad ve hesabına yapamaz
• Başkası hesabına yapamaz
• Aynı tür işlerle uğraşan bir ortaklığa sınırsız sorumlu ortak olarak giremez
• Kanunda açıklık olmamakla beraber, bu işleri kendi hesabına başkalarına da yaptıramaz.
Rekabet Yasağına Aykırılığın Yaptırımı
Bir ortak rekabet yasağına aykırı hareket etmiş olursa, TTK.m.173 ortaklığa seçmekte özgür bulunduğu birtakım olanaklar sağlamış ve ortaklık bu olanaklardan hangisinden yararlanırsa yararlansın, ayrıca diğer ortaklara ortaklığın feshini istemek hakkını da tanımıştır.
Ortaklığa Tanınan Olanaklar
• Ortaklık, rekabet yasağına aykırı hareket eden ortaktan giderim isteyebilir.
• Ortaklık giderim istemekten vazgeçip, ortağın kendi adına yaptığı (veya kendi hesabına yaptırdığı) işleri ortaklık adına (veya hesabına) yapılmış sayabilir.
• İş, ortak tarafından üçüncü kişilerin hesabına yapılmış ise, ortağın bundan edindiği karşılığın ortaklığa bırakılmasını isteyebilir.
• Rekabet yasağına aykırı hareket eden ortak, ortaklıktan çıkartılabilir.
Ortaklığın bu seçeneklerden hangisini kullanacağı diğer ortaklarca kararlaştırılır.
Diğer Ortaklara Tek Başlarına Tanınan Haklar
• Yasada açıkça belirtilmiş olmamakla beraber, iki kişilik kollektif ortaklıklarda, ortaklığa tanınmış olan hakları diğer ortak tek başına kullanabilir.
• Ortaklardan birinin rekabet yasağına aykırı hareket etmesi halinde, diğer ortakların herbiri ortaklığın feshini isteyebilir.
Zaman Aşımı
Rekabet yasağına aykırı davranmaktan doğan talep hakkı, yasağa aykırı işlemin yapıldığı veya ortağın diğer ortaklığa girdiğinin öğrenildiği tarihten itibaren 3 ay ve her halde işlemin yapıldığı tarihten itibaren 1 yıl sonra zaman aşımına uğrar.
Rekabet Yasağının Son Bulması
Rekabet yasağı, ortağın ortak sıfatının son bulması veya ortaklığın fesih veya infisahı ile tasfiye haline girmesi ile son bulur.
Sözleşme ile Düzenlenen Rekabet Yasağı
Rekabet yasağı, ortaklık sözleşmesi ile düzenlenmişse bu konuda ilk önce sözleşme hükümleri, bunların yanında ikinci derecede kanuni rekabet yasağı hükümleri uygulanır.
Özen Göstermek Borcu
Ortakların ortaklık işlerinde ve kendi aralarındaki ilişkilerde, yetkilerini kullanma ve yükümlerini yerine getirmede gösterecekleri özen ölçüsü özneldir. Her ortak, kendi işlerinde olağan olarak gösterdiği dikkat ve özeni ortaklık işlerinde de göstermekle yükümlüdür.
Ortakların Eşitliği İlkesi
Ortaklar, aralarındaki ilişkilerde, kural olarak birbirleri ile eşit durumdadırlar. Ortaklıktaki payları ne olursa olsun, ortaklık yönetimine ve temsiline eşit haklarla katılır, kar ve zarardan eşit pay alırlar. Bu eşitlik bazı konularda ortaklık sözleşmesi hükümleri ile az veya çok ortadan kaldırılabilirse de, tamamen ortadan kaldırılamaz.
Ortak Sıfatının Kişiselliği
Kollektif ortaklık, ortaklarının sınırsız sorumluluğu nedeni ile ortaklar arasında kişisel güvene dayanan bir ilişki olduğundan, ortaklar arasındaki kişisel nitelikteki hak ve borçlar başkasına devredilemez. Hatta yasal temsilciler dışında, iradi temsilciler aracılığı ile kullanılamaz. Denetleme hakkının uzman kişiler aracılığı ile kullanılması bunun dışındadır. Buna karşılık, ortağın ortaklığa karşı sahip olduğu parasal nitelikteki hakları ortaklığa karşı bağımsız bir alacak niteliği kazandığı anda, üçüncü kişilere devredilebilir.
Sermaye Borcu

Sermaye Borcunun Konusu

Kollektif ortaklık, bir ticaret ortaklığı olarak kazanç sağlamak ve bunu ortaklarına paylaştırmak amacıyla kurulur. Bu amacı gerçekleştirmek için sermayeye ihtiyacı vardır. Ortaklar, ortaklık borç ve yükümlüklerinden dolayı sınırsız sorumlu olduklarından, ortakların sermaye borçları konusunda kanun geniş bir serbestlik tanımıştır. Ortaklar TTK.m.139 uyarınca ekonomik bakımdan değer taşıyan herşeyi sermaye olarak getirebilirler. Ortaklar aynı tür sermaye koymakla yükümlü değildirler. Bir ortak nakit, diğeri mal, bir diğeri ise emeğini sermaye olarak koyabilir. Sermaye değerlerinin eşit olması da şart değildir. Sözleşmede, sermaye olarak bir taşınmaz mal veya taşınmaz üzerindeki bir ayni hakkın konulduğu belirtilmişse, sözleşme yazılı ve imzalar noterce onanmış olmak kaydı ile bu taahhüt resmi şekil aranmaksızın geçerlidir. Ortaklığın asgari bir sermayesi olması kanunda şart koşulmamıştır. Nakidden başkaca sermaye konulması halinde ortaklar buna diledikleri değeri biçebilirler, değerin ne şekilde biçildiğinin ortaklık sözleşmesinde yer alması yeterlidir.

Sermaye Borcunun Yerine Getirilmesi (İfası) ve Sermaye Üzerinde Ortaklığın Mülkiyet Hakkı

Sermaye borcu, ortaklık tüzel kişilik kazanınca muaccel olur ve ortaklığın yetkili temsilcisi bunun yerine getirilmesini ortaktan talep edebilir. Ortak üstlendiği sermaye borcunu yerine getirmekle yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır, artık oybirliği ile karar alınmadıkça yeniden sermaye koymaya veya eksilen sermayeyi tamamlamaya zorlanamaz.
Mülkiyet Karinesi
Paradan başka sermaye türlerinde mülkiyet ortaklığa sermaye olarak konabileceği gibi, mal veya hakkın sadece kullanma hakkı da sermaye olarak konabilir. TTK.m.143/2 sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça, sermaye olarak konan malların mülkiyetinin ortaklığa ait ve hakların ortaklığa devredilmiş olacağına ilişkin bir karine öngörmüştür.
Mülkiyetin Nakli
Ortakların sermaye yükümleri ortaklığın tüzel kişilik kazanması ile muaccel olur ve kural olarak ortak tarafından bizzat yerine getirilir. Ancak, belirli bazı sermaye türlerinde ortaklık, yükümün yerine getirilmesini ortağın rızasını almaksızın isteyebilir. Bu, özellikle yükümün yerine getirilebilmesi için resmi bir makamın katılımının söz konusu olduğu hallerde geçerlidir. Taşınır mallarda mülkiyetin ortaklığa geçmesi, ortağın taşınır mülkiyetini usulüne uygun olarak ortaklığa devri ile gerçekleşir. Haklarda ise, alacağın temliki hükümleri yürürlüktedir. Alacağın devrinde, alacak ortaklıkça tahsil edilmedikçe, ortak sermaye koyma borcundan kurtulmuş olmaz.
Sermaye Borcunun Yerine Getirilmemesi
Sermaye borcunu süresinde veya gereği gibi yerine getirmeyen ortak, ortaklığın bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Sermaye borcu hiç ifa edilmez ise, bu takdirde TTK.m.188 gereğince bir fesih sebebi doğar.
Sermaye Borcunun Süresinde ve Gereği Gibi Yerine Getirilmemesi

Gecikme faizi

Paradan oluşan sermaye borçlarında, ortaklık borcun muacceliyet kazandığı andan itibaren, ortaktan kanuni faiz isteyebilir. Paradan başka sermaye borçlarında da durum aynıdır. Bu takdirde kanuni faizin, paradan başka sermayenin ortaklık sözleşmesinde gösterilen değeri üzerinden yürütülmesi gerekir.

Gecikme giderimi

İster nakit, ister nakidden başkaca olsun, ortaklık sermaye yükümünün yerine getirilmesini talep ve dava edebileceği gibi, borcun yerine getirilmesi ile birlikte gecikme giderimi isteyebilir. Gecikme faizi istemesi, ayrıca gecikme giderimi istenmesine engel oluşturmaz. Ancak, gecikme giderimi talep edebilmek için, ortağa ihtar yapılmış olması şarttır.
Sermaye Borcunun Hiç Yerine Getirilmemesi

Ortaklığın feshi

Ortak sermaye yükümünü yerine getirmemekte ısrar ederse, ortağın sermaye koyma borcu yerine giderim yükümlülüğü geçmez. Ortak sermaye koyma borcunu haklı nedenlerle yerine getirmezse, ancak ortaklık sözleşmesinin değiştirilmesi ile başka bir sermaye borcu altına girebilir. Ortak, sermaye yükümünü yerine getirmezse, bunun ilk yaptırımı ortaklığın feshidir. Ortaklığın bu nedenle feshini her ortak mahkemeden isteyebilir. Feshi isteyebilmek için ortağa daha önce sermaye borcunu yerine getirmesi için uygun süre tanıyan bir ihtarın yapılmış olması şarttır.

Ortaklıktan çıkarma

TTK.m.188'deki ortaklığın feshini talep hakkının doğduğu hallerde, şartları varsa, diğer ortaklar, borcunu yerine getirmeyen ortağı ortaklıktan çıkarabilirler. Çıkarma kararı sermaye borcunu yerine getirmeyen ortak hariç diğerlerinin çoğunluğu ile alınır.

Ortaklığın infisah etmesi

Sermaye yükümünün yerine getirilmesinde olanaksızlık varsa ve borcun yerine getirilmemesi, ortaklığın amaç ve konusunda da olanaksızlık doğuruyorsa, ortaklık BK.m.535 gereğince infisah eder.

Katılma Payı

Katılma payı kavramından, ortağın, ortaklığa katılması karşısında ortaklık malvarlığı ve gelirlerindeki payı anlaşılır. Bu nedenle katılma payı kavramı, ortağın ortaklığa karşı sahip olduğu parasal hakların tümünü içerir.
Katılma payının ortağa sağladığı haklar iki büyük gruba ayrılır:
• Ortaklığın devamı süresince gerçekleşen, kar, ücret, sermaye faizi gibi talepler,
• Ortaklığın fesih ve tasfiyesi veya ortağın ortaklıktan ayrılması şartına bağlı tasfiye payını talep.
Ortaklığın Devamı Süresince Ortağın Katılma Payından Doğan Parasal Nitelikteki Hakları

Kar ve Zarar

Ortakların kar ve zarar paylarının saptanması

Ortaklar, ortaklıktaki kar ve zarar paylarını diledikleri gibi saptayabilirler. Kar ve zarar paylarının oranları ortaklık sözleşmesi ile öngörülmüş olabilir. Ortaklar bu oranları sonradan aralarında alacakları bir kararla da saptayabilirler. Hatta, ortaklar kar ve zarardan kendilerine düşen miktarın belirlenmesini ortaklık sözleşmesi ile veya sonradan alacakları bir kararla içlerinden birisine veya bir üçüncü kişiye bırakabilirler. Kar ve zarar oranları ayrı ayrı saptanabilir. Bir ortağın zarardan muaf tutulması ancak emeğini sermaye olarak koymuş ortak için olanaklıdır ve bu bağışıklık sadece iç ilişkide geçerlidir. Kar ve zarar oranı hakkında ortaklık sözleşmesinde herhangi bir hüküm yok ve sonradan da bir karar alınmamışsa, ortaklar arasında eşitlik ilkesi gereği bütün ortaklar, koydukları sermaye miktar ve oranı ne olursa olsun, kar ve zarara eşit oranda katılırlar. Sadece kar veya sadece zarar oranının saptanmış olması halinde zarar ve kar da bu orana göre belirlenir.

Ortaklığın kar ve zararın saptanması

Ticari anlamda, kar, ortaklık malvarlığında değer artışı, zarar değer azalışıdır. Bu nedenle, kar ve zarar ortaklığın iki ayrı tarihteki malvarlığı karşılaştırılarak çıkan sonuca göre belirlenir. Malvarlığı çoğalmışsa kar, azalmışsa zarar vardır.

Karı talep hakkı

Sermaye daha önceki yıllar zararları ile azalmışsa, kar doğrudan doğruya çekilemez, zararın kapatılmasına özgülenir. Bununla beraber, daha önceki yıllarda zarar bulunmasına karşın, ortaklar alacakları bir kararla karı çekebilirler. Kar saptandıktan sonra çekilmezse, kendiliğinden sermayeye çevrilmez, ortağın ortaklıktan alacağı olarak kalır.
Zararı karşılama
Ortaklık zarar etmiş olsa dahi, ortaklar oybirliği ile karar almadıkça zararı karşılamaya zorlanamaz. Sermaye yükümünü yerine getirmiş bir ortaktan zararı karşılamak amacı ile olsa bile, ek bir ödeme istenemez. Üçüncü kişilerin hakları, ortakların sınırsız sorumu ilkesi ile korunmuştur. Kar ve zarar payı konusunda daha ayrıntılı bilgiyi, muhasebe kitaplarınızdan edinebilirsiniz.
Ücret, Faiz ve Diğer Talepler
Kural olarak, ortaklar ortaklıktan kişisel emekleri için bir ücret isteyemezler. Bununla beraber, sözleşme ile aksi kararlaştırılabilir. Sermayeye karşılık faiz almak da ancak ortaklık sözleşmesinde bu yolda açık bir hüküm varsa olanaklıdır. Parasal nitelikteki bu haklar, doğumlarından sonra üçüncü kişilere devredilebilir.
Tasfiye Payı
Ortaklığın tasfiyesi sonucu, tasfiye bakiyesi üzerinde ortağın talep hakkına tasfiye payı denir. Tasfiye sonucunda arta kalan malvarlığının ortaklar arasında ne şekilde dağıtılacağı ortaklık sözleşmesi ile istendiği gibi düzenlenebilir.

Sözleşmede böyle bir hüküm yoksa, şu esaslardan hareket edilir:
• Tasfiye sonucu elde edilen bakiye, ortakların ortaklığa koydukları sermayeler ile gerçekleşen, fakat zamanında dağıtılmayan kar veya karşılanmayan zararın toplamından ibarettir. Bu durumda, önce her ortak ortaklığa koymuş olduğu sermayeyi geri alır. Paradan başka bir sermaye konmuşsa, bu takdirde, bunlara sözleşmede biçilen değerler geri verilir. Geriye bir meblağ kalmışsa, bu dağıtılmamış kardır ve kar dağıtımı esaslarına göre dağıtılır.
• Tasfiye bakiyesi herkese sermaye paylarını iadeye yetmezse, o zaman sermaye dağıtımı hesaben yapılır. Sermaye ile tasfiye bakiyesi arasındaki miktar, zamanında karşılanmayan zarardır. Bu miktar zarar oranlarına göre ortaklara paylaştırılır ve sermaye paylarından düşülerek ortaklara ödeme yapılır.
Hak ve Fiil Ehliyeti
Daha önce de gördüğümüz gibi, kolektif ortaklıklar ticaret ortaklığı olmaları nedeni ile tüzel kişiliğe ve hak ehliyetine sahiptirler. Kolektif ortaklık, sahip olduğu bu ehliyetini temsilcileri aracılığı ile kullanır, temsilcileri aracılığı ile üçüncü kişilerle ilişki kurar, haklar kazanır ve borçlar yüklenir. Kolektif ortaklığın temsilcileri yasal ve iradi olmak üzere iki büyük gruba ayrılır. İradi temsilciler, genel hükümler çerçevesinde kendilerine ortaklığı temsil yetkisi verilen kişiler, tüccar yardımcılarıdır. Kanuni temsilciler ise ortaklık adına hak ehliyetini kullanma yetkisine doğrudan doğruya sahip, ortaklığın organı sayılan kişilerdir. Kanuni temsilcilerinin TTK. m. 155 gereğince sözleşmede gösterilmesi gerekir. TTK.m.155/6 gereğince, ortaklığı temsil görevi sözleşme ile ortaklardan bir veya birkaçına verilmiş ise, bunlar ortaklığın organıdırlar. Temsil yetkisi ortak olmayan bir kimseye tanınmışsa, bu kişi organ sıfatını kazanmaz, ticari mümessil niteliğindedir.
Temsil Yetkisinin Sınırları

Kural

Ortaklığı temsil yetkisine sahip olan kimse, ortaklık amacına dahil olan her tür iş ve hukuki işlemleri ortaklık adına yapmak ve ortaklığın unvanını kullanmak yetkisine sahiptir. Ticaret Kanunumuzda ortaklık amacının ne olduğu açıkça gösterilmemiştir. Bir ortaklık olması nedeni ile kolektif ortaklığın amacının da kazanç sağlamak ve ortaklarına paylaştırmak olduğu açıktır. Bu nedenle, ortaklığı temsile yetkili olanların kazanç sağlamak ve bunu paylaştırmak amacına yönelik her türlü iş ve hukuki işlemi yapabileceklerini kabul etmek gerekir.
Temsil Yetkisinin Sınırlandırılması (Birlikte Temsil)
Temsil yetkisine sahip olanlar, ortaklık amacına giren her türlü iş ve işlemleri yapabilirler. Ortaklık amacı çerçevesinde temsil yetkisinin sınırlandırılması ancak birlikte temsil esası ile olabilir. Bu sınırlamanın iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı geçerli olması için tescil ve ilanı gerektir. Temsil yetkisine konulan başkaca sınırlamalar iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez. Bu gibi sınırlamalar tescil ve ilan edilemez. Her nasılsa tescil ve ilan edilmiş olsa dahi üçüncü kişilerin iyiniyetini ortadan kaldırmaz. İradi temsilden farklı olarak yasal temsilcilerin temsil yetkisi merkez veya bir şube işleri ile de sınırlandırılamaz.Kanuni temsilcilerin ortaklık işlerini görürken veya bu işler dolayısıyla işledikleri haksız fiillerden ortaklık da sorumlu olur.
Birlikte Temsil Yetkisinin İstisnaları
Temsil yetkisi birlikte kullanılmak üzere tanınmış olsa bile, temsilcilerden birine yapılan tebligat ortaklığa yapılmış sayılır. Gecikmesinde tehlike görülen hallerde ve iki kişilik ortaklıklarda ortaklardan biri ile ortaklık arasında çıkan anlaşmazlıklarda, bir temsilcinin ortaklığı temsil etmesi olanaklıdır. Birlikte temsil kuralı kabul edilmiş olsa bile, bu kural üçüncü kişilere dürüstlük kurallarına aykırı bir şekilde ileri sürülemez.
Temsil Yetkisinin Sona Ermesi
Temsil yetkisinin sona ermesi hakkında Ticaret Kanunumuzda açıklık yoktur. Ancak, temsil yetkisi de geniş anlamda yönetim hakkı çerçevesine girdiğinden, ortağın temsil yetkisinin geri alınması, yönetim hakkına sahip ortağın azli gibidir. Temsilci ortak için ortaklığı temsil bir hak olduğu kadar bir görevdir de. Bu nedenle temsilci ortak, kanunun aradığı özür nedenleri olmadıkça temsilden kaçınamaz. Ortaklığın iflası halinde temsil yetkisi iflas idaresine, başka sebeplerle tasfiyeye girmede, tasfiye memurlarına geçer. Temsil yetkisinin sona ermesi tescil ve ilan edilmelidir. Aksi halde, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı yetkisi sona eren temsilcinin yetkisi devam eder.
Kollektif Ortaklığın ve Ortakların, Ortaklık Borç ve Yükümlerinden Sorumu

Ortaklığın Sorumu

Temsilcilerinin açık veya zımni olarak ortaklık adına yaptıkları hukuki işlemlerden dolayı ortaklık alacaklı ve borçlu olduğu gibi, ortaklık işlerini görürken işledikleri haksız fiillerden de ortaklık sorumludur. Bu nedenle, kolektif ortaklığın üstlendiği borç ve yükümler ortaklıkça yerine getirilir. Ortaklık alacaklıları alacaklarını ortaklıktan talep etmelidirler, doğrudan doğruya ortaklara başvurma olanakları yoktur.

Ortakların Sorumu

Kolektif ortaklığı tanımlarken en önemli özelliğinin ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı alacaklılara karşı ortakların sınırsız ve zincirleme sorumlu olmaları gerekli. Ancak ortaklık alacaklıları, alacaklarını ilk önce ortaklıktan talep etmelidirler. Alacaklıların ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı ortaklara başvurma olanağı ancak belirli hallerin gerçekleşmesiyle doğar. Bu nedenle, pek de doğru olmayarak, kolektif ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı ortaklarının sorumluluğu ikinci derecededir denilmektedir. Doğrusu, bu sorumluluğun ancak belirli hallerde söz konusu olmasıdır. O haller oluşursa ortakların sorumu da ortaklıkla aynı sırada olmak üzere doğar, bu haller oluşmadan ise sorum söz konusu değildir.
Başvuru Yolları
Ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı ortaklara (adi takip) icra yolu ile takip yapılabileceği gibi, iflas yolu ile takip de yapılabilir. Bilindiği gibi, iflas tacirlere özgü özel bir takip yoludur. Kanun koyucu, tacir olmayan bazı kişilere karşı da bu şekilde takip yapılabileceğini öngörmüştür. Kolektif ortaklık ortakları bu kişiler arasındadır.
Adi Takip
Ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı ortaklara başvurabilmek için şu iki koşuldan birisinin gerçekleşmiş olması gereklidir.
• Ortaklığa karşı yapılan icra takibinin semeresiz kalması: İcra takibinin semeresiz kalmış sayılabilmesi için o alacak hakkında usulüne uygun bir aciz belgesi alınmış olmalıdır. Başka türlü icra takibinin semeresiz kaldığı saptanamaz. Ortaklara başvurmak isteyen her alacaklının aciz belgesi alması şart değildir. Herhangi bir alacaklı ortaklık aleyhine aciz belgesi almış ise bundan diğer alacaklılar da yararlanır.
• Ortaklığın herhangi bir nedenle sona ermesi: Ortaklığın sona ermesi, ortaklığın tasfiye sonucu ticaret sicilinden silinmesi, tüzel kişiliğinin ve hukuki varlığının sona ermesi demektir. Ortaklık sona ermiş, başka bir deyişle sicilden silinmiş ise, ortaklığın alacaklıları artık başvuracak bir tüzel kişilik kalmadığı için ortaklara başvurmak zorundadırlar. Ortaklara başvurma olanağının doğduğu bu hallerde alacaklı, ortaklardan birine, birkaçına veya hepsine birden başvurabilir.
Ortağın Sorumunun İçeriği
Ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı ortaklara başvurma hakkının doğduğu hallerde, kural olarak, alacaklı ortaklıktan ne talep ediyorsa, ortaktan da onu talep edebilir. Başka bir deyimle ortağın borcunun içeriği, ortaklığın borcunun içeriğidir. Ancak ortak, borcun niteliğinden dolayı borcu aynen yerine getiremeyecek durumda ise, o zaman alacaklı giderim talep edebilecektir. Örneğin bir proje çizimini üstlenmiş olan kolektif ortaklığın, mimar olan ortağından kural olarak aynen ifa istenebilir.
Ortağın Sorumunun Kapsamı
Ortak, ortak sıfatına sahip olduğu sürece ortaklığın yüklendiği borç ve yükümlerden üçüncü kişilere karşı sorumludur. Ortaklığa sonradan giren bir ortak, ortaklığa girmesinden önce mevcut bütün borç ve yükümlerden sorumlu olur. Ortak ortaklıktan ayrıldığı takdirde ayrılmanın tescil edildiği tarihe kadar oluşan ortaklık borç ve yükümlerinden, bunların zaman aşımı süresince sorumlu kalmaya devam eder.
Sorumun Sınırlandırılması
Ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı ortağın üçüncü kişilere karşı olan zincirleme sorumluluğu asla sınırlandırılamaz. Buna karşılık, iç ilişkide ortaklar kendi aralarında sorumu diledikleri gibi sınırlandırabilirler.
Ortaklıkla Ortaklar Arasında Rücu İlişkileri
Ortaklık iflas etmemiş ise, ortak, yaptığı ödeme nedeni ile ortaklığa başvurabileceği gibi, ortaklıktan hakkını alamayacak olursa, iç ilişkide yürürlükte olan hükümler çerçevesinde diğer ortaklara da başvurabilir. Bu nedenle ortakların ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı sorumlulukları zincirleme olduğu halde, ortaklıkla ortaklar arasında tam bir teselsül yoktur. Rücu hakkının kullanılabilmesi için, takibe uğrayan ortağın, ortaklığa ait bütün def'i ve itirazları kullanmış olması veya aleyhine yapılan takipten ortaklığı haberli kılması gerekir. Ortak bu def'i ve itirazları bildiği veya bilmesi gerektiği halde ileri sürmeyerek veya takibi ortaklığa bildirmeyerek ortaklığın bir hakkının yitirilmesine neden olmuş ise, bu yitirilme oranında rücu hakkını kaybeder.
İflas Yolu ile Takip
İflas yolu ile takip, özel ve borçlu için ağır bir takip yoludur. Bu takip yolu kural olarak sadece tacirlere uygulanır. Kanun koyucu, tacir olmayan bazı kişilere karşı da istisna olarak iflas yolu ile takibi öngörmüştür. Bu istisnalardan en önemlisi kolektif ortaklık ortağıdır. Kolektif ortak, tacir olmamasına rağmen kolektif ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı iflas yolu ile takip edilebilir.

Ticaret Kanunumuza göre, ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı ortaklar aleyhinde iflas yolu ile takip şu hallerde olanaklıdır.
• Ortaklık iflas etmiş ve alacaklı alacağını iflas masasından alamamış ise, alacaklı ortakları ayrıca iflas yolu ile takip edebilir.
• Kanunda açık bir hüküm bulunmamasına karşın, yukarıdaki koşuldan hareketle, ortaklık herhangi bir nedenle sona ermiş ve sicilden silinmiş ise ortaklık alacaklıları, ortaklar aleyhine adi takip yoluna başvurabilecekleri gibi, iflas yoluna da başvurabilirler.
• Ortaklık aleyhine iflas davası açılmış olup, ortaklık aleyhine depo kararı verilmiş ise; alacaklı, bu kararın ortaklıkla birlikte ortaklara da tebliğ edilmesini ve paranın depo edilmemesi halinde ortaklıkla birlikte ortakların da iflasına karar verilmesini mahkemeden isteyebilir.
• Ortaklık aleyhine yapılan ilama dayanan takipte, borç ortaklıkça ödenmezse, ortaklıkla birlikte ortakların hepsinin veya bazılarının doğrudan doğruya iflası istenebilir.
• Bir ortağın kişisel olarak iflası kolektif ortaklık için sona erme sebebidir.
Diğer ortaklar iflas eden ortağı ortaklıktan çıkartıp ortaklıktaki payını iflas masasına ödeyerek, ortaklığa aralarında devam edebilirler. Ancak sözleşme ile ortakların bu hakkı kaldırılabilir.
Türk Hukukunda kolektif ortaklık tüzel kişiliğe sahip ve ortaklarından bağımsız bir hukuki varlıktır. Ortaklığın yaşam süresi boyunca ortakları arasında değişiklikler olabilir. Bir ortak payını bir başka kişiye devredebilir, ortak ortaklıktan çıkabilir veya çıkarılabilir. Ortaklığa yeni bir ortak alınabilir. Bütün bu değişiklikler ortaklık yapısı üzerinde az çok bir etki yaptıkları halde, tüzel kişilik yine aynı kalır.
Çıkma
Türk Ticaret Kanunu, çeşitli maddelerinde çıkmadan söz ettiği halde, çıkmayı tanımlamamıştır. Ortak, ortaklıktan kendi isteği ile ayrılabiliyor veya bazı koşulların gerçekleşmesiyle ortaklıktan ayrılmış sayılıyorsa çıkmadan söz edilir. Ortağın ölümü hali dışında, ortak, ortaklıktan ancak ortaklık sözleşmesinde hüküm varsa veya bunu diğer ortaklar onaylarsa çıkabilir. Bu iki koşul gerçekleşmezse, ortağın kolektif ortaklıkta kalması dayanılmaz bir hal alsa bile, ortak belki haklı sebeplerle ortaklığın feshedilmesini isteyebilir, fakat ortaklıktan çıkamaz.
Rızai Çıkma
Ortaklık sözleşmesi ile ortaklara iradelerini beyan ederek ortaklıktan çıkma olanağı tanınabilir. Ortağa bu hak mutlak olarak tanınmış ise, ortak bu arzusunu açıklarken gerekçe göstermeye zorunlu değildir. Sözleşmede herhangi bir hüküm bulunmasa da, ortak diğer ortakların onayı ile ortaklıktan her zaman çıkabilir.
Belli Koşulların Gerçekleşmesine Bağlı Çıkma
Ortağa sözleşme ile tanınan çıkma hakkı mutlak olabileceği gibi belirli koşulların gerçekleşmesine de bağlı tutulabilir. Örneğin, çıkma taleplerinin kuruluştan itibaren belli bir süre sonra ileri sürülebileceği veya haklı nedenlerin varlığı halinde kullanılabileceği öngörülebilir. Çıkma, bu koşulların gerçekleşmesi halinde ortağın iradesini kullanması ile gerçekleşebileceği gibi, bu koşulların oluşması ile çıkmanın kendiliğinden gerçekleşeceğinin kabulü de mümkündür. Bu duruma kendiliğinden çıkma denir.
Ortağın Ölümü
Ortağın ölümü özel bir çıkma hali oluşturur. Önemi nedeniyle kanunumuz tarafından oldukça ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Ortağın ölümü halinde ortaya çıkacak durum ortaklık sözleşmesi ile düzenlenmiş olabileceği gibi, sözleşmede bu konuda herhangi bir hüküm bulunmayabilir.
Ortaklık Sözleşmesinde Hüküm Yoksa
Ortağın ölümü halinde sözleşmede bir hüküm bulunmamasının sonucunu TTK.m.195/1 düzenlemektedir. Bu maddeye göre, bir ortağın ölümü halinde, sözleşmede özel bir hüküm yoksa, ortaklığın devamı için sağ kalan ortakların bu konuda oybirliği ile karar vermeleri şarttır. Sağ kalan ortaklardan birisi kolektif ortaklığın devamını arzu etmezse, ortaklık infisah eder. Ölen ortağın mirasçıları ister ve sağ kalan ortaklar razı olursa, onları da ortaklığa alabilirler. Razı olmazlarsa, ölen ortağın ortaklık malvarlığındaki tasfiye payı hesaplanıp mirasçılara verilerek ortaklıkla ilişkileri kesilir.
Ortaklık Sözleşmesinde Hüküm Varsa
Ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan birinin ölümü halinde, ortaklığın sağ kalan ortaklarla birlikte ölenin mirasçıları arasında devam edeceği hakkında hüküm varsa, bu, sağ kalan ortakları bağlar. Mirasçılar, ortaklığa kolektif ortak olarak girmek isterlerse, sağ kalan ortaklar bunu reddedemez. Buna karşın, mirasçılar bir seçim hakkına sahiptirler, ortaklığa komanditer ortak olarak katılmayı da önerebilirler. Bu önerileri sağ kalan ortaklar tarafından oybirliği ile kabul edilirse, ortaklık komandit ortaklığa dönüşür. Oybirliği ile kabul oluşmazsa, ölen ortağın ortaklık malvarlığındaki payı mirasçılara verilip, ortaklıkla ilgileri kesilip, ortaklığa sağ kalan ortaklar arasında devam edilir. Mirasçılar bu seçim haklarını ortağın ölüm tarihinden itibaren 3 ay içerisinde kullanmalıdırlar. Bu üç aylık süre içinde kanunen komanditer ortak sayılırlar. Üç aylık süre içerisinde bir beyanda bulunmazlarsa, kolektif ortaklığı kabul etmiş sayılırlar. Mirasçılar ister kolektif ister komanditer ortak olarak ortaklığa girsinler, ortaklık sözleşmesi değiştirilerek yeni duruma uydurulmalıdır. Çıkma halleri ortaklar arasında fiili çıkma tarihinden, üçüncü kişilere karşı ise tescil ve ilan tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Çıkan ortak, ortaklığı sırasında doğan ortaklık borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı, ortaklık sorumlu olduğu sürece sorumlu kalmakta devam eder.
Kollektif Ortaklıkta Payın Devri
Kolektif ortaklıkta ortak, payını ancak diğer ortakların tümünün onayı ile devredebilir. Bu nedenle devir, diğer ortakların onayı koşuluna bağlı bir hukuki işlemdir. Payın tamamen devri mümkün olduğu gibi, kısmen devri de mümkündür. İlk halde ortaklıktan bir kişi çıkmış, bir başka kişi girmiş olur. İkinci halde ortaklığa yeni bir ortak alınması söz konusudur. Pay, bir üçüncü kişiye devredileceği gibi, ortaklardan birine veya birkaçına da devredilebilir. Her devir işlemi ortaklığın niteliği ve ortaklar arasındaki ilişkiler açısından -ve herhalde sözleşme değişikliği niteliğinde bir işlem olduğundan- bütün ortakların onayına bağlıdır. Devir iki işlemden oluşur. İlk işlem devredenle devralan arasında yapılan devir sözleşmesidir. İkinci işlem ise, diğer ortakların bu devri onaylamaları, başka bir deyişle, devreden ortağın ortaklıktan çıkmasına ve devralan ortağın ortaklığa girmesine rıza gösterdikleri yolunda oybirliği ile karar almalarıdır. Ortaklar bu kararı devirden sonra alabilecekleri gibi, önce de alabilirler. Her iki işlemin aynı anda yapılmasına da bir engel yoktur. Devralan ortak, ortaklığın o ana kadarki borç ve yükümlerinden sorumlu olduğu gibi, devreden ortak da, devrin tescil ve ilanı tarihine kadar doğan ortaklık borç ve yükümlerinden zaman aşımı süresince sorumludur.
Kollektif Ortaklığa Yeni Ortak Alınması
Ticaret Kanununda, bir kişinin ortaklığa ortak alınması hakkında özel hüküm yer almamıştır. Ortaklığa yeni bir kişinin katılımı, ortaklık alacaklılarının haklarını tehlikeye düşürmeyeceği için, ortaklar alacakları bir kararla bunu gerçekleştirebilirler. Ancak bu olağanüstü bir işlem olduğundan ve ortaklık sözleşmesinin değiştirilmesini de gerektirdiğinden yazılı olmalı, ortaklar tarafından oybirliği ile karar alınmalı ve sözleşme değişikliği noterce onanmalıdır.
Ortağın Ortaklıktan Çıkarılması
Kolektif ortaklıkta ortak, kural olarak ortaklıktan çıkamayacağı gibi, çıkarılamaz da. Ancak ortaklık amacına hizmet etmeyen ortağı ortaklıkta tutmak, diğer ortaklar için çok ağır sonuçlar doğurabileceğinden Ticaret Kanunumuz bazı haller gerçekleştiğinde bir ortağın ortaklıktan çıkarılabilmesini öngörmüştür.
Ortağın İflası
Kolektif ortağın iflası TTK.m.185'te ortaklığın infisah nedeni olarak sayılmıştır. Ancak diğer ortaklar ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm yoksa, oybirliği ile alacakları bir kararla, iflas eden ortağı ortaklıktan çıkarak ortaklığın infisahını önleyebilirler. Bu takdirde iflas eden ortağın ortaklıktaki payının iflas masasına ödenmesi gerekir. Çıkarma kararının tescil ve ilanı gereklidir. Karar üçüncü kişilere karşı bu tarihten itibaren hüküm ifade eder.
Ortağın Kişisel Alacaklısının Ortaklığın Feshini Talebi Üzerine Çıkarma
TTK.m.191 gereğince, bir ortağın kişisel alacaklısı, alacağını ortağın ortaklıktaki tasfiye payından almak için ortaklığın feshini talep ederse, diğer ortaklar, feshi önlemek için ilgili ortağı oybirliği ile alacakları bir kararla ortaklıktan çıkarabilirler. Bu takdirde ortaklığın sürdürülmesine ilişkin verilen karar alacaklıya tebliğ edilir ve borçlu ortak hesap yılı sonunda ortaklıktan çıkarılır. Bu çıkarmanın da tescil ve ilanı gerekir.
Belirsiz Süreli Ortaklıklarda Ortakların Çıkarma Hakları
Süresi belirsiz ortaklıklarda ortaklardan birisinin fesih bildiriminde bulunması halinde, diğer ortaklar fesih bildiriminde bulunan ortağı ortaklıktan çıkarıp ortaklığın kendi aralarında sürmesine karar verebilirler.
Haklı Nedenlerle Çıkarma
Sözleşmede bu yolda hüküm varsa, bir ortağın kişiliği ile ilgili nedenler yüzünden kolektif ortaklığın feshinin istenebileceği hallerde, diğer ortaklar oybirliği ile onun ortaklıktan çıkarılmasına ve ortaklığın devamına karar verebilirler. Bu kararın noter aracılığı ile tebliğinden itibaren 3 ay içerisinde çıkarılan ortak tarafından iptali, diğer ortaklara karşı dava edilmediği takdirde, karar kesinleşir. Haklı nedenlere örnek olarak geçimsizlik, güveni kötüye kullanma gibi kusurlu, ağır hastalık gibi kusursuz haller gösterilebilir.
Mahkeme Kararı ile Çıkarma
İki kişilik ortaklıklarda, haklı nedenler varsa, bir ortağın talebi üzerine mahkeme fesih ve tasfiyeye hükmetmeksizin ortaklığa ait bütün iş ve işlemleri ve ortaklık mevcudunu alacak ve borçları ile birlikte davacı ortağa terk ve tahsise ve diğer ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verebilir.
Ayrılan Ortağın Tasfiye Payının Hesaplanması
Ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağın, tasfiye payının hesaplanma ve ödenme zamanları hakkında ortaklık veya ayrılma sözleşmesinde bir hüküm varsa buna uyulur. Yoksa TTK.m.202-205 hükümleri uygulanır. Bu hükümlere göre ayrılan ortağın payı, sözleşmede aksine hüküm yoksa çıkmanın talep edildiği veya ortağın çıkarıldığı tarihteki ortaklık mevcudu esas tutularak belirlenir. Ayrılan ortak belirlenen payını ortaklıktan ancak nakit olarak alabilir. Çıkarılan veya çıkan ortağın belirlenen payı, sözleşmede gösterilen tarihte veya sözleşmede hüküm yoksa ayrılmadan sonra ilk yapılacak bilanço zamanında ödenir. Ancak ayrılan ortak ayrılma tarihinden önce girişilen işler tasfiye edilmedikçe ortaklıktaki sermaye payını alamaz. Ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağın, ortaklıktan ayrıldığı ana kadar girişilen işlerden doğan borç ve yükümü sürdüğü için, bunun doğal sonucu olarak çıkarılan veya çıkan ortak, ayrılmadan önce başlanmış işlerin doğrudan doğruya sonuçları olan hak ve borçlara katılır. Ancak, taraflar aralarındaki sözleşme ile bunun aksini kararlaştırabilirler.
Feshin Niteliği ve Ortaklık Yapısında Oluşturduğu Değişiklikler
Kolektif ortaklık bir ticari işletme işletmek amacı ile kurulur. Ortaklığın feshi, bu uğraşının sona ermesi ve aktif kazanç amacının pasif tasfiye amacına dönüşmesi sonucunu doğurur. Fesih ile kazanç sağlanmasına yönelik aktif amaç sona erer, yerini ortaklığın tasfiyesi, üçüncü kişilerle ilişkilerin çözülmesi ve tasfiye bakiyesinin ortaklara bölüştürülmesi çerçevesinde pasif tasfiye amacına bırakır. Fesih ile tüzel kişilik son bulmaz, ancak amacı değişir. Hak ehliyeti tasfiye amacı ile sınırlandığı gibi, fiil ehliyeti de istendiği gibi sınırlandırılabilir. Fesihten itibaren ortaklık sırf tasfiye amacı için vardır, ortaklık unvanına da Tasfiye Halinde ibaresinin eklenmesi şarttır.
Fesih Nedenleri
Kolektif ortaklık çeşitli nedenlerle infisah eder. Bu sebepleri başlıca üç grupta toplamak mümkündür. Bazı nedenlerin varlığı halinde kolektif ortaklık kendiliğinden fesih olunur. Bunlara irade dışı fesih halleri (infisah) denir. Bazı hallerde fesih mahkeme kararı ile olur. Son grup nedenler ise, ancak ortaklardan birisinin iradesini kullanması ile ortaklığın feshine yol açar. Bunlara da iradi fesih nedenleri denir.
İrade Dışı Fesih Halleri
İrade dışı fesih nedenleri doğar doğmaz, ortaklık başkaca bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden infisah eder. Bu haller Borçlar ve Ticaret Kanunlarında düzenlenmiş bulunmaktadır.
Sözleşmede Öngörülen Sürenin Dolması
Ortaklık sözleşmesinde gösterilen sürenin sona ermesi bir infisah nedeni olmakla beraber, ortaklar, süreyi uzatarak feshi önleyebilecekleri gibi, ortaklar ortaklık işlere devam ederler ise, ortaklık zımnen belirsiz süreli olarak uzatılmış sayılır.
İflas
Kolektif ortaklığın iflası, konkordato ile sonuçlansa bile, ortaklığın feshine neden olur. Ortaklık, iflas kararı ile aynı anda infisah eder.

Kolektif Ortaklığın Amacının Elde Edilmesi veya Elde Edilmesinin Olanaksız Hale Gelmesi

Uygulamada pek rastlanmayacak bir infisah nedenidir. Ortaklar ortaklık amacını değiştirerek infisaha engel olabilirler.

Ortaklık Sermayesinin Tamamı veya Üçte İkisi Yitirilmiş Olup da Tamamlanmasına veya Geri Kalan Kısım İle Yetinmeye Ortaklarca Karar Verilmemiş Olması

Bu infisah hali, kolektif ortaklık yapısına uymamaktadır. Ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı ortakların sınırsız sorumu esası kabul edilmiş olduğuna göre, sermayenin yitirilmesi, alacaklıların haklarını tehlikeye sokmayacaktır. Bu nedenle, bu halin hiç olmazsa iradi bir fesih nedeni olarak düzenlenmesi yerinde olur.
Birleşme
TTK.m.185/3'te düzenlenen bir infisah halidir. Birleşme, birleşme kararının tescil ve ilanından itibaren 3 ay sonra hüküm ifade edeceğinden, infisah da birleşmenin gerçekleştiği anda hüküm ifade eder. Ortaklık alacaklılarının hakları güvence altına alınmış veya alacaklıların tümü birleşmeye razı olmuşlarsa, 3 aylık süre beklenmeksizin infisah ve birleşme gerçekleşir.
Ortaklardan Birinin İflası
Ortaklarından birisi, ortaklık dışı bir nedenle iflas ederse, bu kolektif ortaklık için bir infisah nedeni oluşturur. Bununla birlikte, diğer ortaklar iflas eden ortağı ortaklıktan çıkararak infisahı önleyebilirler.
Ortaklık Sözleşmesi ile Öngörülen Başkaca İnfisah Halleri
Ortaklık sözleşmesi ile bazı hallerin gerçekleşmesiyle ortaklığın infisah edeceği öngörülmüş olabilir. Bu hallerin gerçekleşmesi ile ortaklık infisah eder.
Mahkeme Kararı İle Fesih

Haklı Nedenler

Ortaklığın kuruluşuna neden olan fiili ve kişisel hallerin, ortaklık amacının gerçekleşmesini olanaksız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olması,ortaklığın mahkemece feshine karar verilmesi için bir haklı neden oluşturur. Haklı nedenlerin varlığı halinde herhangi bir ortak mahkemeye başvurabilir. Ancak haklı nedenin doğumuna kusuru ile sebep olan ortağın feshi talep hakkı yoktur.
Tescil ve İlan Merasimindeki Eksiklikler
Ortaklığın kuruluşu TTK.m.157'de gösterilen süre içerisinde tescil ve ilan edilmemişse aradan ne kadar süre geçmiş olursa olsun, ortaklardan herhangi birisinin talebi üzerine noter aracılığı ile diğer ortaklara kuruluş işlemlerinin tamamlanması için uygun bir süre tanıyan ihtarname gönderilir. Bu ihtarnamenin sonuçsuz kalması halinde mahkemece feshe karar verilir.
Ortağın Kişisel Alacaklısının Talebi Üzerine Fesih
Herhangi bir ortağın kişisel alacaklısı alacağını borçlunun kişisel mallarından ve ortaklıktaki kar payından alamazsa, tasfiye sonunda borçlusuna düşecek tasfiye payına haciz koydurmaya yetkilidir. Alacaklı, 6 ay önce bildirmek ve ilk hesap yılı sonunda geçerli olmak koşulu ile ortaklığın feshini mahkemeden isteyebilir. Keza, ortaklık süresinin uzatılması hakkında ortaklarca alınan karara, ortaklardan herhangi birisinin kişisel alacaklısı itiraz edebilir. Bu haller söz konusu olduğunda diğer ortaklar, alacaklının alacağını ödemek veya borçlu ortağı ortaklıktan çıkarmak sureti ile mahkemece fesih kararı verilmesini önleyebilirler.
İradi Fesih Nedenleri

Ortaklık Sözleşmesinin Tanıdığı Hakka Dayanılarak Ortaklığın Bir Ortak Tarafından Feshinin İhbarı

Ortaklık sözleşmesi ile ortağa istediği an veya belirli koşulların gerçekleşmesiyle ortaklığın feshini isteyebileceği yolunda bir hak tanınmış ise, ortak fesih bildiriminde bulunarak, ortaklığı feshedebilir.
Kararla Fesih
Ortaklık sözleşmesinde bir hüküm bulunmasa dahi, ortaklar oybirliği ile alacakları bir kararla ortaklığı her zaman feshedebilirler.
Belirsiz Süreli Ortaklıklarda Ortağın Fesih Hakkı
Belirsiz süreli kolektif ortaklıklarda ortaklardan her biri, en az 6 ay önceden feshi bildirme koşulu ile hesap yılı sonunda geçerli olmak üzere ortaklığın feshini isteyebilir. Bu durumda diğer ortaklar feshi kabul etmeyerek ortağı çıkartıp, ortaklığın kendi aralarında devamına karar verebilirler.
Tasfiye Amacının Ortaklık İlişkileri Üzerine Etkisi
Kolektif ortaklık fesholmakla, tasfiye haline girer, ortaklık tasfiye amacı için varlığını sürdürür. Bununla beraber, ortaklık, tüzel kişiliğini korur.
Hak Ehliyeti
Ortaklık tüzel kişiliği korumakla birlikte, hak ehliyeti tasfiye amacı ile sınırlanır ve ortaklığın unvanına ‘Tasfiye Halinde’ ibaresi eklenir. Bununla beraber, ortaklar, oybirliği ile alacakları bir kararla; feshe mahkemece karar verilmiş olan hallerde ortaklar oybirliği sağlayamazlarsa, mahkemenin onayıyla, ortaklık konusunu oluşturan işleri geçici olarak sürdürebilirler. Bu durumda, ortaklığın hak ehliyetinin sınırı geçici olarak genişlemiş olur.
Fiil Ehliyeti
Ortaklık tasfiye haline girince, ortaklığı temsil yetkisi tasfiye memurlarına geçer. Tasfiye memurlarının temsil yetkileri, ortakların oybirliği veya mahkemenin haklı sebeplerle alacağı bir kararla sınırlandırılabilir. Bu sınırlamalar, tescil ve ilan edilmek şartı ile üçüncü kişilere karşı hüküm ifade eder.
Tasfiye Amacının Ortaklar Arasındaki İlişkilere Etkisi
Ortaklar arası ilişkilerde, ortaklık sözleşmesi ile kanunun tasfiyeye ilişkin olmayan hükümleri, ancak tasfiye amacına uyduğu oranda uygulanabilir. Örneğin rekabet yasağı kalkar, artık ortaklar bizzat bilgi edinemeyip, tasfiye memurundan bilgi isteyebilir, yönetim hakkı ve temsil yetkisi de son bulur.
Tasfiye Memurları

Tasfiye Memuru Niteliğinin Kazanılması

Tasfiye memurları, ortaklığın tasfiyesini yönetir ve bu süre içerisinde ortaklığı temsil ederler. Bu kişiler göreve atanma veya seçim yolu ile gelirler. Sadece iflas halinde tasfiye memurluğu görevini kanunen iflas yönetimi yapar. Tasfiye memurlarının seçimi konusunda ortaklara geniş bir serbestlik tanınmıştır. Tasfiye memurları, ortaklık sözleşmesi ile atanmış olabileceği gibi, ortaklığın devamı süresince veya fesihten sonra ortakların oybirliği ile de seçilebilirler. Bu şekilde tasfiye memuru seçilmemiş ise, bütün ortaklar veya bunların kanuni temsilcileri tasfiye memuru sayılır. Bununla beraber, ortaklardan birisinin talebi üzerine mahkeme tasfiye halindeki ortaklık için bir veya birkaç tasfiye memuru atar. Gerek ortakların seçecekleri ve gerekse mahkemenin atayacağı tasfiye memurlarının ortaklardan veya üçüncü kişilerden olması olanaklıdır. Ortak, ortaklık sözleşmesi ile veya bir kararla tasfiye memuru seçilmişse bu görevi kabule zorunludur, etmezse sorumlu olur. Üçüncü kişiler için böyle bir zorunluluk yoktur.

Tasfiye Memurlarının Azli

Tasfiye memurları ne şekilde seçilmiş olursa olsunlar, ortakların oybirliği ile verecekleri bir kararla her zaman azledilebilirler. Oybirliği sağlanamayan hallerde, ortaklardan her biri haklı sebeplere dayanarak mahkemeden, tasfiye memurunun azlini isteyebilir.

Tescil ve İlan

Tasfiye memurlarının atanmaları, azilleri, sahip oldukları yetkilere ilişkin ortaklık sözleşmesi hükümleri ile ortaklar veya mahkeme tarafından verilen kararlar tescil ve ilan olunur.

Tasfiye Memurlarının Yönetim Hakları, Temsil Yetkileri ve Sorumları

Kolektif ortaklığın tasfiye işlerinde yönetimi ve temsili tasfiye memurlarına aittir. Tasfiye sırasında, ortaklığın organları tasfiye memurlarıdır. Yönetim hakkı, tasfiye amacına girmek koşulu ile olağan ve olağanüstü bütün işleri kapsar. Tasfiye işlemleri yapılırken gerek yönetim haklarında gerekse temsil yetkisinin kullanılmasında tasfiye memurlarının birlikte hareket etmesi asıldır. Bununla beraber ortaklar, ortaklık sözleşmesi veya sonradan alacakları bir kararla tasfiye memurlarının tek başlarına hareket edebilme esasını kabul edebilirler. Tek başına yönetme ve temsil esası kabul edilmiş ise bunun tescil ve ilanı gerektir. Tasfiye memurları tasfiye işlemleri sırasında ortaklara ve üçüncü kişilere verdikleri zarardan TTK.m.224'e göre sorumludurlar. Bu maddede öngörülen zincirleme sorum ancak birlikte hareket halinde söz konusudur. Tek başına hareket yetkisi verilmişse, sorum bireyseldir. Kusursuz olduğunu kanıtlayan tasfiye memuru sorumlu olmaz.
Tasfiye Memurlarının Hak ve Görevleri

Hakları

Tasfiye memurlarının başlıca hakkı, ücrettir. Ortak olan tasfiye memurları sözleşmede öngörülmemiş veya sonradan bir kararla kabul edilmemiş ise ücret isteyemezler. Ortak olmayan tasfiye memurları, ücret kararlaştırılmamış olsa bile, takdir olunacak bir ücretin kendilerine ödenmesini mahkemeden isteyebilirler.

Görevleri

Tasfiyenin amacı aynı zamanda tasfiye memurlarının görevlerinin sınırlarını çizer. Tasfiyenin esas amacı, ortaklık tüzel kişiliğine bağlı ilişkileri çözerek elde edilen safi varlığın ortaklar arasında tasfiye payları oranında bölüşülmesini sağlamaktır. Tasfiye memurlarının görevi de bu sonucu elde etmek için gerekli işlemleri yapmaktır. Kanunumuz bu görevin yerine getiriliş şekli hakkında bazı hükümler öngörmüş bulunmaktadır. Bu hükümlere göre, tasfiye memurları, işe başlar başlamaz, ortaklığın bütün mal ve haklarının korunması için gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu nedenle, TTK.m.226'daki esaslar çerçevesinde bir başlangıç envanteri ve bilançosu hazırlamalıdırlar. Ayrıca tasfiyenin selameti için gerekli defterleri tutmalıdırlar. Bundan sonra, tasfiye memurları ortaklığın devamı sırasında başlanmış olup henüz bitirilmemiş işleri tamamlamaya, ortaklığın borç ve yükümlerini yerine getirmeye, alacaklarını tahsile, mevcut mallarını paraya çevirmeye, kısaca ortaklığın safi mevcudunu elde etmeye yarayan bütün işlemleri yapmak zorundadırlar. Ortaklık konusuna giren işlere ancak TTK.m.232'deki koşullarda geçici olarak devam edebilirler. Tasfiye gereği olmayan bir işlem yapamazlar, aksi halde sorumlu olurlar. Tasfiye memurları, tasfiyenin devamı süresince ortakların talepleri üzerine, ortaklığa ve tasfiyeye ait olan bütün defter ve evrakı, tasfiye işleminin yapıldığı yerde ortaklara göstermeye zorunlu oldukları gibi, ortakların bunların bir suretini almalarına da engel olamazlar. Tasfiye sonunda ortaklara hesap vermekle yükümlüdürler.

Tasfiye Memurlarının Görevlerinin Sona Ermesi

Tasfiye memurlarının görevleri; son dağıtım yapıldıktan sonra tasfiyenin sona erdiğinin sicile tescil edilmesi ve ortaklık kaydının sicilden silinmesi ile son bulur. Ortaklık da tüzel kişiliğini, kaydı sicilden silinmekle kesin olarak yitirir.
Komandit ortaklıklar, Adi Komandit Ortaklıklar ve Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Ortaklıklar olmak üzere iki büyük gruba ayrılır. Adi komandit ortaklık veya kanuni deyimle komandit şirket, kollektif ortaklık gibi, kişi ortaklıklarının bir türüdür. Bu iki tür kişi ortaklığı arasındaki başlıca fark, kollektif ortaklıkta ortaklık borç ve yükümlülüklerinden dolayı üçüncü kişilere karşı ortakların tümünün sorumu zincirleme ve sınırsız olduğu halde, komandit ortaklıkta bazılarının sorumunun sınırsız ve zincirleme, diğerlerinin ise sınırlı oluşudur. Sınırsız ve zincirleme sorumlu ortağa Komandite, sınırlı sorumlu ortağa da Komanditer denir.
Komandit ortaklığı, ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan ve ortaklık alacaklılarına karşı ortaklardan bir veya birkaçının sorumluluğu sınırlandırılmamış ve diğer ortak veya ortakların sorumluluğu sınırlandırılmış olan ortaklık komandit ortaklıktır. Komandit ortaklık da, kollektif ortaklık gibi bir kişi ortaklığıdır. Özellikle, ortaklarının kişisel emek ve çabalarına gereksinim gösteren, ancak bazı ortaklarının, ortaklık borç ve yükümlerinden sorumunun sınırlı olması istenilen girişimler için bu ortaklık tipinden yararlanılır.
Ortaklık Sözleşmesi
Komandit ortaklık, ortaklar arasında bir sözleşmenin ürünüdür. Bu sözleşmeye ortaklık sözleşmesi veya esas sözleşme denir.
Şekil
Komandit ortaklık, ortaklar arasında bir sözleşme olup, yazılı şekilde olmalı ve imzalar noterce onanmalıdır.
Ortaklık Sözleşmesinin İçeriği
Komandit ortaklık sözleşmesinin içeriği zorunlu ve isteğe bağlı hususlar olarak ikiye ayrılır.

Sözleşmede Bulunması Zorunlu Hususlar

Komandit ortaklık sözleşmesinde şu hususların mutlaka yer alması gerekir.
·          Ortakların ad ve soyadları ile yerleşim yerleri, uyruklukları, hangilerinin komandite, hangilerinin komanditer olduğu: Kollektif ortaklıktan farklı olarak, komandit ortaklıklarda tüzel kişiler, komanditer ortak olabilirler. Bu takdirde sözleşmede tüzel kişinin unvanı, merkezi, ve uyrukluğu yer almalıdır. Komandite ortaklar ancak gerçek kişi olabilirler.
·          Ortaklığın komandit olduğu: Ortaklar tarafından ortaklığa komandit adının verilmesi ve sözleşmede bu hususun yer alması ortaklığa komandit niteliği kazandırmaz. Ortaklığın komandit olup olmadığının sözleşme hükümlerine göre belirlenmesi gerekir.
·          Ortaklığın ticaret unvanı ve merkezi Komandit ortaklık unvanının çekirdeğini, komandite ortaklardan hiç olmazsa birisinin ad ve soyadı ile ortaklığı ve türünü gösterir bir ibare oluşturur. Çekirdeğe yapılması zorunlu veya isteğe bağlı eklerin durumu aynen kollektif ortaklıkta olduğu gibidir.
·          Unvanda, komanditer ortağın adı yer alamaz. Her nasılsa komanditer ortağın adı unvanda yer almışsa, komanditer ortak, üçüncü kişilere karşı komandite ortak gibi sorumlu olur.
·          Komandit ortaklığın merkezi de sözleşmede gösterilmelidir.
·          Ortaklık konusu: Kollektif ortaklıklarla ilgili konuda yapılan açıklamalar burada da geçerlidir.
·          Komandite ortağın sermaye olarak koymayı üstlendiği para miktarı, para niteliğinde olmayan sermayenin değeri ve bu değerin ne şekilde biçilmiş olduğu ve eğer emek söz konusu ise bu emeğin niteliği ve kapsamı: Bu konuda da kollektif ortaklıkta yapılan açıklama geçerlidir.
·          Komanditer ortakların koydukları veya koymayı üstlendikleri nakit sermaye miktarı, paradan başka sermayenin değeri, bu değerin nasıl biçilmiş olduğu ve niteliği: komanditer ortak kişisel emeğini ve ticari itibarını sermaye olarak koyamaz. Buna karşılık, kişisel emek, ticari itibar ve paradan başka bir sermaye koymuşsa buna diğer ortaklar tarafından serbestçe değer biçilebilir. Ancak, biçilen değer, şeyin veya hakkın gerçek değerinden yüksek ise, belirli koşullarda komanditer ortak aradaki fark kadar ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu olur.
·          Ortaklığı temsile yetkili kimselerin ad ve soyadları, bunların yalnız başına mı, birlikte mi temsile yetkili oldukları: Kollektif ortaklıklarla ilgili konuda yapılan açıklamalar geçerlidir.

Sözleşmede Bulunması İsteğe Bağlı Hususlar

Komandit ortaklıkta da ortaklar, emredici hükümlere aykırı olmamak şartı ile aralarındaki ilişkileri ortaklık sözleşmesine koyacakları isteğe bağlı hükümlerle düzenleyebilirler. Örneğin, ortaklıktan çıkma hallerini, kar ve zararın bölüşülmesini, tasfiye payının dağıtılmasını düzenleyen hükümler getirebilirler.

Tüzel Kişiliğin Kazanılması

Komandit ortaklığı kuranlar, ortaklık sözleşmesinin noterlikçe onanmış suretini, onanma tarihinden itibaren 15 gün içerisinde ortaklık merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret siciline vererek ortaklığın tescilini istemek zorundadırlar. Ortaklık, tescil anından itibaren tüzel kişilik kazanır.

Ortaklık Sözleşmesinde Eksiklikler

Komandit ortaklıklarda sözleşme kanuni şekilde yapılmamış veya zorunlu içeriği eksikse o şirket kollektif sayılır. Bu hüküm bazı karışıklıklara yol açacak niteliktedir. Usulüne uygun yapılmış bir komandit ortaklık sözleşmesi varsa, ortada bir sorun yoktur. Fakat usulüne uygun yapılmamış bir komandit ortaklık sözleşmesi, kollektif ortaklık sözleşmesi olarak da usulüne uygun sayılamaz. Bu nedenle kollektif ortaklık olarak nitelemeye de olanak yoktur. O halde, kanunun “o şirket kollektif sayılır” hükmünü o şirket kollektif şirket hükümlerine tabi olur doğrultusunda anlamak ve usulüne uygun yapılmayan komandit ortaklık sözleşmelerini adi ortaklık hakkındaki hükümlerine tabi tutmak gerekir. Faaliyet konusu gazetecilik olan bir komandit ortaklığın kuruluş aşamasında, faaliyet konusu matbaacılık olan bir kollektif ortaklık da ortak olmak istemiştir. Ancak kurucular komandit ortaklığa bir tüzel kişinin ortak olamayacağını belirterek, bu isteği kabul etmemişlerdir. Bir komandit ortaklıkta, komandit ortakların gerçek kişi olması zorunludur, fakat komanditer ortaklar tüzel kişi de olabilirler. Bu nedenle kollektif ortaklığın, komanditer ortak olarak ortaklığa katılması mümkündür ve gerekçe haklı değildir.
Ortakların Kişisel Nitelikteki Hak ve Borçları

Komanditer ve Komandite Ortağın

Yönetim Hakkı

Ortaklar arasındaki iç ilişkiyi ilgilendiren bir hak olduğundan, ortakların, isterlerse, komanditer ortak veya ortaklara yönetim hakkı tanıyabilecekleri düşünülebilir. Ancak komanditerler, şirket işlerini görmeye yetkili ve zorunlu olmadıkları gibi, yönetim hakkına sahip olanların yetkileri içinde gördükleri işlere de engel olamazlar, yönetim hakkına sahip olanların yetkileri dışında kalan hususlar hakkında oy verebilirler, demek sureti ile komanditer ortağın yönetim hakkına sahip olmadığını emredici bir hükümle açıklamış bulunmaktadır. Komanditer ortak, ortaklık işlerinin görülmesinde rey ve nasihat sınırlarını aşmış, yönetim gibi önemli bir görevi üstlenmişse, komandite ortak gibi sorumlu olur.

İtiraz Hakkı

Komanditer ortak yönetim hakkına sahip olmadığından, itiraz hakkı da yoktur. Ancak hileye dayalı işlemlerde, yönetim hakkına sahip olmayan kollektif ortağa tanınan olağanüstü itiraz hakkı, kıyasen komanditer ortağa da tanınmalıdır.

Denetleme Hakkı

Komanditer ortağın sahip olduğu denetleme hakkı, olağan ve olağanüstü denetleme olmak üzere ikiye ayrılır.
·          Olağan denetleme hakkı: Her komanditer, iş yılı sonunda ve iş saatleri içerisinde ortaklığın envanteri ile bilanço içeriğini ve bunların doğruluğunu incelemeye yetkilidir. Bu incelemeyi bizzat yapabileceği gibi bir uzmana da yaptırabilir. Uzmanın kişiliği hakkında ortaklıkça bir itiraz ileri sürülürse, komanditerin talebi üzerine mahkemece bilirkişi seçilir. Bu karar kesindir.
·          Olağanüstü denetleme hakkı: Komanditer ortağın olağan denetleme hakkı, yönetim hakkına sahip olmayan kollektif ortağın denetleme hakkından çok daha dardır. Önemli sebeplerin bulunması halinde,mahkeme, komanditerin talebi üzerine, ortaklık işlerinin ve mevcudunun bizzat veya uzman aracılığıyla incelenmesine her zaman izin verebilir. Olağanüstü denetleme hakkı, ancak belli somut işler için kullanılabilir, sürekli nitelikte olamaz.

Rekabet Yasağı

Komanditer ortak için bir rekabet yasağı yoktur. Ancak, komanditer ortak, ortaklıkla rekabet olarak nitelenebilecek bir iş veya işlemde bulunursa, denetleme hakkı kısıtlanır ve ortaklık defter ve belgelerini inceleme hakkını kaybeder.
Ortakların Mali Nitelikteki Hak ve Borçları

Sermaye Borcu

Komanditer Ortağın Sermaye Borcu

Komanditer ortak ortaklığa kişisel emek ve ticari itibarını sermaye olarak koyamaz. Bu iki istisna dışında kalan şeyleri ve hakları sermaye olarak getirebilir. Ancak nakidden başkaca bir sermaye konuyorsa, bunun nakden değerlendirilebilir ve devredilebilir nitelikte olması şarttır. Paradan başka sermayenin değerini, ortaklar aralarında istedikleri gibi biçebilirler. Ancak sermaye olarak komanditer tarafından konulan paradan başka şey veya haklara biçilen değer, şeyin veya hakkın gerçek değerinden yüksek ise, arasındaki fark oranında komanditer ortak ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu olmalıdır. Komandite Ortağın Sermaye Borcu Kollektif ortağın sermaye borcu gibidir.

Faiz İsteme Hakkı

Gerek komanditer ve gerekse komandite ortak koymuş olduğu sermaye için, sözleşmede hüküm bulunması veya sonradan oybirliği ile karar alınması koşulu ile faiz isteyebilir.

Kar ve Zarar

Komanditer Ortağın Kar ve Zarara Katılması

Komanditer ortağın kar ve zarara katılması, iç ilişkide, ortaklığa koyduğu veya koymayı üstlendiği sermayesi ile sınırlıdır. Ancak zarara katılma borcu ve oranı ortaklık sözleşmesi ile ayrı ve özel hükümlere tabi tutulabilir. Komanditer ortak, üçüncü kişilere karşı ortaklığa koyduğu veya koymayı üstlendiği sermayeyi aşan bir miktar ile sorumluluk yüklenmiş olsa bile, iç ilişkide zarara katılma borcu, koyduğu veya koymayı üstlendiği sermayesini aşamaz, ortaklığın ve komandite ortakların komanditerlerden bir talep hakkı yoktur. Buna karşılık, komanditer ortak üçüncü kişilere üstlendiği sermayeyi aşan bir ödemede bulunmuşsa, ödediği fazlalığı ortaklıktan ve komandite ortaklardan isteyebilir. Komanditer ortaklar, iş yılı sonunda gerçekleşen kardan paylarını ve sözleşmede kararlaştırılmış ise faizlerini nakden alırlar. Fakat koydukları sermaye herhangi bir nedenle azalmış ise eksilen sermaye payı tamamlanıncaya kadar kar ve faiz isteyemezler. Kendilerine düşen kar ve faiz ilk önce sermaye payındaki eksikliği gidermeğe ayrılır. Bu hükme aykırılığın yaptırımı, komanditer ortağın gerek ortaklara ve gerekse üçüncü kişilere karşı aldığı faiz ve kar payı oranında sorumlu olmasıdır.

Komandite Ortağın Kar ve Zarara Katılması

Komandite ortağın kar ve zarara katılması, kollektif ortağın katılması gibidir.

Sözleşmede Hüküm Bulunmaması

Kar ve zarar payı hakkında sözleşmede hüküm yok ve başkaca bir karar da alınmamışsa, koymuş oldukları sermaye türü ve miktarı ne olursa olsun gerek komanditer ve gerekse komandite ortaklar, ortaklık kar ve zararına eşit olarak katılırlar.

Bilançonun Düzenlenmesini Talep Hakkı

Gerek komanditer ve gerekse komandite ortak, bilançonun usulünce düzenlenmesini ve bu bilançoya göre kar payının belirlenmesini isteyebilir.

Tasfiye Payı

Gerek komanditer ve gerekse komandite ortakların tasfiye payı ortaklık sözleşmesinde özel bir hüküm varsa buna göre belirlenir. Sözleşmede hüküm yoksa, kollektif ortaklıklardaki usul burada da uygulanır. Ancak, ortaklık varlığı ortaklık borçlarını karşılamıyorsa, komanditer ortak zarara dış ilişkide üçüncü kişilere karşı sorumlu olduğu miktar ile, iç ilişkide ise, ortaklığa koyduğu veya koymayı üstlendiği sermaye miktarı ile katılır. Sermaye payını aşan zarardan dolayı komandite ortaklara rücu edebilir.
Temsil Yetkisi

Komanditer Ortağın Temsil Yetkisi

Komanditer ortak, ortak sıfatı ile ortaklığı temsile yetkili değildir. Buna aykırı davranışın yaptırımı, ortağın iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı komandite ortak gibi sorumlu olmasıdır. Komanditer ortak, ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmaması şartı ile, ticari mümessil, ticari vekil veya seyyar tüccar memuru olarak atanabilir. Komanditer ortak ortaklığı, ticari mümessil, ticari vekil, seyyar tüccar memuru gibi bir sıfatla temsil yetkisine sahip ise, ortaklık adına işlemlerde bulunurken bu sıfatını açıkça bildirmelidir. Aksi halde, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı bu işlemlerden dolayı sınırsız sorumlu olur.

Komandite Ortağın Temsil Yetkisi

Komandite ortağın ortaklığı temsil yetkisi kollektif ortağın temsil yetkisi gibidir.

Ortaklık Borç ve Yükümlerinden Dolayı Ortakların Sorumu

Ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı kural olarak ortaklığın kendisi sorumludur. Borç ve yükümlerden dolayı komandite ortaklara başvurma halleri, kollektif ortaklıklarda olduğu gibidir.
Sorumun İçeriği

Komanditer Ortağın Sorumunun İçeriği

Komandit ortaklığın borç ve yükümlerinden dolayı komanditer ortağın sorumunun içeriği, komandite ortağın sorumunun içeriğinden farklıdır. Komanditer ortaklar koymayı üstlendikleri sermayenin tamamını fiilen koymamışlarsa, kalan kısım miktarında ortaklık alacaklılarına karşı sorumludurlar. Bu nedenle koymayı üstlendikleri sermayeyi fiilen koymuşlarsa, üçüncü kişilere karşı sorumlu olmaktan kurtulurlar. Ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı ortaklara başvurma hakkı doğduğu hallerde alacaklılar, komanditer ortaklara sorumları oranında ve ancak giderim talebi ile başvurabilirler, borcun aynen yerine getirilmesini isteyemezler.

Komandite Ortağın Sorumunun İçeriği

Komandite ortağın ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı sorumunun içeriği, kollektif ortağın sorumunun içeriği gibidir.
Sorumun Sınırı

Komanditer Ortağın Sorumunun Sınırı

Kural: Sorumun Konulan Sermaye ile Sınırlı Olması

Komanditer ortağın, ortaklık borç ve yükümlerinden doğan sorumunun sınırı, kural olarak, bu ortak tarafından ortaklığa konulması üstlenilmiş sermaye payıdır. Sermaye olarak nakit konacaksa, bunun tamamen ortaklığa ödenmesi; başka şey ve haklar konacaksa, bunların ortaklığa karşı ifası ve bunlara biçilen değerin gerçek değerlerine uygun olması halinde, sorum ortadan kalkar. Üçüncü kişiler, ortaklık alacaklıları artık komanditer ortaktan hiçbir şey talep edemezler.

İstisnalar: Sorumun Yeniden Doğduğu, Genişlediği, Sınırsız Olduğu Haller

Komanditer ortağın ortaklık borç ve yükümlerinden sorumu mutlak olarak koymayı üstlendiği sermaye ile sınırlı değildir. Bazı durumlarda bu sorum, genişleyebilir, sınırsız hale gelebilir, hatta sona ermiş olan sorum, bazı hallerde tekrar doğabilir.

Sorumun genişlediği haller

·          Paradan başka sermayeye ortaklarca biçilen değerle gerçek arasında fark olması: Komanditer ortak, ortaklığa paradan başka sermaye koymuş ise ve buna ortaklarca biçilen değer, sermayenin konulması anındaki gerçek değerinden yüksek ise, komanditer ortağın üçüncü kişilere karşı sorumu, aradaki fark oranında genişler.
Bununla birlikte iç ilişkide sorum ayni sermayenin konulması ile sona ermiştir. Komanditer ortak genişleyen sorumluluk nedeniyle üçüncü kişilere herhangi bir ödemede bulunursa, ödediği oranda ortaklığa ve komandite ortaklara rücu edebilir.
·          Beyan veya ilan yolu ile sorumluluğun genişlemesi: Komanditer ortak, ortaklığa koymayı üstlendiği sermayeyi aşan bir miktar ile sorumu üzerine aldığını yazı ile beyan veya ilan etmişse, üçüncü kişilere veya beyanın muhatabına karşı bu miktar ile sorumlu olur.
İç ilişkide, sorum yine sermaye ile sınırlıdır. Komanditer ortak, beyan veya ilan sonucu genişleyen sorumu nedeni ile üçüncü kişilere bir ödeme yapmak zorunda kalırsa, ortaklığa ve komandite ortaklara rücu edebilir.

Sorumun yeniden doğduğu haller

Sorumu, sermayesi ile sınırlı olup da bunu ortaklığa koymakla son bulan komanditer artık ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı takip edilemez, üçüncü kişilere ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumu son bulmuştur. Kural böyle olmakla beraber, bazı hallerde sona eren bu sorum tekrar doğar. Komanditerlerin koyduğu sermaye herhangi bir nedenle azalmış ise, eksik tamamlanıncaya kadar faiz ve kar istenemez. Bu hükme aykırı hareket edilmesi halinde yaptırım, komanditer ortağın haksız yere aldığı faiz veya kar payı kadar ortaklık alacaklılarına karşı sorumluluğunun yeniden doğmasıdır. Ancak, komanditer, şeklen düzgün ve kar gösteren bir bilançoya göre, iyiniyetle aldığı kar paylarını ve faizi bunlar gerçek olmasa bile geri vermeye zorunlu değildir. Bu halde sorumu yeniden doğmaz.

Sorumun sınırsız olduğu haller

Komandit ortaklığı nitelemekte en önemli unsur, komanditer ortağın ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı sorumun sınırlı olmasıdır. Ancak bazı hallerde kanun koyucu, komanditer ortağın sorumunun sınırsız olmasını öngörmüştür.
·          Komanditer ortağın ad ve soyadının unvana konulması: Adı şirket unvanına dahil olan komanditer, üçüncü şahıslara karşı komandite bir ortak gibi mesul sayılır. Bu hükmün uygulama alanı yoktur, zira, ortaklık unvanını ve sözleşmeyi sicil memuru incelemekle yükümlüdür. Kanımca, bu haldeki sınırsız sorum ancak iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı olmalıdır. Üçüncü kişiler, gerçek durumu biliyorlarsa sınırsız sorumluluktan yararlanamazlar. Bu halde, sorumluluğun sınırsız olması nedeniyle komanditer ortak üçüncü kişilere herhangi bir ödemede bulunmak zorunda kalırsa, ortaklığa ve komandite ortaklara rücu edebilir.
·          Ortaklık adına işlemlere girişme: Komanditer ortağın, ortaklığı ortak sıfatı ile temsile yetkisi bulunmadığına değinmiştik. Komanditer ortak ortaklığı ancak ticari mümessil, ticari vekil, seyyar tüccar memuru gibi bir tüccar yardımcısı sıfatı ile temsil edebilir. Ancak bu sıfatla ortaklığı temsil ederken sıfatını karşı tarafa açıkça bildirmek zorundadır. Aksi halde bu işlem nedeniyle iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı sınırsız sorumlu olur. İç ilişkide sorum sınırlı kalmakta devam eder, komanditer ortak bu nedenle herhangi bir ödemede bulunmuş ise, ortaklığa ve komandite ortaklara rücu edebilir.
·          Ortaklık yönetimine katılma: Yönetim işlerini üstlenen komanditer ortak, bu niteliğini yitirir. Böylece komandite sayılır ve sınırsız sorumlu olur. Kanun, yönetim işlerine katılan komanditerin bu sıfatını yitireceğini açıkça ve kesin olarak beyan ettiğine göre, bu nitelik gerek iç, gerekse dış ilişkide ve herkese karşı yitirilmiş olur.
·          Ortaklık sözleşmesinde eksiklikler: Ortaklık sözleşmesi kanuna uygun olarak düzenlenmemişse veya sözleşmede bulunması kanunen zorunlu hususlardan bir veya bir kaçı eksikse veya hiç yer almamışsa, bu ortaklık iç ilişkide adi ortaklık hükmünde olup, dış ilişkide bütün ortaklar üçüncü kişilere karşı ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı sınırsız sorumlu olur.

Komandite Ortağın Sorumunun Sınırı

Ortaklık borç ve yükümlerinden dolayı komandite ortaklar, kollektif ortaklar gibi sınırsız ve zincirleme sorumludurlar.

Ortaklıktan Çıkma

Gerek komandite, gerekse komanditer ortağın ortaklıktan çıkması, sözleşme değişikliği niteliğinde bir işlemdir ve ancak sözleşmede bu konuda bir hüküm varsa veya diğer tüm ortaklar bunu onaylarsa olanaklıdır. Ortaklıkta tek komandite ortak varsa, bunun ortaklıktan çıkması, ancak aynı anda yeni bir komandite ortağın ortaklığa girmesi veya komanditer ortaklardan birinin komandite ortağa dönüşmesi halinde olanaklıdır. Aksi halde ortaklık infisah eder. Ortaklıkta tek bir komanditer var ve o da ortaklıktan çıkıyorsa, ortaklık kollektif ortaklığa dönüşür.

Payın Devri

Komanditer Ortağın Payının Devri

Komanditer ortak, ortaklıktan payını devretmek sureti ile çıkabilir. Ancak payı devralan kişinin ortak sıfatını kazanabilmesi için bu devri diğer ortakların onaylaması şarttır. Onay alınamazsa, devir, devralanla devreden arasında geçerli olmakla beraber, ortaklığa ve diğer ortaklara karşı hüküm ifade etmez.

Komandite Ortağın Payının Devri

Komandite ortağın payının devri, kollektif ortağın payının devri ile aynı hükümlere tabidir.

Ortaklardan Birinin Ölümü

Komanditer Ortağın Ölümü

Komanditer ortağın ölümü kural olarak ortaklığın infisahını gerektirmez. Ancak ortaklık sözleşmesine açık hüküm konularak aksi öngörülebilir. Komanditer ortağın ölümü halinde, mirasçısı payı oranında komanditer ortak olarak ortaklığa girmek zorundadır. Mirasçı ortaklığa girmek istemiyorsa, mirası red etmelidir, başka çare yoktur. Ancak diğer bütün ortaklar mirasçının ortaklıktan ayrılmasına izin verebilirler.

Komandite Ortağın Ölümü

Komandite ortağın ölümü halinde, kollektif ortağın ölümündeki esaslar uygulanır. Ancak, ortaklıkta tek bir komandite ortak var ve mirasçıları ortak olmak istemiyorlarsa, ortaklık yeni bir komandite ortak almaz veya komanditer ortaklardan biri sınırsız sorumlu ortak olmayı kabul etmezse, ortaklık infisah eder.

Ortaklıktan Çıkarılma

Gerek komanditer ve gerekse komandite ortağın ortaklıktan çıkarılması kollektif ortaklığa ilişkin hükümlere tabidir .

Yeni Ortak Alınması

Komandit ortaklığa komanditer veya komandite yeni ortak alınması kollektif ortaklıklara ilişkin hükümlere tabidir .
Komandit ortaklığın feshine ve tasfiyesine kollektif ortaklıkların feshi ve tasfiyesine ilişkin hükümler uygulanır . Ancak, ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm yoksa, komanditerin ölümü veya vesayet altına alınması ortaklığın infisahını gerektirmez. Ortaklıkta tek bir komandite ortak mevcut olup bu ortak ortaklıktan ayrılmışsa, kanunun zorunlu saydığı unsurlardan birisinin eksilmesi ile ortaklık infisah eder. Ancak diğer ortaklar hemen yeni bir komandite ortak alarak infisahı önleyebilirler. Ortaklıkta bir komanditer ortak mevcut olup bu ortak ayrılırsa, komandit ortaklık kollektif ortaklık hakkındaki hükümlere tabi olur. Tasfiye, tasfiye memurları tarafından yapılır. Tasfiye memurlarının ortaklar arasından seçilmesi zorunlu değildir; dışarıdan da seçilebilirler. Kanunda açıklık olmamakla beraber, komanditerlerin de tasfiye memuru atanmalarında sakınca yoktur. Bir komandit ortaklık tasfiye edilmeksizin bütün ortaklar tarafından oybirliği ile verilecek ve ticaret siciline tescil ve ilan ettirilecek bir kararla kollektif ortaklığa çevrilebilir. Bu takdirde, komanditer sıfatını kaybeden ortaklar, kollektif ortaklığa yeni girmiş ortak gibi, ortaklığın o ana kadar olan borç ve yükümlerinden sınırsız sorumlu olurlar.
Anonim şirket, bir unvana sahip, esas sermayesi muayyen ve paylara bölünmüş olan ve borçlardan dolayı yalnız mameleki ile mesul bulunan şirkettir. Ortakların mesuliyeti taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile mahduttur. Anonim ortaklığı Bir unvan altında, ekonomik amaç ve konular için kurulan, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş, ortaklarının sorumu üstlendikleri sermaye payları ile sınırlı, ortaklık sıfatı paya göre belirli olan, hak ehliyeti işletme konusu ile sınırlı, tüzel kişiliğe sahip bir ticaret ortaklığıdır.

Unvan

Anonim ortaklıkların unvanları, adlarıdır. Anonim ortaklığın unvanı, unvanda bulunması zorunlu bir çekirdek ve buna yapılacak eklerden oluşur.

Çekirdek

Anonim ortaklığın unvanında, ortaklık konusunun gösterilmesi ve “anonim şirket” kelimelerinin bulunması şarttır. Kanunun ifadesi kesin olmakla beraber, bu ibare Anonim Ortaklık diye yazılabilmelidir. Ayrıca, maddenin ikinci cümlesinden bu ibarenin AŞ veya AO diye kısaltılarak yazılabileceği anlaşılmaktadır. Anonim ortaklığın konusuna birçok işler giriyor ise, bunların hepsinin ayrı ayrı unvanda gösterilmesi şart değildir.

Ekler

Unvanda kullanılabilecek ekler, zorunlu ve isteğe bağlı olmak üzere ikiye ayrılır.
·          Zorunlu ekler: Anonim ortaklık ticaret unvanı, sadece tescil edildiği sicil dairesinde değil, bütün Türkiye'de tekel hakkı verir. Bu ilkenin sonucu olarak da, bir anonim ortaklığın ticaret unvanında, Türkiye'nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırdedilmesi gerekli olduğu takdirde, ek kullanılması zorunludur.
·          İsteğe bağlı ekler: Anonim ortaklık unvanının çekirdeğine, isterse işletmenin genişlik ve önemi yahut mali durumu hakkında üçüncü kişilerde yanlış bir kanının oluşmasına yer vermeyecek nitelikte; gerçeğe veya kamu düzenine aykırı olmamak şartıyla, işletmenin niteliğini belirten ya da hayali adlardan oluşan ekler yapabilir.

Anonim ortaklık unvanında bir gerçek kişinin ad veya soyadı bulunabilir. Bu takdirde, Anonim şirket veya Anonim ortaklık ibarelerinin rumuzla veya kısaltılarak yazılması uygun değildir. Unvanda, Türk, Türkiye, Cumhuriyet ve Milli kelimelerinin kullanılabilmesi için Bakanlar Kurulunda bu konuda karar alınmış olması şarttır.

Amaç ve Konu

Anonim ortaklıklar kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilirler. Şu kadar ki, esas sözleşmede ortaklık konusunun sınırlarının açıkça gösterilmiş olması şarttır. Kanunumuz, anonim ortaklıkların her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabileceğini açıkça beyan etmesine karşın kanımca, bir anonim ortaklıktan söz edebilmek için, kazanç sağlamak ve ortaklara paylaştırmak amacının güdülmesi gerekir. Anonim ortaklıklar kanun gereği tacirdir, bu nitelikleri gereği ticari şekilde işletilen kuruluşlardır ve bunların ticari olmayan etkinlik alanları yoktur. Anonim ortaklıklar son bir tahlille pay sahiplerinin malıdır ve onlara ortaklık kanalı ile kar sağlamak aracıdır. Ortaklarına kazanç sağlamak ve paylaştırmak amacı gütmeyen bir anonim ortaklık düşünülemez. Gelirinin tamamı hayır amacına özgülenmiş bir anonim ortaklık kurulamaz. Amaç ve konu, ortaklığın hak ehliyetinin sınırlarını da çizer. Farklı hukuk sistemlerinde anonim ortaklıkların ekonomik olmayan amaç ve konular için kurulabileceği kabul edilmektedir. Örneğin bir siyasi partinin, bir dini kuruluşun veya bir hayır kurumunun anonim ortaklık olarak yapılanması olanaklı olabilmektedir.

Sermaye

Anonim ortaklığın sermayesinin belirli ve paylara bölünmüş olması gerekir. Bu sermaye “özel kanunlarda aksine hüküm olmadıkça 5.000 TL”den aşağı olamaz. Bu miktar, Bakanlar Kurulunca 10 katına kadar artırılabilir. Bakanlar Kurulu bu yetkisine dayanarak anonim ortaklıklarda asgari sermaye miktarını elli bin Türk Lirasına çıkarmıştır. Sermaye nakit olarak ifade edilmektedir. Nakidden başka bir hak veya ayın sermaye olarak konulmuş ise, bunun takdir edilen nakdi değeri esas sözleşmede belirtilmelidir. Anonim ortaklığa sermaye olarak, nakit, nakidden başka ekonomik değerler, taşınır ve taşınmaz mallar konulabilir. Ticari itibar ve emek sermaye olarak konulamaz.

Paylar

Ortaklığın sermayesi paylara bölünmüştür. Ortaklık sözleşmesinde her payın itibari değerinin belirtilmesi gerekir. Payların itibari değerlerinin toplamı esas sermayeye eşit olmalıdır. Her pay esas sermayenin belirli ve eşit bir oranını temsil eder. Bu miktar en az bir Yeni Kuruştur ve ancak birer Yeni Kuruş olarak yükseltilebilir.
Ortaklığın Sınırlı Sorumu
Anonim ortaklığın borçlarından dolayı sorumu, malvarlığı ile sınırlıdır. Ortaklık malvarlığı değer itibariyle esas sermayeden çok ise, alacaklı sermayeyi aşan kıymetlere de başvurabilir, az ise, açıkta kalan kısım için ortaklara başvuramaz.
Ortakların sorumuüstlenmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır. Üstlenilen sermayenin ortaklığa ödenmesi veya konulması ile ortağın sorumu kesin olarak son bulur. Oybirliği ile karar verilmedikçe bu sorum hiçbir biçimde artırılamaz. Ancak, bazı hallerde ortaklara ikincil yükümler yüklenebilir. Ödenmeyen sermaye yükümünden dolayı ortak, ortaklık alacaklılarına karşı değil, ortaklığa karşı sorumludur. Anonim ortaklıklarda, ortaklar sadece ortaklığa karşı sorumludurlar.

Ortak Sıfatı

Anonim ortaklıkta her pay bir ortaklığı gösterir ve ortak sıfatı paya göre belli olur. Bir ortaklıkta ne kadar pay varsa, o kadar ortaklık mevkii vardır. Birden çok pay bir kişinin elinde toplanabilir. Bu takdirde o kişinin sahip olduğu pay sayısı kadar ortaklık mevkii vardır. Anonim ortaklık en az 5 pay sahibi kurucu tarafından kurulabilir. Ortaklığın devamı sırasında gerçek pay sahiplerinin sayısı beşten aşağı düşmemelidir, düşerse, tüzel kişiliğin feshedilmesi gerekir. Anonim ortaklıkta gerçek ve tüzel kişiler kurucu veya pay sahibi olabilirler. Ancak tüzel kişilerin hak ehliyetinin buna uygun olması gerekir. Kural olarak anonim ortaklıkta ortak sıfatı devredilebilir. Devir, payın devri ile olur.
Tüzel Kişilik ve Hak Ehliyeti
Anonim ortaklık, bir ticaret ortaklığı olması nedeniyle tüzel kişiliğe ve tacir sıfatına sahiptir. Ortaklık, tüzel kişiliği ticaret siciline tescil anında kazanır. Hak ehliyeti de tescil anında doğar. Ortaklığın hak ve fiil ehliyeti sözleşmede gösterilen işletme konusu ile sınırlıdır.
Ani ve tedrici olmak üzere iki gruptur. Ani kuruluş, ortaklık sermayesinin tamamının kurucular tarafından üstlenilmesi ile gerçekleşir. Tedrici kuruluş ise, ortaklık sermayesinin bir kısmının kurucular tarafından üstlenilmesi, geri kalan kısım için halka başvurulması ile gerçekleşir. Ani kuruluşta, esas sözleşmenin düzenlenmesi, bazı ortaklık türleri için bakanlıktan izin ile ticaret siciline tescil ve ilan olmak üzere üç aşama bulunur. Tedrici kuruluşta ise, izin ile tescil ve ilan aşamaları arasında halka başvuru aşaması bulunur.
Ani Kuruluş
Ani kuruluş, ortaklık paylarının kurucular tarafından tamamen üstlenilmesi ile olur.
Ani Kuruluşta Aşamalar

Esas Sözleşmenin Düzenlenmesi Aşaması

Kurucular

Ani kuruluşta ilk aşama, esas sözleşmenin düzenlenmesi aşamasıdır. Esas sözleşme, kurucular tarafından düzenlenir. Esas sözleşmeyi düzenleyen ve imza eden ve sermaye olarak esas sözleşmede belirli parayı veyahut paradan başka birşeyi koymayı yükümlenen pay sahipleri kurucu sayılırlar. Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre, kurucu bu işlemi üçüncü bir kişi hesabına yaptığı takdirde, kuruluştan doğan sorumluluk bakımından bu kişi de kurucu sayılır. Ani kuruluşta, kurucu sıfatının kazanılması içinesas sözleşmede imzanın bulunması ve sermaye olarak esas sözleşmede gösterilen nakdin, veya nakidden başka ekonomik değerin sermaye olarak üstlenilmesi gerekir. Kurucu, bu işlemleri, bir üçüncü kişi hesabına, paravan adam olarak yapmışsa, hem kendi kurucu sıfatını kazanır, hem de üçüncü kişi kuruluştan doğan sorumluluk yönünden kurucu gibi işlem görür. Kurucular en az 5 kişi ve ortaklıkta pay sahibi olmalıdır. Kanunda yasaklayıcı bir hüküm bulunmadığı için, tüzel kişiler de anonim ortaklıkta pay sahibi olabilecekleri gibi, kurucu da olabilirler. Gerçek kişilere gelince, bunların hak ehliyeti sınırsız olduğundan, hepsi kurucu olabilirler. Ancak, küçük ve kısıtlıları yasal temsilcileri temsil eder.
Şekil
Esas sözleşmenin yazılı şekilde yapılması ve bütün kurucular tarafından imzalanarak bu imzaların noterce onanması gereklidir.

Sözleşmenin içeriği

Kurucular tarafından düzenlenen esas sözleşmenin içeriği, sözleşmede bulunması kanunla zorunlu kılınan hususlar ve kurucuların isteklerine bağlı olarak ekleyebilecekleri hususlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Sözleşmede Bulunması Zorunlu Hususlar

Sözleşmede hangi hususların bulunmasının zorunlu olduğu kanunda düzenlenmiştir.
·          Ortaklığın Ticaret Unvanı ile Merkezin Bulunacağı Yer Ticaret unvanı. Anonim ortaklık dilediği yeri merkez olarak seçebilir, yeter ki merkez ile ortaklık arasında hukuki veya fiili bir bağ bulunsun. Merkezin değiştirilmesi ancak esas sözleşmenin değiştirilmesi ile olanaklıdır. Merkezin yurt dışına taşınması uyrukluğun değiştirilmesi anlamını taşır ve ancak bütün pay sahiplerinin oy birliği ile gerçekleşir.
·          Ortaklığın Amacı ile Konusunu Oluşturan İşlemlerin Türü ve Niteliği Amaç ortaklık etkinliğini genel olarak, konu ise somut olarak gösterir. Anonim ortaklıkların hak ve fiil ehliyeti, ortaklık sözleşmesinde yazılı işletme konusu ile sınırlanmıştır. Ortaklığın ehliyetini sınırlaması nedeniyle, konunun ortaklık sözleşmesinde açık olarak belirtilmiş olması gerekir. Bu nedenle, Örneğin her nevi ithalat, her nevi ticaret gibi deyimlerle konu belirlenmiş olmaz. Bu gibi ifadeler amaç şartını yerini getirebilirlerse de konu açıklanmış olmaz.
·          Ortaklığın Esas Sermayesinin Miktarı ile Her Payın İtibari Değeri, Ödeme Şekil ve Şartları Ortaklık sermayesi özel haller dışında 50.000 TL'den aşağı olamaz. Tavan sınırlaması yoktur. Türk Ticaret Kanununa göre, anonim ortaklık sermayesinin belirli ve tamamının ortaklar tarafından üstlenilmiş olması zorunludur. Nakdi sermayenin 1/4'ünün ödendiğinin veya anonim ortaklığın kuruluşunun tescili tarihinden itibaren en geç 3 ay içinde ödeneceğinin, kalanın da en geç 3 yıl içinde olmak üzere, ödeneceğinin belirtilmesi şarttır.
·          Ortaklık İşlerini İdare ve Denetleme ile Yükümlü Olanların Ne Surette Seçilecekleri, Bunların Hak ve Görevleri ile İmza Koymaya Yetkili Olanlar Ani kuruluşta, esas sözleşmeye ilk yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerin adlarının, uyrukluklarının ve konut adreslerinin yazılması gereklidir.
·          Genel Kurulların Toplantıya Nasıl Çağırılacağı, Toplantıların Zamanı ve Oy Verme ile Görüşme ve Karar Verilmesi Konularının Tabi Olduğu Kayıt ve Şartlar Genel kurulların toplantıya çağrı şeklinin esas sözleşmede yer alması gerekmektedir. Diğer konular kanunla düzenlenmiştir, ancak sözleşme ile kanuna aykırı olmayan değişiklikler yapılabilir.
·          Ortaklığa ait ilanların ne şekilde yapılacağı sözleşmede gösterilmelidir. Uygulamada, ortaklık merkezinde çıkan herhangi bir gazete ile ilanların yapılacağı belirtilmektedir. Bu hatalı bir davranıştır. Ortak, ortaklığın merkezinin bulunduğu yerdeki bütün gazeteleri okuma zorunu altına sokulamaz. Belirli bir gazetenin bildirilmesi ve sözleşmede yer alması gerekir.
·          Her Ortağın Üstlendiği Sermayenin Türü ve Pay Miktarı: Ani kuruluşta, sermayenin tamamının kurucularca üstlenilmesi gerekir. Kurucuların tümünün ad ve soyadı, üstlendiği sermaye tür ve miktarı, buna karşı alınacak pay belli olmalı ve sözleşmede gösterilmelidir.

Sözleşmede Bulunması Şarta Bağlı Hususlar

Ani kuruluşta ortaklar paradan başka sermaye koymayı üstlenmişlerse; ortaklık kurulduktan sonra mevcut bir işletme veya bazı ayınlar (mallar) devralınacaksa; kuruculara, yönetim kurulu üyelerine veya diğer kimselere ortaklık kazancından özel çıkarlar sağlanması söz konusu ise, bunların esas sözleşmede gösterilmesi gerekir. Bu hallere ağırlaştırılmış kuruluş da denilmektedir. Paradan başka bir şeyin sermaye olarak konulması söz konusu ise, bunlara, mahkemece atanacak bilirkişiler tarafından değer biçilir. Mevcut bir işletmenin veya bazı ayınların kuruluştan sonra, devir alınması söz konusu ise, bunlara da, bilirkişilerce değer biçilmesi gerekir. Kuruculara, yönetim kurulu üyelerine ve diğer kimselere ortaklık kazancından sağlanacak özel çıkarlar, ortaklığın kurulması sırasında hizmeti geçenlere bir defa için verilecek ücret, ödenek olabileceği gibi, ortaklık kazancından verilmek üzere devamlı bir nitelik de gösterebilir. Bu çıkarların nitelik ve niceliklerinin, kimlere, nasıl tanındıklarının esas sözleşmede gösterilmesi gerekir.

Sözleşmede Bulunması İsteğe Bağlı Hususlar

Kurucular, sözleşmede yer alması zorunlu ve şarta bağlı hususların yanında, kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak koşuluyla başka hükümler de getirebilirler. Örneğin, karda, oyda, tasfiye bakiyesinde diğer paylara oranla farklı ve ek haklar sağlayan özel kategori paylar öngörebilir, ortaklığı bir süre ile sınırlayabilirler.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığından İzin Aşaması
Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca yayınlanacak tebliğle faaliyet alanları tespit ve ilan edilecek anonim ortaklıklar Bakanlığın izni ile kurulur. Bunun dışında anonim şirketlerin kuruluşu Bakanlığın iznine tabi değildir. Bakanlık tarafından yayınlanan tebliğe göre bankaların, özel finans kurumlarının, sigorta şirketlerinin, finansal kiralama şirketlerinin, holdinglerin, döviz büfesi işleten şirketlerin, umumi mağazacılıkla uğraşan şirketlerin Sermaye Piyasası Kanununa tabi ve halka açık şirketlerin, serbest bölge kurucusu ve işleticisi şirketlerin kuruluşları izne tabidir.

Tescil ve İlan

Tescil, ortaklık merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline yapılır. Tescil ile anonim ortaklık tüzel kişilik kazanır. Ayrıca Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan da gereklidir. Tescil ve ilan edilmiş bir anonim ortaklığın, kuruluşunda eksiklikler bulunduğu saptanırsa, feshi söz konusu olabilir.

Tedrici Kuruluş

Sermaye Piyasası Kanunu ve Sermaye Piyasası Kurulu tebliğleri çerçevesinde tedrici kuruluş yolu ile anonim ortaklık kurulması teorik olarak olanaksız değilse de olası değildir. Sermaye Piyasası Kanunu ve çıkarılan tebliğlerin ana sistemi, menkul kıymetlerin mevcut, kurulmuş bir anonim ortaklık tarafından çıkarılarak halka arzını düzenler niteliktedir. Bu nedenle, ders kitabı niteliğindeki bu eserde, Türk Ticaret Kanunu sisteminde dahi başvurulmayan, Sermaye Piyasası Kanunu ile uygulanabilirliği çok kuşkulu hale gelen tedrici kuruluşun incelenmesi yararlı görülmemiştir.
Kurucuların Sorumu
Kurucuların sorumu hukuki ve cezai olmak üzere iki bakımdan incelenebilir. Kurucular arasında küçük veya kısıtlı varsa, kuruluştan doğan hukuki sorum bu kişilere, cezai sorum yasal temsilcilere aittir.
Hukuki Sorum
Kurucuların hukuki sorumlarını gerektiren haller şunlardır:

Hukuki Sorum Halleri

Gerçeğe Aykırı Belge Düzenlemesi

Kurucuların sorumu genel hükümler uyarınca düşünülmelidir.

Esas Sermaye Hakkında Yanlış Beyanlar

Esas sermaye karşılığı tamamıyla üstlenilmemiş veya ödenmesi gereken kısım ödenmemişken, öyle imiş gibi gösteren kurucularla bu fiilde kendilerine katılanlar, bu payları kendi hesaplarına almaya ve karşılığını ödemeye zincirleme olarak zorunludurlar.

Değer Biçmede Hile

Paradan başka sermayeye, ortaklıkça devralınması kararlaştırılan bir işletmeye veya bazı ayınlara değer biçmede hile yapan kurucular, kurucu gibi sorumlu olanlar ve bu fiillerin işlenmesinde kendilerine katılanlar, ortaklığın bu yüzden uğradığı zararı zincirleme olarak gidermekle yükümlüdürler.
Dava Hakkı
Kurucuların hukuki sorumunu gerektiren hallerde dava hakkı, bu fiillerden dolayısıyla zarar gören pay sahipleri ile ortaklık alacaklılarına tanınmıştır. Ancak hükmolunacak giderim ortaklığa verilir. Kanunda açık bir hüküm bulunmamakla beraber, ortaklığın da dava hakkı olduğunu kabul etmek gerekir.
Zaman Aşımı
Sorumlu olan kimselere karşı giderim istemek hakkı, davacının zararı ve sorumlu olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde zararı doğuran fiilin gerçekleşme tarihinden itibaren 5 yıl geçmeklezaman aşımına uğrar. Bu fiil cezayı gerektirip daha uzun bir zaman aşımına tabi bulunuyorsa, giderim davasında o zaman aşımı uygulanır.
Yetkili Mahkeme
Yetkili mahkeme ortaklık merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.

Sorumdan Aklanma (İbra)

Kurucuların hukuki sorumları genel kurul kararı ile aklanır. Ancak, aklamanın karar altına alınabilmesi için ortaklığın kuruluşunun tescilinden itibaren en az 4 yıl geçmiş olmalıdır. Genel kurul, aklama kararını olağan toplantı ve karar yetersayıları ile alır. Ancak esas sermayenin 1/10'unu oluşturan pay sahipleri aklamaya karşıt oy vermişler ve bunu toplantı tutanağına geçirtmişlerse, aklama gerçekleşmez.

Cezai Sorum

Gerçeğe Aykırı Belge Düzenlenmesi

Bu halde, kurucularla onlar gibi sorumlu olanlar hapis cezası ile cezalandırılırlar. Bu hüküm de uygulanma olanağını yitirmiştir.

Değer Biçmede Hile

Kurucular hapis cezası ile cezalandırılırlar.

İlk Yönetim Kurulu Üyeleri ve Denetçilerin Sorumu

İlk yönetim kurulu üyeleri ile denetçiler, ortaklığın kurulmasında bir yolsuzluk olup olmadığını araştırmakla yükümlüdürler. Bu konuda ihmalleri anlaşılır, bu yüzden doğan zarar kuruculardan alınmamış olursa, inceleme görevini savsaklayan yönetim kurulu üyeleri zincirleme olarak sorumlu olurlar.

Kuruluş Formalitelerinden Kaçınma (Kuruluştan Sonra Devralma)

Anonim ortaklık, tescil ile tüzel kişilik kazanır ve bu işlemden sonra ortaklığı temsile yetkili organlar hak ehliyeti içinde kalmak kaydı ile üçüncü kişilerle ortaklık adına işlemlere girişebilirler. Ancak, paradan başka sermaye konulması ile kuruluş söz konusu olan hallerde kuruluş işlemleri, ani kuruluştakinden hayli farklıdır. Paradan başka sermayeye değer biçilmesi, bilirkişilerin seçimi gibi işlemler bulunmaktadır. İşte bu işlemlerden kurtulmak için, kurucular ortaklığı tamamen nakit sermaye ile kurup tescil ve ilan ettikten sonra, bir işletme veya aynı devalıp kanunun ağırlaştırılmış kuruluş hakkındaki hükümlerinden kaçınmak isteyebilirler. Bir işletme, tesisat veya başka mal ve hakların esas sermayenin onda birini aşan bir bedelle ortaklıkça devralınmasına ilişkin, ortaklığın tescilinden itibaren 2 yıl içinde yapılacak sözleşmeler, genel kurulca onaylanıp ticaret siciline tescil edilmedikçe geçerli olmazlar. Genel kurul kararını vermeden önce bilirkişi, ortaklık tarafından devralınacak şeylerin değerini biçerek rapor verir. Esas sermayenin en az yarısını temsil eden pay sahipleri hazır bulunmadıkça görüşme yapılamaz, karar çoğunlukla verilir. Sözleşme tarihi, genel kurul karar tarihi, devralınacak şey, kimden alınacağı ve verilecek karşılık ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Aynı maddenin son fıkrasına göre ortaklığın faaliyet konusuna giren veya icra yolu ile edinilen şeyler hakkında bu madde hükmü uygulanmaz. Ancak ortaklığın faaliyet konusunu kolaylaştırmak veya olanaklı hale getirmek amacıyla gerçekleşen edinimler bunun dışındadır. Kanundaki faaliyet konusu deyiminin anlamı açık değildir. Anonim ortaklık esasen faaliyet konusu dışında hak ehliyetine sahip değildir ve konu dışı yapılan işlemler hükümsüzdür. Kanuna karşı hileyi önlemek amacıyla getirilen bir başka düzenlemede paradan başka sermaye karşılığı olan pay senetlerinin, ortaklığın tescilinden itibaren 2 yıl geçmedikçe başkalarına devri hükümsüzdür. Madde pay senedinden söz etmekle beraber, burada yasaklanmış olan, senede bağlanmış olsun veya olmasın payın devridir.
Ticaret Kanunumuz, anonim ortaklığın organlarını yönetim kurulu, denetçiler ve genel kurul olarak sıralamış bulunmaktadır. Anonim ortaklıklarda bu organların bulunması şarttır. Genel kurul, sürekli bir organ değildir. Kanun ve sözleşme hükümleri uyarınca, olağan ve olağanüstü olarak toplanır. Kanun ve sözleşme hükümleri uyarınca toplanan pay sahipleri veya yetkili temsilcileri genel kurulu oluştururlar. Genel kurul, anonim ortaklığın en yüksek irade ve karar organıdır. Kararları ile ortaklık iradesini açıklar. Bu kararlar, ister toplantıda hazır bulunmasın, ister bulunsun da karşıt veya çekimser oy versin, tüm pay sahipleri hakkında geçerlidir. Genel kurul diğer organları seçme ve azletme yetkisine sahip olduğu gibi, diğer organlar genel kurul kararlarını yerine getirmek veya getirilmesini denetlemek zorundadırlar. Bu nitelikleriyle genel kurul, anonim ortaklıkta üst organ görünümündedir.
Genel Kurulun Yetkileri
Üst organ olması nedeni ile genel kurul geniş yetkilere sahiptir. Ortaklık organlarını seçmek ve azletmek yetkisi içerisindedir. Genel kurul, kararları ile ortaklığın faaliyetine ve hatta hayatına egemen olabilir. Ortaklık sözleşmesini değiştirebilir, ortaklığı feshedebilir.

Yetkilerinin Sınırı

Genel Kurulun yetkileri çok geniş olmakla beraber sınırsız değildir. Bu yetkiler şu yönlerden sınırlanmıştır.

Ortaklık Konusu

Genel kurul, ortaklık konusu dışında karar alamaz, zira ortaklığın konusu, ortaklığın hak ehliyetinin sınırını da belirler. Ehliyet dışı alınan kararlar yok hükmündedir, hiçbir sonuç doğurmaz. Bir hukuki işlemin yok hükmünde olması, hiç doğmamış olması anlamına gelmektedir.
Üçüncü Kişilerin Hakları
Genel kurul, üçüncü kişilerin hakları üzerinde kararları ile etkili olamaz. Örneğin, ortaklıkla bir üçüncü kişi arasındaki sözleşmeyi değiştiremeyeceği gibi fesih de edemez. Ortaklığa karşı üçüncü kişi durumunda olanların haklarının ortaklık tarafından tek taraflı olarak ihlal edilemeyeceği açıktır.
Diğer Organlara Özgü Yetkiler
Esas sözleşme ile genel kurulun sahip olduğu yetkiler genişletilebilir. Ancak diğer organlara özgü yetkiler genel kurula devredilemez. Örneğin, ortaklığın yönetim ve temsili yönetim kuruluna aittir. Genel kurul kanuni istisnalar dışında ortaklığı temsil edemez, denetçilerin görevlerine de karışamaz. Ancak genel kurul üst organ olarak yürütme ve denetleme organlarını seçmek, azletmek, onlara uyulması zorunlu emir ve talimat vermek sureti ile yönetim ve denetime etkili olabilir.
Azınlık Hakları ve Bireysel Haklar
Genel kurul sahip olduğu yetkileri çoğunlukla alacağı kararlarla kullanır. Ancak, bu kararlar azınlığın ve pay sahiplerinin bireysel haklarını ihlal edemez. Aksi takdirde yasada öngörülen yaptırımlar uygulanır.

Genel Kurul Yetkilerinin Diğer Organlara Devri

Devri Olanaklı Yetkiler

Genel kurulun kanunen sahip olduğu yetkiler, genel kurula özgü olanlar dışında diğer organlara devredebilir. Kar dağıtımına karar verildikten sonra bunun dağıtım zamanının saptanmasının yönetim kuruluna bırakılması gibi.

Genel Kurula Özgü Yetkiler

Genel kurula kanunla tanınan bazı yetkiler, nitelikleri gereği, ancak ve sadece genel kurul tarafından kullanılabilir, başka bir organa esas sözleşme ile dahi devredilemez. Ortaklık sözleşmesinin değiştirilmesi, yönetim ve denetim kurullarının seçim, azil ve aklanmaları, ortaklığın feshine karar verilmesi bu yetkilere örnek olarak gösterilebilir. Genel kurul bu yetkilerini, usulüne uygun olarak toplanıp kurul halinde kullanır.

Genel Kurulun Sorumu

Genel kurul bir karar organı olması, yürütme yetkisi bulunmaması nedeni ile, kurul olarak sorumlu değildir. Genel kurul kararlarından doğan sorum, bu kararları uygulayan organlara ve organların üyelerine aittir. Genel kurulun yürütme yetkisi olmadığından haksız fiil de işleyemez.
Pay sahipleri, ortaklık yönetim ve denetimine ancak genel kurul toplantısına katılma ve oy verme yolu ile katılır ve etkili olurlar. Çünkü, genel kurul iradesini alacağı kararlarla açıklar. Kararlar ise, genel kurula katılan pay sahiplerinin oylarıyla doğar. Bu nedenle, genel kurulda çoğunluğu elde eden, ortaklık yönetimi ve denetimini de elde etmiş demektir. Çoğunluğun aldığı kararlar, karara karşıt olan veya toplantıya katılmayan pay sahipleri hakkında da geçerlidir. Genel kurul kararlarının, toplantıya katılsın katılmasın tüm pay sahipleri için bağlayıcı olması sonucu, genel kurulun toplanması ve karar alması bütün kanun koyucular tarafından sıkı kayıtlarla düzenlenmiş bulunmaktadır. Hemen her ülkede, genel kurulu toplantıya çağrı merasimi, görüşme ve karar alma, belli hükümlere ve yönteme tabidir. Kanun koyucular, pay sahiplerinin genel kurul toplantılarına doğrudan veya temsilci ile katılma ve oy verme sureti ile haklarını korumalarına olanak verme çarelerini aramışlardır. Ayrıca genel kurula katılma oranının mümkün olduğu kadar yüksek olmasını sağlamak için genel kurul toplantıları belirli bir merasime tabi tutulmuştur.

Genel Kurul Toplantı Türleri ve Genel Kurulu Toplantıya Çağırma Zorunu

Genel kurul toplantıları olağan ve olağanüstü olarak ikiye ayrılır. Olağan genel kurul toplantıları ortaklığın normal etkinliği süresinde belirli aralıklarla yapılan toplantılarıdır. Olağan toplantının her hesap yılı sonundan itibaren 3 ay içinde ve yılda en az bir defa yapılması zorunluluğu vardır. Süreye bağlı olmaksızın, gereği halinde genel kurulun toplantıya çağrılması ise, olağanüstü toplantıları oluşturur. Ticaret Kanununda hesap yılının başlayacağı tarih hakkında özel bir kayıt yoktur. Uygulamada Vergi Usul Kanununun yıllık hesap devresi, kural olarak takvim yılı kabul edilmektedir.

Genel Kurulu Toplantıya Çağırmaya Yetkili Organ ve Makamlar

Yönetim Kurulu

Türk Hukukunda genel kurulu olağan toplantıya çağırma yetkisi yönetim kurulundadır. Yönetim kurulu gereği halinde genel kurulu olağanüstü toplantıya da çağırabilir. Genel kurulun zamanında olağan toplantıya çağrılmaması yönetim kurulunun sorumunu gerektirir.

Denetçiler

Denetçiler, yönetim kurulunun ihmali halinde genel kurulu olağan toplantıya çağırabilirler. Hesap yılını izleyen 3 ay içinde genel kurulun, yönetim kurulunca olağan toplantıya çağırılmamış olması ihmalin varlığını kabule yeter. Zorunlu ve ivedi bir durumun varlığı halinde de denetçiler genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırabilirler. Durumun zorunlu ve ivedi olup olmadığını takdir denetçilere aittir.

Azınlık

Esas sermayenin en az onda biri değerinde paylara sahip olan pay sahipleri veya temsilcilerinin, gerektirici sebepleri belirten yazılı talepleri üzerine yönetim kurulunun, genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırması veya genel kurulun toplanması esasen kararlaştırılmış ise gündeme görüşülmesini istedikleri konuları koyması zorunludur. Yönetim kurulu bu talebi yerine getirmezse azınlık denetçilere başvurarak, onlar tarafından da yerine getirilmezse mahkemeye başvurarak, genel kurulun toplanmasını sağlayabilir.

Genel Kurulu Toplantıya Çağrı Merasimi

Pay Sahiplerinin Toplantıdan Haberli Kılınması

Genel kurul kararları toplantıya katılmayan pay sahipleri için de hüküm ifade edeceğinden, katılma oranını olanaklar ölçüsünde artırma için, genel kurul toplantı davetinin esas sözleşmede gösterilen şekilde yapılması ve toplantı ve gündeminin Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile ilanı şarttır. İlanın toplantı gününden en az 2 hafta önce yapılması gerekir. Nama yazılı pay sahiplerine ve hamiline yazılı pay senedi olup da, en az bir pay senedini yerleşim yeri adresi ile birlikte ortaklığa tevdi eden pay sahiplerine, taahhütlü mektupla toplantı tarihi ve gündemin bildirilmesi gerekir. Adresi belli olmayan hamile yazılı pay sahiplerine çağrı mektubu yollamaya gerek ve esasen olanak da yoktur.

Gündemin Belirliliği ve Gündeme Bağlılık İlkesi

Toplantı ilan ve çağrı yazılarında gündemin mutlaka yer alması gerekir. Gündemde gösterilmeyen konularda genel kurul görüşme yapamaz, karar alamaz. Toplantıya katılmayan pay sahipleri gündemi kendileri için ilginç veya önemli bulmayarak katılmamış olabilirler. Bunları bir sürprizle karşı karşıya bırakmak doğru olmaz. Olağan genel kurul gündemi kanunla bellidir. Ancak, gündeme başkaca konular da eklenebilir. Gündemde gösterilmeyen konular görüşülemez ve karara bağlanamaz. Olağan genel kurul gündeminde, yönetim kurulu ve denetçiler tarafından verilen raporların okunması; ortaklığın bilanço ve kar ve zarar hesabının ve kazancın dağıtılması hakkındaki önerilerin onayı veya değiştirilerek kabulü veya reddi; yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerin ücret ve huzur hakları sözleşme ile öngörülmemişse belirlenmesi; süresi sona ermiş olan yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerin tekrar seçilmeleri veya değiştirilmelerinin mutlaka yer alması gereklidir. Olağanüstü genel kurul gündemi, olağanüstü toplantıya çağıran organ veya azınlık tarafından hazırlanır. Bu tür toplantılarda da gündeme bağlılık ilkesi uygulanır. Ancak, gündeme bağlılık ilkesinin bazı istisnaları vardır. Örneğin azınlık, bilançonun görüşülmesinin bir ay sonraya ertelenmesini isteyebilir. Gündemde yer almamış olsa dahi, organların azli önerilerek bu konuda bir karar alınabilir. Genel kuruldan, yeni toplantı yapılana kadar yönetim ve denetimi güvenmediği kimselere bırakması beklenemez, ancak Yargıtay aksi görüştedir. Azınlık, bilançonun görüşülmesi sırasında aklamayı engelleyebileceği gibi, yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılmasını da talep edebilir.

Pay Sahiplerinin İncelemesine Hazır Bulundurulacak Belgeler

Kar ve zarar hesabı, yıllık rapor, bilanço ve safi kazancın nasıl dağıtılacağına ilişkin öneriler, denetçiler tarafından verilecek raporla birlikte olağan genel kurul toplantısından en az 15 gün önce, ortaklığın merkez ve şubelerinde, pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulur. Bunlardan kar ve zarar hesabı, bilanço ve yıllık rapor, toplantıdan itibaren bir yıl süre ile pay sahiplerinin incelemesine hazır tutulur. Her pay sahibi masrafı ortaklığa ait olmak üzere kar ve zarar hesabı ile bilançonun bir suretini isteyebilir. Hamiline yazılı pay senetleri ihraç edilmişse, adı geçen belgelerin pay sahiplerinin incelenmesine açık bulundurulduğu Ticaret Sicil Gazetesi ve esas sözleşme ile belirlenen şekilde ilan edilir.

Toplantıya Çağrı Merasimindeki Eksikliklerin Yaptırımı

Toplantıya çağrı merasimindeki eksikliklerin yaptırımı, bu eksikliğin derecesine göre değişir. Toplantıya çağrı merasimine hiç uyulmamış ise, Örneğin, davet yetkili organ tarafından yapılmamış, toplantı günü, yeri ve gündemi hiç ilan edilmemiş, gündemde olmayan konularda karar alınmışsa, karar yok hükmündedir. Tüm pay sahipleri, toplantıya katılmış ve içlerinden hiçbirisi toplantının bu şekilde yapılmasına itiraz etmemişse toplantı geçerli sayılır. Çağrı merasiminde, kanunda öngörülen hususlar kısmen de olsa yerine getirilmiş, başka bir deyimle toplantıya çağrı yapılmakla beraber usulüne uygun olmamışsa veya gündem gereği gibi ilan ve tebliğ edilmemişse, bunun yaptırımı toplantıda alınan kararlara karşı, toplantıya katılmayan pay sahipleri tarafından iptal davası açılabilmesidir.
Genel Kurul Toplantısına Katılma Hakkına Sahip Olanlar
Her pay, sahibine genel kurula katılma ve oy kullanma hakkını sağlar. Pay sahipleri bu haklarını bizzat kullanabilecekleri gibi, temsilci aracılığı ile de kullanabilirler. Sözleşmede aksine hüküm yoksa, temsilci ortaklıkta pay sahibi olmayabilir, fakat temsilin yazılı olması şarttır. Ortaklık pay sahipleri defterinde ismi kayıtlı bulunan nama yazılı pay sahipleri, kimliklerini kanıtlayarak genel kurul toplantısına katılabilir. Hamile yazılı pay senedi sahiplerinin genel kurula katılmaları ve oylarını kullanmaları, pay senetlerini veya bunlara sahip olduklarını gösteren belgeleri toplantı gününden bir hafta önce ortaklığa vermeleri koşuluna bağlıdır. Yönetim kurulu, pay sahiplerinin toplantıya ve görüşmelere katılma ve oy kullanma haklarına sahip bulunup bulunmadıklarını belirlemek için gereken bütün önlemleri alır. Yönetim kurulu toplantıya katılma hakkına sahip pay sahiplerini, sahip oldukları pay ve oy miktarını hazırun cetveli denilen bir çizelge ile saptayarak, toplantının yapılacağı yerde hazır bulunanların görebilecekleri bir şekilde asar. Genel kurula katılma hakkına sahip olmayan bir kişi karara katılmış bulunursa, alınan kararın iptali, herhangi bir pay sahibi tarafından istenebilir.

Genel Kurulda Toplantı Yetersayıları

Anonim ortaklık genel kurullarında toplantı yetersayıları sermayeye göre saptanır. Genel kurullar, Türk Ticaret Kanununda ve esas sözleşmede aksine hüküm bulunan haller dışında, ortaklık sermayesinin en az 1/4'ünü temsil eden pay sahiplerinin katılımı ile toplanırlar. İlk toplantıda bu yetersayı oluşmazsa, ikinci toplantıda temsil edilen sermaye oranı ne olursa olsun, pay sahipleri görüşme yapmaya ve karar almaya yetkilidirler. Böylece bir paya sahip tek pay sahibi dahi ikinci toplantıda genel kurulu oluşturabilir. Yetersayının oluşup oluşmadığı hazırun cetvelinin pay sahipleri tarafından imzalanması ile anlaşılır. Ağırlaştırılmış toplantı yetersayıları sözleşme değişikliklerinde, sermaye artırımında, sermaye azaltılmasında,tahvil çıkarılmasında, ortaklığın feshinde aranmaktadır. Sadece ortaklığın uyrukluğunu değiştirmek ve pay sahiplerinin taahhütlerini artırmak konusundaki kararlar için, ortaklık sermayesini temsil eden paylarınoybirliğini aramaktadır. Genel kurul toplantısında kanunun öngördüğü yetersayı şeklen dahi elde edilmemişse, genel kurul toplanmamış sayılır. Bu şekilde toplanan bir genel kurul karar alamaz, almışsa bu karar geçerli değildir.

Oy Hakkından Yoksunluk

Her hisse senedi sahibine en az 1 oy hakkı verir. Ancak, pay sahiplerinin hiçbirisi kendisi veya karı ve kocası ya da altsoy ve üstsoy hısımları ile ortaklık arasındaki kişisel bir işe veya davaya ait görüşmelerde oy hakkını kullanamaz. Ortaklık işlerinin görülmesine herhangi bir şekilde katılmış olanlar, yönetim kurulu üyelerinin aklanmalarına ait kararlarda oy hakkına sahip değillerdir. Oy kullanmaktan yoksun olan kişi genel kurul toplantısına katılmaktan, hatta oy hakkının bulunmadığı konu hakkında görüşlerini açıklamaktan yoksun değildir. Yoksunluk sadece oy kullanmadadır. Oy hakkından yoksunluğa ilişkin hükümlere uyulmamasının yaptırımı, alınan karara karşı iptal davası açılmasıdır.

Genel Kurulda Görüşme Usulü

Genel kurulda görüşmelere başlamak için ilk önce toplantı yetersayısının bulunduğu anlaşılmalıdır. Bu nedenle, genel kurul toplantı başkanı esas sözleşmede öngörülmüşse o kişi, öngörülmemişse yönetim kurulu başkanı toplantıyı açar ve yetersayının bulunup bulunmadığını yoklama yaparak ve hazırun cetvelini inceleyerek belirler. Yetersayı varsa, başkanlık divanının seçimine gidilir. Genel kurul toplantı başkanı ile beraber, gerekiyorsa bir başkan yardımcısı, yeteri kadar yazman ve oy toplama memuru seçilir. Genel kurul toplantısının yapılabilmesi ve geçerli kararlar alınabilmesi için toplantıda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı komiserinin hazır bulunması, toplantıyı baştan sona izlemesi ve tutanağı imzalaması gerekir. Aksi halde alınan kararlar hükümsüzdür. Komiserin görevi toplantıyı yönetmek değil, izlemektir. Ancak uygulamada komiser bazen toplantıda baştan sonuna kadar hazır bulunmamakta, tutanağı imzalayıp raporunu vermektedir. Genel kurulda görüşmeler ancak gündemde bulunan konularda yapılabilir. Gündemdeki bazı konular, nitelikleri gereği farklı toplantı yetersayılarını gerektiriyorsa, başkan her maddenin görüşülmesine geçmeden önce, o konu için gerekli toplantı yetersayısının bulunup bulunmadığını araştırmak zorundadır. Gerekli toplantı yetersayısı yoksa, o gündem maddesi görüşülüp karara bağlanamaz. Toplantı başkanı görüşmeleri tarafsız olarak yönetir. Kural olarak her pay sahibi görüşünü açıklayabilmelidir. Ancak zaman darlığı nedeniyle, görüşme süreleri kısıtlanabileceği gibi, bir gündem maddesinin leh ve aleyhinde yeterince konuşulduktan sonra oylamaya geçilebilir. Genel kurulda yapılan görüşmeler ve alınan kararlar tutanakla saptanır, tutanak özet olarak da tutulabilir. Hükümet komiserinin, toplantı divanının ve toplantıya katılan pay sahiplerinin tutanağı imzalamaları gereklidir. Genel kurul, pay sahipleri adına tutanağı imza yetkisini başkanlık divanına verebilir. Yönetim kurulu genel kurul tutanağının bir nüshasını ticaret sicili memurluğuna vererek, tescil ve ilana tabi konuları tescil ve ilan ettirmelidir.

Genel Kurulda Karar

Genel kurul kararlarını mevcut oyların mutlak çoğunluğu ile alır. Çekimser oy verenler, karşıt oy vermiş sayılır. Anonim ortaklıkta oyda imtiyazlı paylar varsa, genel kurulda temsil edilen sermaye çoğunluğu ile mevcut oy çoğunluğu farklı olabilir. Sadece, sözleşme değişikliklerinde, oyda imtiyazlı paylar olsa bile her hisse senedi sahibine ancak bir oy hakkı verir, oyda imtiyaz dikkate alınmaz. Ortaklığın uyrukluğunu değiştirmek veya pay sahiplerinin yükümlerini artırmak konusunda karar alınabilmesi için, ortaklık sermayesini temsil eden payların tamamının oybirliği şarttır. Karar, genel kurulda oyların mutlak çoğunluğunun aynı yönde kullanılması ile oluşan hukuki bir işlemdir. Herhangi bir öneri, mevcut oyların mutlak çoğunluğunu şeklen de olsa sağlamamış ise, karar haline gelmez. Her nasılsa tutanağa karar gibi geçse ortada hukuken doğmuş bir karar yoktur.
Kanunda belirtilen kimseler, kanun ve esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kurallarına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, tarihlerinden itibaren 3 ay içinde, ortaklık merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeye başvurarak iptal davası açabilirler. Maddeye göre iptal davası açabilmek için ortada bir genel kurul kararı olmalı, bu karar kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kurallarına aykırı bulunmalıdır.
İptal Sebepleri

Kanuna Aykırı Kararlar

Kanun hükümleri bilindiği üzere, emredici, yedek ve açıklayıcı olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Yedek ve açıklayıcı hükümlerin aksi anonim ortaklık esas sözleşmesi ile kararlaştırılabileceğine göre, bunlara aykırılığın esas sözleşme hükümlerine aykırılık olarak nitelendirilmemesi gerekir. Emredici hükümlere gelince, emredici hükümlere aykırılığın yaptırımı, mutlak butlandır. Anonim ortaklıklarda bu genel kuralın değişikliğe uğradığı ve yaptırımın 3 aylık süre ile kısıtlanan bir iptal davası olduğu görülmektedir. Bu sonuç ne kadar eleştiriye açık olursa olsun, kanunun açık hükmü karşısında başka bir sonuca varma olanağı yoktur.

Esas Sözleşme Hükümlerine Aykırı Kararlar

Kanunun emredici hükümlerini ağırlaştıran sözleşme hükümleri, kanun hükümlerini ağırlaştırdıkları oranda sözleşme hükümleri sayılırlar ve bunlara aykırı genel kurul kararları sözleşmeye aykırılık nedeniyle iptal ettirilebilirler.

Dürüstlük Kurallarına Aykırı Kararlar

Kanun ve esas sözleşme, anonim ortaklıkta çoğunluk ve azınlık çıkarlarını uzlaştırmak için çeşitli hükümler getirmiş olabilir. Ancak ne kanun ne de esas sözleşme, çoğunlukla azınlık arasında çıkacak bütün anlaşmazlıkları önceden görüp, bunları doyurucu bir şekilde düzenleyebilir. Bu nedenle, genel kurulda alınacak kanun ve sözleşme hükümlerine şeklen uygun bir kararla, çoğunluğun yetkilerini kötüye kullanarak azınlığın ve bireysel pay sahiplerinin haklı çıkarlarını zedelemesi mümkündür. Bu tür genel kurul kararlarının iptal davası ile yaptırımlandırılması, anonim ortaklıklarda pay sahibinin haklarını korumada çok etkili bir araçtır. Kanun ve sözleşme hükümlerine uygun bir kararın iptali istisnai bir anlam taşır. Böyle bir kararın dürüstlük kurallarına aykırılık nedeni ile iptal edilebilmesi için ortada ciddi sebepler olmalı ve karar iptal edilmediği takdirde pay sahiplerinin çıkarları ciddi tehlikeyle karşı karşıya kalmalı veya böyle bir olasılık bulunmalıdır.
İptal Davası Açmaya Yetkili Kimseler
İptal davası açmaya yetkili olanlar pay sahipleri, organ olarak yönetim kurulu, birey olarak yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerdir.
Pay Sahipleri
İptal davası açma bakımından pay sahipleri üç büyük gruba ayrılır.

Toplantıda Hazır Bulunan Pay Sahipleri

Toplantıda hazır bulunan pay sahipleri ancak karara karşıt kalmış ve durumu tutanağa geçirtmiş iseler veya oylarını kullanmalarına haksız yere izin verilmemiş ise dava açma hakkına sahiptirler. Pay sahibi, kararın oluşumunda oy hakkından yoksun olsa bile, muhalefetini tutanağa geçirterek iptal davası açabilir. Oy hakkından yoksunluk sırf kararın doğması bakımından önem taşır. Oy hakkından yoksun bulunan pay sahibinin muhalefeti haksız yere tutanağa geçirilmezse, yine dava hakkı vardır. Dava hakkının doğumu için, karara karşıt oy vermiş olmak yetmez, karşıtlığın açık olarak tutanağa geçirilmiş olması gerekir.

Toplantıda Hazır Bulunmayan Pay Sahipleri

Toplantıya katılmayan pay sahipleri, sadece toplantıya çağrının usulüne uygun yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmediğini iddia ettikleri takdirde iptal davası açabilirler. Doğal olarak davanın dinlenmesi için, önce iddia edilen aksaklıkların gerçekleştiğinin kanıtlanması gerekir.

Toplantıya Katılsın Katılmasın Tüm Pay Sahipleri

Toplantıya katılsın katılmasın tüm pay sahipleri kanun gereğince, toplantıya katılmaya yetkili olmayan kimselerin katılıp, oylarını kullanmaları halinde iptal davası açabilirler. Ancak, bu katılım, karar alınmasında etkili olmamışsa dava reddolunur.
Yönetim Kurulu
Yönetim kurulu, genel kurul kararlarına karşı koşulsuz olarak iptal davası açma yetkisine sahiptir. Yönetim kurulu, genel kurul kararını kanuna, sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı görüyorsa, bu kararı uygulamanın sorumundan kurtulmak için iptal davası açmak zorundadır.

Yönetim Kurulu Üyeleri ve Denetçiler

Yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler ancak genel kurul kararının uygulanmasından kişisel sorumları doğacaksa tek başlarına iptal davası açmaya yetkilidir.

İptal Davasında Davalı

İptal davasında davalı, anonim ortaklık tüzel kişiliğidir. Davada ortaklığı kural olarak yönetim kurulu organ sıfatı ile temsil eder. Ancak, iptal davası yönetim kurulu tarafından açılmışsa, ortaklığı denetçiler temsil eder. Denetçiler de davacı iseler, ortaklık mahkemece atanacak bir kayyım tarafından temsil olunur. Yönetim kurulu üyelerinden biri veya birkaçı davacı ise, diğer üyelerin temsil yetkisi bulunmak kaydı ile ortaklık yine yönetim kurulu tarafından temsil olunur. Karar yönetim kurulunun azline ilişkin ise, ortaklık yeni yönetim kurulunca temsil olunur.

İptal Davası Açma Koşulları

Bir Genel Kurul Kararının Varlığı

İptal davasının söz konusu olabilmesi için ilk koşul, sakat da olsa bir genel kurul kararının varlığıdır. Karar doğmamışsa veya yoklukla sakatsa, iptali de söz konusu değildir.

Yetkili Mahkeme

Yetkili mahkeme ortaklık merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.

Dava Açma Süresi

Dava açma süresi kararın alındığı tarihten itibaren 3 aydır.

Güvence

İptal davası açılması, davacılar tarafından bir güvence verilmesi şartına bağlı değildir. Ancak, mahkeme ortaklığın talebi üzerine ortaklığın olası zararına karşılık olarak davacıların bir miktar güvence göstermelerine karar verebilir.

İlan

İptal davasının açılması ile duruşmanın yapılacağı günün yönetim kurulu tarafından ilan olunması gerekir.

Usule İlişkin Hükümler

Birden fazla iptal davası açılmış ise, bunlar birleştirilir. Bu nedenle 3 aylık süre geçmeden açılan davaların görülmesine başlanamaz.

İptal Davası Açılmasının Karar Üzerindeki Etkisi

İptal davası açılması genel kurul kararının geçerliliğini etkilemez. Karar uygulanabilir. Ancak mahkeme kararın uygulamasının ertelenmesine karar verebilir.

Hüküm

Mahkeme, genel kurul kararının kanun, sözleşme veya dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu saptarsa, kararı iptal eder. Mahkeme iptal edilen karar yerine yeni bir karar getiremez, yeni karar alma yetkisi yine genel kuruldadır. Yönetim kurulu, kesinleşen iptal kararını derhal ticaret siciline kaydettirmeye zorunludur.
Yönetim Kurulunun Organ Niteliği
Yönetim kurulu, anonim ortaklığın kanunla öngörülmüş zorunlu bir organıdır. Anonim ortaklık yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil edilir. Yönetim kurulu bu görevini kurul halinde yerine getirir. Yönetim kurulu, anonim ortaklığın yönetim ve temsilinde işletme sahibi gibi görev yapar.
Yönetim Kurulu Üyelerinin Seçim Şekilleri

Kural

Anonim ortaklıkta organları, dolayısıyla yönetim kurulunu seçme yetkisi, genel kuruldadır. Ancak bu kuralın zorunlu bazı istisnaları vardır.
İstisnalar

Sözleşme İle Atama

Kuruluş sırasında yönetim kurulu üyeleri sözleşme ile atanabilir. Ani kuruluşta, yönetim kurulu üyelerinin sözleşme ile atanması zorunlu dur.

Kamu Tüzel Kişilerinin Temsilci Seçmesi

Sözleşmede bu konuda hüküm bulunmak ve konusu kamu hizmeti ile ilgili olmak kaydı ile, anonim ortaklıkta pay sahibi olmasalar dahi, kamu tüzel kişileri, sözleşmede öngörüldüğü şekilde, yönetim kuruluna üye atayabilirler.
Yönetim Kurulunun Üye Seçmesi
Görev yapmakta olan yönetim kurulu üyelerinden birisinin, herhangi bir nedenle bu sıfatı son bulmuşsa, boşalan yere yönetim kurulu, yasal şartlara sahip bir kişiyi geçici olarak seçip, toplanacak ilk genel kurulun onayına sunar. Genel kurul atamayı onaylarsa, bu kişi, yerine seçildiği kişinin görev süresini tamamlar, onaylamazsa, genel kurul kendisi bir üye seçer.
Genel Kurulca Yönetim Kurulu Üyesi Seçimi
Yönetim kurulu üyelerinin genel kurulca seçimi, kanun ve esas sözleşme hükümleri uyarınca olur.
Seçilecek Üye Sayısı
Anonim ortaklıkların esas sözleşme ile belirlenmiş veya genel kurulca seçilmiş en az 3 kişiden oluşan bir yönetim kurulu bulunur, demek sureti ile yönetim kurulu üye sayısını en az 3 kişi olarak belirlemiştir. Sözleşme ile bu sayı çoğaltılabileceği gibi, üçten az olmamak üzere bir alt ve üst sınır belirlenerek bu sınırlar arasında, ortaklığın gereksinimine göre değişen sayıda yönetim kurulu üyesi seçimi mümkün kılınabilir. Kamu tüzel kişileri tarafından gönderilen temsilciler, seçilmesi gerekli üye sayısını etkilemez.
Görev Süresi
Yönetim kurulu üyeleri, en çok 3 yıl için seçilebilirler. Esas sözleşmede aksine hüküm yoksa, tekrar seçilebilirler. Bu hüküm kamu tüzel kişilerinin temsilcileri için geçerli değildir. Yönetim kurulu üyelerinin hep birden değiştirilmesine engel olmak üzere, esas sözleşme ile her yıl, üyelerin belirli bir oranının yeniden seçileceği kararlaştırılabilir.
Seçilme Ehliyeti
Yönetim kurulu üyesi olmak için kanun bazı nitelikler aradığı gibi, sözleşme ile de bu konuda hükümler getirilebilir. Ayrıca, bazı tür anonim ortaklıklarda yönetim kurulu üyelerinde özel nitelikler aranabilir.
Kanun Hükümleri
• Gerçek Kişilik: Yönetim kurulu üyesi seçilebilmenin ilk koşulu, gerçek kişi olmaktır. Tüzel kişiler yönetim kurulu üyesi olamazlar, ancak, kendi temsilcilerini genel kurulda üye seçtirebilirler. Özel hükümler gereğince bazı kişiler anonim ortaklık yönetim kurulu üyesi seçilemezler. Devlet Memurları Kanununda, Noterlik Kanununda bu konuda hükümler vardır. Bunlar yönetim kurulu üyesi seçilirlerse seçim geçerli olup, haklarında kendi yasalarında öngörülen yaptırımlar uygulanır. Ortaklık denetçiliği sıfatı ile yönetim kurulu üyeliği sıfatı aynı kişide birleşmez. Yönetim kurulu üyeliğine seçilip bunu kabul eden denetçinin denetçilik görevi kendiliğinden sona erer.
• Pay Sahipliği: Yönetim kurulu üyeliğine seçilmek için, anonim ortaklıkta pay sahibi olmak zorunlu değildir. Ancak, pay sahibi olmayan bir kişi, yönetim kurulu üyesi seçilmiş ise, ortaklıkta pay sahibi olmadan göreve başlayamaz. Tüzel kişi temsilcisi olarak yönetim kurulu üyesi seçilenin de pay sahibi olması gerekmez. Tüzel kişinin pay sahibi olması yeterlidir.
Tek bir paya sahip olma, pay sahibi olma koşulunun yerine getirilmesi için yeterlidir.

Ortaklık Sözleşmesi Hükümleri

Ortaklık sözleşmesi ile yönetim kurulu üyelerinde bazı ek nitelikler aranabilir. Örneğin, banka yönetim kuruluna seçilebilmek için, bankacılıkta en az belirli bir süre uğraşmış olmak koşulu ortaklık sözleşmesi ile öngörülebilir.

Seçimin Yapılma Biçimi

Seçim, genel kurul tarafından yapılır. Bu nedenle genel kurulun usulüne uygun olarak toplanması ve gündemde seçim maddesinin bulunması şarttır. Genel kurul, yönetim kurulu üyelerini mevcut üyelerin mutlak çoğunluğuyla seçer. Karar iptal edilebilir olsa bile, iptal kararı verilinceye kadar yapılan seçim geçerlidir. Ancak, mahkeme, gerekli görürse, kararın uygulanmasını erteleyebilir.
Bir anonim ortaklıkta pay sahibi olan K kollektif ortaklığı, yapılacak genel kurul toplantısında yönetim kuruluna girmeyi amaçlamakta, ancak mevcut yönetim kurulu üyeleri, tüzel kişilerin yönetim kuruluna seçilemeyeceğini belirtmektedirler. K kollektif ortaklığı yönetim kurulu üyesi seçilebilecek midir? Hayır seçilemeyecektir, çünkü tüzel kişiler anonim ortaklıkta yönetim kurulu üyesi seçilemezler. Buna karşılık kollektif ortaklık, bir gerçek kişiyi temsilcisi sıfatıyla yönetim kurulu üyeliğine seçtirme imkanına sahiptir.

Pay Senedi Tevdi Zorunluluğu

Yönetim kurulu üyeleri seçildikten sonra, göreve başlayabilmek için görevlerinden doğan sorumlarına karşı güvence olarak, 5 Kuruş nominal değerde pay senedini ortaklığa rehin olarak teslim etmek zorundadırlar. Teslim edilen pay senetleri üyenin genel kurulca aklanmasına kadar başkasına devredilemez ve ortaklıktan geri alınamaz. Pay senetlerinin mutlaka yönetim kurulu üyesi tarafından teslim edilmesi şart değildir. Yönetim kurulunun onayı ile üçüncü bir kişi tarafından da teslim edilebilir. Tüzel kişi temsilcisi için pay senetleri tüzel kişi tarafından teslim edilir. Kamu tüzel kişilerinin gönderdikleri yönetim kurulu üyeleri için böyle bir zorun yoktur.
Tescil ve İlan
Yönetim kurulu üyesi sıfatını kazanan kişilerin ticaret siciline tescil ve ilanı gereklidir. Tescil, yönetim kurulu üyesi sıfatının kazanılması için şart değildir. Ancak iyiniyet sahibi üçüncü kişiler bakımından üyelik sıfatı tescil ile doğar. Buna karşılık pay sahibi ile ortaklık arasındaki ilişkilerde yönetim kurulu üyeliği seçim ve bunun seçilen tarafından kabulü ile doğar.

Yönetim Kurulunun Görev ve Yetkileri

Kural olarak yönetim kurulu, görevlerini kurul halinde yerine getirir ve yetkilerini kurul halinde kullanır. Ancak, istinaen bazı hallerde, yönetim kurulu üyelerine tek başlarına görevler yüklenmiş veya üyeler tek başlarına harekete yetkili kılınmışlardır. Yönetim kuruluna bir kurul olarak yüklenen görevlerin başlıcaları, kanunun öngördüğü sınırlar içinde ortaklığı yönetme ve temsil, genel kurulu toplantıya çağrı, gündemin hazırlanması, defterleri tutma, bilançonun, kar ve zarar hesabının düzenlenmesi, esas sermayenin kısmen veya tamamen kaybolması halinde belirli işlemlerin gerçekleştirilmesi olarak sayılabilir. Buna karşılık, ortaklığın kuruluşunda yolsuzluk olup olmadığını inceleme, eski yönetim kurulu üyelerinin yolsuz işlemlerini denetçilere ihbar, kişisel sorumlulukları söz konusu olan hallerde genel kurul kararlarının iptalini dava, yönetim kurulu üyelerinin bireysel hak ve yükümleri arasındadır.

Yönetim Görev ve Yetkisi

Anonim ortaklık yönetim kurulu tarafından yönetilir . Bu yönetim görevi:
• Ortaklık işlerini çevirme,
• Pay sahipleri ile ortaklık arasındaki ilişkileri düzenlemeye yönelik kanun ve esas sözleşme hükümlerini yerine getirme, olmak üzere ikiye ayrılır.

Ortaklık İşlerini Çevirme

Yönetim kurulu, anonim ortaklıkta iş sahibi konumundadır. Ortaklık konusuna giren işlerin görülmesi, çevrilmesi, ticari ve teknik yönetim, yönetim kuruluna aittir. Sözleşmede aksine hüküm yoksa ortaklığın memur ve müstahdemlerini yönetim kurulu atar, bunlara emir ve talimat verir. Yönetim kurulu ortaklık adına ticari mümessil atamaya da yetkilidir. Ortaklık işlerinin görülmesi sırasında, yönetim kurulunun yönetim yetkisi, işletme konusu ile sınırlıdır. Anonim ortaklıkla ilgili temel işlemlerde yönetim yetkisi genel kuruldadır. Temel işlemlerle kasdedilen, anonim ortaklığın doğrudan doğruya kendisi ile ilgili iş ve işlemlerdir. Sözleşme değişikliği, sermaye arttırımı, fesih ve tasfiye kararı gibi konularda karar yetkisi genel kuruldadır. Yönetim hakları, yönetim kuruluna özgü olanlar dışında, esas sözleşmede hüküm bulunmak kaydı ile bir yönetim komitesine, bir murahhas üyeye veya bir murahhas müdüre devredilebilir. Yönetim kurulu, yönetim görevini alacağı kararlarla yerine getirir. Ancak, kanunun yönetim kuruluna yüklediği bazı görevlerin karar alınsın alınmasın yerine getirilmesi gerekir. Örneğin, gerekli defterlerin tutulması, genel kurul kararlarının tescil ve ilanı gibi. Pay Sahipleri ile Ortaklık Arasındaki İlişkileri Düzenleyen Kanun ve Esas Sözleşme Hükümlerinin Yüklediği Yönetim Görevlerini Yerine Getirme Yönetim kuruluna, ortaklıkla pay sahipleri arasındaki ilişkileri düzenlemeye yönelik kanun ve sözleşme hükümlerinin yüklediği diğer görevler arasında genel kurulları toplantıya çağrı, toplantıya katılacakların listesini hazırlama, nama yazılı payların devrinin pay defterine kaydı gibi görevler sayılabilir.

Yönetim Hakkının Kullanılması

Kural olarak yönetim kurulu, yönetim yetkisini kurul halinde toplanarak kullanır. Her yönetim kurulu üyesi, yönetim kurulunun toplantılarına katılmak ve oyunu vermek suretiyle yönetime katılır. Bu hem bir hak, hem bir görevdir ve bu görevin özürsüz yerine getirilmemesi üyenin sorumuna neden olur. Yönetim kurulunun toplanmadan da karar alması mümkündür. Ancak, toplanmadan karar alabilmek için içlerinden birinin önerisine, diğer bütün üyelerin yazılı onay vermesi gereklidir. Yönetim kurulu, her yıl üyeleri arasından bir başkan, bulunmadığı zaman ona vekalet edecek bir başkan yardımcısı seçer. Yönetim kurulu, işlerin gidişine bakmak, bütün önemli meseleler, özellikle bilançonun düzenlenmesi hakkında rapor vermek ve kararların uygulanmasına nezaret etmek üzere, üyelerden gereği kadar komite veya komisyon kurabilir. Bu komite veya komisyonların oluşturulması, yönetim haklarının bölünmesi veya terhisi (bırakılması) anlamına gelmez. Yönetim kurulu toplantı zamanları hakkında kanunda açık bir düzenleme yoktur. Yönetim kurulu toplantı zamanını saptamakta özgürdür. Yönetim kurulu toplantıya başkan, yoksa yardımcısı tarafından çağrılır. Üyeler, başkandan, kurulun toplantıya çağrılmasını isteyebilirler. Toplantı kural olarak ortaklık merkezinde yapılır. Gündemi, kurulu toplantıya çağıran başkan veya yardımcısı hazırlar, üyeler ve denetçiler de görüşülmesini istedikleri konuları gündeme aldırabilirler.

Toplantı ve Karar Yetersayıları

Sözleşmede aksine hüküm yoksa, toplantı yetersayısı, üye tam sayısının yarısının bir fazlasının toplantıda hazır bulunmasıdır. Karar yetersayısı, mevcut üyelerin çoğunluğudur. Ancak, sözleşme ile farklı yeter sayılar öngörülebilir. Üyeler oylarını bizzat kullanmalıdır. Temsil sureti ile oy verilemez. Kararların geçerli olması için tutanağa geçirilmesi ve tutanağı hazır bulunan üyelerin imzalaması şarttır. Karara karşıt kalanlar, sorumluluktan kurtulmak için karşıtlıklarını tutanağa yazdırıp imzalamalı ve durumu denetçilere bildirmelidirler.

Görüşmelere Katılma Yasağı

Yönetim kurulu üyeleri kendilerinin, altsoy ve üstsoy hısımlarından birinin, eşlerinin, üçüncü dereceye kadar kan ve civar hısımlarından birinin çıkarlarına ilişkin görüşmelere katılamazlar. Denetçiler, yönetim kurulu toplantılarına katılabilirler. Uygun gördükleri önerileri toplantı gündemine koydurabilmekle beraber, görüşmelere katılamazlar, oy verme hakları da yoktur.

Kararların Uygulanması

Yönetim kurulunun yetkisi içinde aldığı kararlar, ortaklık adına yapılacak iş ve işlemlerin dayanağını oluşturur. Kararların üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmesi için, bunların uygulanması gerekir. Yönetim kurulu kararları, ortaklığı temsile yetkili kişi veya kişilerce uygulamaya konulur.

Kanun ve Sözleşmeye Aykırı Kararlar

Kanun ve sözleşmeye aykırı kararlar, yönetim kurulu üyelerinin kişisel sorumlarını gerektirir. Toplantıya katılmayan üye dahi bu sorumdan kurtulamaz. Sorumdan kurtulmak isteyen üye, karara karşıt olduğunu tutanağa geçirtip imzalayarak durumu yazılı olarak denetçilere haber vermeli veya kurul toplantısına mazereti nedeniyle katılamamış bulunmalıdır.

Yönetim Haklarının Bölünmesi ve Terhisi (Bırakılması)

Bölünme

Sözleşmede hüküm bulunması kaydı ile, yönetim hakları yönetim kurulu üyeleri arasında bölünebilir.Örneğin, bir üyenin ticari, diğerinin sınai, üçüncüsünün mali konularda yönetim hakkına sahip olacağı kararlaştırılabilir. Ancak bölünme yapılacaksa, bunun nasıl yapılacağı sözleşmede açıklanmalıdır. Bölünme, sözleşmede hüküm bulunması kaydı ile komite ve komisyonlar kurularak da yapılabilir. Sözleşme hükmüne dayanarak bölünme yapılmışsa, her üye kendisine düşen yönetim görevinden sorumlu olur. Yönetim kurulu üyeleri, esas sözleşmede hüküm bulunmaksızın, yönetim haklarını aralarında fiilen bölmüşler ise, yetkili kılınanın aldığı karardan tüm üyelerin sorumu söz konusudur.

Terhis

Sözleşmede hüküm bulunması kaydı ile, yönetim işlerinin tümü veya bazıları genel kurul veya yönetim kurulu kararı ile yönetim kurulu üyesi bulunan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zorunlu bulunmayan müdürlere bırakılabilir. Bu takdirde, terhis gerçekleştiği oranda yönetim kurulu yönetim yetkisini kaybeder, üyelerin sorumu da o oranda kalkar. Murahhas üye veya murahhas müdürler kendilerine bırakılan konularda, deyim yerinde ise yönetim kurulu yerine geçerler, yönetim kurulunun yetki ve sorumları onlara ait olur. Murahhas üye veya müdürlerin azli ancak genel kurul kararı ile gerçekleşir. Yönetim haklarının tümü murahhas üyeye veya müdüre devredilse bile, Türk Ticaret Kanununun yönetim kuruluna özgü olarak belirlediği görevler bu organda kalır. Ortaklık işlerine nezaret ve bunları denetleme, bilançoyu düzenleme, ortaklık defterlerini tutma gibi

Temsil Yetkisi

Anonim ortaklık, iç ve dış ilişkide yönetim kurulu tarafından temsil olunur. Yönetim kurulu ortaklığın yönetim organı olduğu kadar temsil organıdır. Genel kurul, ortaklığı ancak istisnai durumlarda, Örneğinorganların seçiminde, denetçiler ve yönetim kurulu üyelerine karşı sorum davası söz konusu olduğunda temsil eder. Tasfiyede ortaklığı temsil yetkisi tasfiye memurlarındadır.

Birlikte Temsil Kuralı

Anonim ortaklığın temsilinde, temsil yetkisinin kurul olarak yönetim kuruluna ait olduğu açıklanmış olmakla beraber , bu yetkinin kullanılmasında birlikte temsil esasını öngörmüştür. Maddeye göre, anonim ortaklık adına düzenlenecek belgelerin geçerli olması için, sözleşmede açıklık olmadıkça temsile yetkili olanların ikisinin imzası yeterlidir. Esas sözleşme ile temsil yetkisinin kullanılmasında tek başına temsil esası kabul edilebileceği gibi, ikiden çok imza da aranabilir. Hatta, yönetim kurulu üyelerinin tümünün imzalaması da şart kılınabilir.

Temsil Yetkilerinin Bölünmesi ve Terhisi

Bölünme

Yönetim hakkı gibi, temsil yetkisi de, sözleşmede hüküm bulunması kaydıyla, yönetim kurulu üyeleri arasında bölünebilir. Bu bölünme yer ve içerik bakımından söz konusu olabilir.

Yer İtibariyle Bölünme

Temsil yetkisinin yönetim kurulu üyeleri arasında yer itibariyle bölünmesi, tescil ve ilan edilmiş ise, üçüncü kişilere karşı hüküm ifade eder. Böylece yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisi merkez veya belirli bir şube ile sınırlanabilir.

İçerik İtibariyle Bölünme

Temsil yetkisi içerik itibariyle bölünebilirse de, bu bölünme tescil ve ilan edilemez. Zira yer itibariyle bölünme ve birlikte temsilden başka, temsil yetkisine konulan sınırlamalar üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez. Bu iyiniyet, her nasılsa yapılan tescil ve ilan ile ortadan kaldırılamaz. Çünkü sicilin işlevi gereği, tescil ve ilanı gerekli olmayan bir hususun tescil ve ilan edilmiş olması üçüncü kişilerin iyiniyetini kaldırmaz. Üçüncü kişinin iyiniyeti ancak bu kişinin sınırlamayı bildiği kanıtlanarak ortadan kaldırılabilir.

Terhis

Temsil yetkisi, murahhas üyelere ve pay sahibi olması zorunlu olmayan müdürlere terhis edilebilir. Bunun için esas sözleşmede hüküm bulunması şarttır. Böyle bir hükümle terhis yetkisi, genel kurul veya yönetim kuruluna dahi bırakılabilir.

Yönetim Kurulunun Durumu

Temsil yetkisi, pay sahibi olmayan murahhas müdürlere terhis ediliyorsa, yönetim kurulunun en az bir üyesine temsil yetkisi verilmesi zorunludur.

Temsil Yetkisinin Sınırları

Temsil yetkisinin sınırı, ortaklığın hak ehliyetinin sınırıdır. Hak ehliyetinin dışında, ortaklık hukuki bir varlık olarak yoktur ve olmayan bir varlığın bir hakkı kullanması söz konusu olamaz. Bu nedenle temsil yetkisinin ilk sınırını, esas sözleşmede yazılı işletme konusu oluşturur. İşletme konusu dışında yapılan bir sözleşme, ortaklığı bağlamaz. Anonim ortaklık istese de bu sözleşme ile bağlı olmadığı gibi, karşı taraf da bağlı olmaz. Yapılan işlem yoklukla sakattır. Bu işlemin mutlaka yapılması isteniyorsa, ortaklık sözleşmesinin buna olanak verecek şekilde değiştirilmesi, bunu izleyerek işlemin tekrar yapılması gerekir. Bu bakımdan üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmamasının önemi yoktur. Daha doğru bir deyişle, üçüncü kişinin tescil ve ilan edilmiş işletme konusu dışında kalan bir işlem için iyiniyet iddiası söz konusu olamaz. Temsil ve yönetim konusunda yetkili olanların, görevlerini gerçekleştirdikleri sırada işledikleri haksız fiillerden anonim ortaklık sorumludur. Ancak ortaklığın fiili gerçekleştirene rücu hakkı saklıdır.
Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Durumu, Görev, Yetki ve Hakları

Yönetim Kurulu Üyeleri İle Ortaklık Arasındaki İlişkinin

Hukuki Niteliği

Yönetim kurulu üyeleri ile ortaklık arasındaki ilişki, sözleşmesel bir ilişkidir. Genel kurulca seçim icap, göreve başlama kabul niteliğindedir. Ortaklıkla yönetim kurulu üyeleri arasındaki sözleşmenin türünü taraflar özgürce kararlaştırabilecekleri gibi, ortaklık sözleşmesinde de öngörülebilir. Özel bir hüküm yoksa veya taraflar başkaca kararlaştırmamışlarsa bu sözleşme, vekalet sözleşmesi olarak kabul edilmelidir.

Yönetim Kurulu Üyelerinin Ortaklığa Karşı Yükümleri

Özen Gösterme Borcu

Ticaret Kanunumuz, yönetim kurulu üyelerine, ortaklık işlerinin görülmesinde özen gösterme borcu yüklemiştir. Yönetim kurulu üyeleri, dikkatli, sağduyulu ve dürüst bir yöneticinin aynı koşullar altında seçeceği hareket biçimine uygun olarak ortaklık işlerine özen göstermelidir.

Sadakat Borcu

Yönetim kurulu üyeleri ile ortaklık arasındaki ilişki güvene dayanan ilişkidir ve bunun doğal sonucu da, yönetim kurulu üyesinin ortaklığa karşı sadakat borcudur. Yönetim kurulu üyeleri, ortaklığın ve pay sahiplerinin çıkarlarını kendi kişisel çıkarlarından önde tutmakla yükümlüdürler. Bu borcun bir sonucu olarak, yönetim kurulu üyesi, bu sıfatı ile öğrendiği ortaklığa ait sırları saklamakla da yükümlüdür.

Ortaklıkla Sözleşme Yapma Yasağı

Kural olarak yönetim kurulu üyeleri, anonim ortaklık ile kendisi ve bir başkası adına işlem yapamaz. Yasağa rağmen yönetim kurulu üyesi böyle bir işlem yapmış ise, ortaklık bu işlemle bağlı olmadığını iddia edebilir. Diğer taraf için böyle bir hak yoktur. Ancak, genel kuruldan izin alınırsa, ortaklıkla işlem yapma yasağı ortadan kalkar.

Ortaklıkla Rekabet Yasağı

Yönetim kurulu üyelerinin ortaklıkla rekabet yasağını düzenlemiş bulunmaktadır. Yönetim kurulu üyeleri ortaklık konusuna giren işleri kendileri ve başkaları adına yapamayacakları gibi, aynı çeşit ticaretle uğraşan bir ortaklığa sınırsız sorumlu ortak sıfatı ile de giremezler. Genel kurul rekabet yasağını, yönetim kurulunu seçerken veya daha sonra kaldırılabilir. Yönetim kurulu üyeleri bir başka ortaklığa sınırlı sorumlu ortak olarak katılabilirler, ancak müdürlük, yönetim kurulu üyeliği gibi işlemler, sadakat borcuna aykırılık oluşturur.

Yönetim Kurulu Üyelerinin Görevleri

Yönetime Katılma Görevi

Yönetim kurulu üyeleri yönetim kurulu toplantılarına haklı bir özürleri olmaksızın katılamamazlık edemezler. Aksi halde sorumlu olurlar. Alınan kararlarda sorumluluğu gerektiren bir hal görüyorlarsa, karşıt oy vermeleri, bunu tutanağa geçirtmeleri ve durumu yazılı olarak denetçilere bildirmeleri gerekir. Ancak, öngörülen konularda görüşmelere katılmaktan ve oy hakkından yoksundurlar, aksi takdirde sorumlu olurlar.

İnceleme Görevi

Yönetim kurulu üyelerinin inceleme görevine gelince, ilk yönetim kurulu üyeleri, kuruluş sırasında yolsuzluk olup olmadığını, pay sahiplerinin yaptıkları ödemelerin gerçek olup olmadığını incelemekle yükümlüdürler. Herhangi bir yolsuzluğa rastlarlarsa, durumu derhal denetçilere bildirmelidirler. Dağıtılan kar paylarının gerçekliğini, kanunen tutulması gereken defterlerin usulüne uygun olduğunu denetleme, yönetim kurulu üyelerine yüklenen diğer borçlardır. Yeni seçilen veya atanan yönetim kurulu üyeleri de kendilerinden önceki üyelerin belli olan yolsuz işlemlerini denetçilere derhal bildirmekle yükümlüdürler. Yönetim kurulu üyesi, ortaklığı yönetme ve temsil yetkisi kendisinden alınmış olsa dahi, inceleme görevini yerine getirmek zorundadır.

Yönetim Kurulu Üyelerinin Hakları

Yönetsel Nitelikte Haklar

Yönetim kurulu üyelerinin yönetim ve inceleme görevleri aynı zamanda haklarını oluşturur. Aksine bir düzenleme öngörülmemişse, her yönetim kurulu üyesi bir diğer üye ile birlikte ortaklığı temsil yetkisine sahiptir. Üyeler, yönetim kurulu toplantılarına katılmak, başkandan kurulu toplantıya çağırmasını istemek, gündeme görüşülmesini istedikleri maddeleri koydurmak hakkına sahiptirler. Yönetim kurulu üyeleri, uygulanması kendilerini sorumluluk altına sokacaksa, genel kurul kararlarının iptalini de dava edebilirler.

Mali Nitelikte Haklar

Huzur Hakkı

Aksine esas sözleşmede hüküm bulunmadığı takdirde, yönetim kurulu üyelerine her toplantı günü için ücret verilir. Bu ücrete, uygulamada yerleşmiş bir terimle, huzur hakkı denilir. Ancak, esas sözleşme ile huzur hakkı ödenmeyeceği öngörülmüşse, huzur hakkı alamazlar. Huzur hakkının miktarı esas sözleşme ile belirlenebilir. Belirlenmemişse, genel kurul tarafından belirlenir. Genel kurulun belirleyebilmesi için gündemde açıklık olmalıdır.

Ücret

Toplantı başına verilen huzur hakkı yanında, üyelere ayrıca aylık ücret ödenmesi de olanaklıdır. Huzur hakkı ödenmeksizin sadece aylık ücret de verilebilir. Ücret esas sözleşme ile belirlenmemişse, genel kurul tarafından belirlenir.

Kazanç Payı

Yönetim kurulu üyeleri, mesailerinin büyük bir kısmını ortaklık işlerine ayırmaktadırlar. Ortaklık kazancından bir miktar pay verilmekle, çalışma istekleri ve ortaklık işlerine ilgileri çoğaltılmış olur ki, bundan sonuçta ortaklık ve dolayısıyla pay sahipleri yararlanırlar.

İkramiye

Yönetim kurulu üyelerine, gördükleri işlerden, ortaklığı yönetme biçiminden genel kurulca memnun kalınırsa ödüllendirme niteliğinde ikramiye verilebilir. İkramiye bir bağış, ödüllendirme niteliğindedir, bir hak değildir. Genel kurul isterse ikramiye verir, isterse vermez.

Yönetim Kurulu Üyelerinin Sorumu

Zincirleme Sorum

Yönetim kurulunca temsil yetkisi kullanılıp, üçüncü kişilerle ortaklık adına girişilen işlem ve yapılan sözleşmelerden doğan haklar ile yüklenilen borç ve yükümler, anonim ortaklık tüzel kişiliğine aittir. Yönetim kurulu üyelerinin, yönetim ve temsil görevini gördükleri sırada üçüncü kişilere karşı işledikleri haksız fiilden dahi ortaklık sorumludur. Ancak bu kuralın istisnasız uygulanması anonim ortaklık için çok ağır sonuçlar doğurabilir. Anonim ortaklık iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı, ortaklık sözleşmesine ve genel kurul kararına aykırı olarak yapılan işlem ve sözleşmelerden sorumlu olduğu için, ortaklığın bu nedenle uğrayacağı zararlar nedeniyle yönetim kurulu üyelerine rücu edebilmesi en doğru yol olarak gözükmektedir. Yönetim kurulu üyelerinin görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla üçüncü kişilere karşı işledikleri haksız fiillerden ortaklık sorumlu olmakla beraber, bunlardan dolayı haksız fiil işleyenlere rücuhakkı da vardır.

Sorumun Dayanağı

Anonim ortaklık ile yönetim kurulu üyesi arasındaki ilişki sözleşmeseldir. Yönetim kurulunu bir kurul olarak değil, fakat yönetim kurulu üyelerini bireysel veya zincirleme olarak sorumlu tutmuştur. Bu sorumun dayanağı ise, ortaklıkla yönetim kurulu üyesi arasındaki sözleşmedir.

Sorum Halleri

Zincirleme sorumluluk halleri beş bent halinde düzenlenmiştir:
• Pay sahipleri tarafından yapılan ödemelerin doğru olmaması,
• Dağıtılan ve ödenen kar payının gerçek olmaması,
• Kanunen tutulması gereken defterlerin tutulmaması veya bunların düzensiz tutulması,
• Genel kurul kararlarının sebepsiz yerine getirilmemesi,
• Gerek kanun ve gerekse esas sözleşmenin kendilerine yüklediği diğer görevlerin bilerek veya ihmal sonucu olarak yapılmamasıdır.

Bireysel Sorum

Yukarıda belirlenen sorumluluk hallerinin sonuncusunda, görev, yönetim kurulu üyelerinden birine veya murahhas müdüre bırakılmışsa, sorumluluk ancak ilgili üyeye aittir, o işlemde zincirleme sorum söz konusu olmaz.. Keza, ortaklığın durumu hakkında her ne şekilde olursa olsun, yanlış kanı uyandıracak desiseler kullanarak veya gerçeğe aykırı beyanda bulunarak üçüncü kişileri aldatan yönetim kurulu üyesi de neden olduğu zarardan bireysel olarak sorumludur. Ortaklıkla işlem yapma yasağına veya rekabet yasağına aykırı hareket eden yönetim kurulu üyesinin sorumluluğu da bireyseldir. Yeni seçilen veya atanan yönetim kurulu üyeleri önceki üyelerin belli olan yolsuz işlemlerini denetçilere bildirmek zorundadırlar. Bu görevi yerine getirmezlerse, eski üyelerin sorumluluğuna bireysel olarak katılırlar. Ortaklığın işlerini gördükleri sırasında, yönetim kurulu üyelerinin işledikleri haksız fiillerden ortaklık sorumlu olmakla beraber, haksız fiili işleyen yönetim kurulu üyelerine rücu hakkı saklıdır. Bu rücu hakkından doğan sorumluluk bireyseldir...

Sorumdan Kurtulma

İster bireysel, ister zincirleme olsun, yönetim kurulu üyelerinin sorumunun dayanağı sözleşmeseldir. Bu nedenle, yönetim kurulu üyeleri, kusursuz olduklarını kanıtlamadıkça sorumludur. Özellikle zincirleme soruma neden olan işlemlerde üye karara olumsuz oy vermiş, durumu tutanağa geçirtip, denetçilere hemen yazılı olarak bildirmiş veya kararın alındığı toplantıya özrü nedeniyle katılmamışsa, sorum ortadan kalkar. Bireysel sorum hallerinde de kusurlu sorum esası yürürlüktedir.

Aklanma (İbra)

Yönetim kurulu üyelerinin ister bireysel, ister zincirleme olsun, sorumları genel kurulca aklanma ile sona erer. Bilançonun onanmasına ilişkin genel kurul kararı aksi öngörülmedikçe, yönetim kurulu üyeleri, müdürler ve denetçilerin aklanmasını sağlar. Bununla beraber, bilançoda bazı konular belirtilmemiş veya bilanço ortaklığın gerçek durumunun görülmesine engel yanlış birtakım hususları içermekteyse, bilançonun onayı yönetim kurulu üyeleri ile müdür ve denetçiler hakkında aklamayı gerçekleştirmez. Saklanan veya anlaşılmayan hususlar aklamanın dışında kalır. Aklama kararı genel kurulda olağan toplantı ve karar yetersayılarıyla alınır. Aklama kararına,sermayenin 1/10'unu temsil eden pay sahipleri olumsuz oy vermişlerse aklama gerçekleşmez, ortaklık tarafından sorum davası açılması gerekir.

Ortaklığın Dava Hakkını Kullanması

Ortaklık adına dava açma yetkisi genel kuruldadır. Esas sermayenin 1/10'unu temsil eden azınlık, dava açılmasını talep ederse, ortaklık tarafından yönetim kurulu üyesi aleyhine bu konuda bir genel kurur kararı varmış gibi sorum davası açılması gerekir. Davanın genel kurul tarihinden itibaren bir ay içinde açılması gerekir. Ortaklık adına dava açma yetkisi denetçilere aittir. Azınlığın oyu ile dava açılıyorsa, azınlık davayı yürütmek için bir vekil atayabilir. Denetçiler de yönetim kurulu ile beraber davalı iseler, bu takdirde ortaklığı temsil için kayyım atanması gerekir. Pay Sahiplerinin ve Ortaklık Alacaklarının Dava Hakkını Kullanması Yönetim kurulunun hatalı ve kasıtlı işlemleri nedeniyle anonim ortaklığa verdiği zarar, sonuçta anonim ortaklık malvarlığında eksilmeye yol açar. Bu eksilme, pay sahiplerinin ellerindeki paylarının değerinde düşmeye neden olabileceği gibi, ortaklık alacaklılarının alacaklarının garantisini oluşturan ortaklık malvarlığını da azaltır. Bu kişiler yönetim kurulu üyelerinin eyleminden dolaylı olarak zarar görmüş olurlar. Bu nedenle pay sahipleri ve ortaklık alacaklarının da sorum davası açabilmesine olanak vermiştir. Bu kişiler sorum davasını, ortaklığın yasal temsilcisi sıfatıyla açarlar ve mahkemece hükmedilecek giderim ortaklığa verilir. Sorum davasının, davacının kararı ve sorumlu olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl içinde açılması gerekir. Eylem cezayı gerektirip, ceza kanununa göre daha uzun bir zaman aşımı süresi varsa, giderim davasında da o zaman aşımı uygulanır.

Yönetim Kurulu Üyesi Sıfatının Sona Ermesi

Yönetim kurulu üyeliği, iflas, kısıtlanma, ağır hapis cezası veya sahtekarlık, güveni kötüye kullanma, hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarından mahkumiyet hallerinde sona erer. Yönetim kurulu üyeliği istifa etmekle de sona erer. Uygun olmayan zamanda istifa, ortaklığın bu yüzden uğradığı zararın giderimini gerektirir. Yönetim kurulu üyeliği azille de sona erer. Genel kurul yönetim kurulu üyelerini, gündemde açıklık olmasa dahi, her zaman azledebilir. Azlonulan yönetim kurulu üyesinin giderim talebine hakkı yoktur. Ortaklığın fesih ve infisahında üyelik son bulmaz, fakat yönetim ve temsil hakkı tasfiye için zorunlu bulunan ve fakat nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlıdır. Sözleşme veya genel kurul kararı ile ayrıca tasfiye memuru atanmamış ise, tasfiye işleri de yönetim kurulu tarafından yürütülür.
Anonim ortaklığın denetleme organı, denetçilerdir. Birden çok denetçiler bir kurul oluşturur. Denetleme organı daimi bir organdır. Görevi ortaklık işlerini denetlemek ve bunlara nezaret etmektir. Denetleme organı zorunlu bir organdır ve yokluğu bir fesih nedeni oluşturur.

Denetçi Sıfatının Kazanılması

Denetçileri seçme yetkisi esas olarak genel kurulda olmakla beraber, kanunda yazılı istisnai hallerde diğer organ ve makamlar tarafından da denetçi seçilebilir.

Kuruluşta Atama

Ani kuruluşta, ilk denetçi veya denetçilerin ortaklık sözleşmesi ile atanması zorunludur.

Denetçiler Kurulunun Denetçi Seçmesi

Denetçilerden birisi eksilirse, denetçilerden yarısından bir fazlası, genel kurulun ilk toplantısına kadar görev yapmak üzere birisini denetçi seçerler.

Mahkemece Denetçi Atanması

Denetçi bir kişi ise ve bu sıfatı sona ererse, genel kurulun ilk toplantısına kadar görev yapmak üzere pay sahiplerinden veya yönetim kurulu üyelerinden herhangi birisinin talebi üzerine, ortaklık merkezinin bulunduğu yer mahkemesi bir denetçi atar.

Özel Denetçi Seçimi

Genel kurul belirli bazı konuların incelenmesi ve denetlenmesi için gereği halinde özel denetçi seçebilir. Sermayenin 1/10'unu temsil eden pay sahipleri de, genel kurulda özel denetçi seçilmesini talep edilebilirler. Bu talep reddedildiği takdirde, özel denetçi seçilmesi için mahkemeye başvurabilirler. Genel kurulca özel denetçi seçimi için, bunun bir madde olarak gündemde yer alması zorunlu değildir.

Kamu Tüzel Kişilerinin Denetçi Ataması

Kamu tüzel kişileri, yönetim kuruluna temsilci gönderebilecekleri gibi, denetçi de seçebilirler.

Denetçi Seçilme Ehliyeti

Denetçi Sayısı

Anonim ortaklıklarda denetçi sayısı 5'ten çok olamaz. Bir tek denetçi de seçilebilir. Denetçi sayısı 1 ile 5 arasında esas sözleşme ile belirlenebilir.

Pay Sahipliği

Denetçi seçilebilmek ve göreve başlayabilmek için pay sahibi olmak zorunluluğu yoktur.

Uyrukluk

Denetçi sayısı bir ise onun, birden çok ise, yarıdan bir fazlasının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerekir.

Gerçek ve Tüzel Kişilik

Kanunda açık bir hüküm olmamakla beraber, kanunumuz sisteminde tüzel kişiler denetçi seçilemezler.

Denetçi Seçilme Engelleri

Denetçiler aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olamayacakları gibi, ortaklığın memuru ve müstahdemi dahi olamazlar. Görevi biten yönetim kurulu üyesi aklanmadıkça denetçiliğe seçilemez. Denetçi görevi sırasında yönetim kurulu üyeliğine seçilirse, denetçilik sıfatı kendiliğinden sona erer.

Görev Süresi

Denetçiler ilk defa bir yıl için kuruluş genel kurulu ve sonradan en çok 3 yıl için genel kurul tarafından seçilirler. Mahkemece veya diğer denetçilerce atanan denetçilerin görev süresi, ilk genel kurul toplantısına kadardır. Özel denetçilerin görev süresi, inceleme ve denetimleri için seçildikleri belirli konunun gerektirdiği süre ile sınırlıdır.Süresi biten denetçinin tekrar seçilmesi olanaklıdır.

Tescil ve İlan

Seçilen denetçiler, tescil ve ilan ettirilir. Tescil ve ilan yönetim kurulunca yaptırılır.

Denetçilerle Ortaklık Arasındaki Sözleşmenin Hukuksal Niteliği

Denetçi seçimi bir icap, görevi kabul de bir kabul niteliğindedir. İki taraf arasındaki sözleşme de kural olarak bir vekalet sözleşmesidir. Ancak taraflar bu sözleşmenin niteliğini özgürce kararlaştırabilirler.

Denetçilerin Görev ve Yetkileri

Görevin İfa Şekli

Birden çok denetçiler bir kurul oluştururlar. Bu madde, denetçilerin görevlerini bir kurul halinde yerine getirecekleri, kararlarını çoğunlukla alacakları yolunda anlaşılabilir .Görev ve yetkilerin bir kısmı nitelikleri gereği kurul olarak, bazıları ise bireysel olarak denetçilere verilmiştir.

Kurul Halinde Görev ve Yetkiler

Denetçiler, her yıl sonunda genel kurula, yönetim kurulunun düzenlediği bilançoya, diğer hesaplara ve dağıtılmasını teklif ettiği kazançlara ilişkin rapor vermekle yükümlüdürler. Bu raporun düzenlenmesinde kurul olarak hareket edilir. Ancak rapora karşıt olan denetçi, görüşünü raporda belirtebilir. Denetçiler, genel kurulu olağan veya olağanüstü toplantıya davet ederlerken, kurul olarak hareket ederler. Bir denetçinin eksilmesi halinde ilk genel kurul toplantısına kadar görev yapmak üzere denetçi seçiminde de kurul olarak hareket edilir.

Bireysel Olarak Yerine Getirilen Görevler

Yukarda belirtilen haller dışında, yasa ile kendilerine yüklenen görevlerin yerine getirilmesinde denetçiler bireysel olarak hareket ederler. Denetçilerin bireysel olarak yerine getirmekle yükümlü oldukları görevler, dört grupta incelenebilir.

Denetleme Görevi

• Ortaklık işlemleri hakkında bilgi edinmek ve gerekli kayıtların düzenle tutulmasını sağlamak amacıyla hiç olmazsa 6 ayda bir defa ortaklık defterlerini incelemek.
• 3 aydan fazla ara vermemek üzere sık sık ve ansızın ortaklık veznesini denetlemek.
• En az ayda bir defa ortaklık defterlerini inceleyerek, rehin veya güvence yahut ortaklık veznesinde saklanılmak üzere emanet olarak teslim olunan her tür kıymetli evrakın var olup olmadığını incelemek ve kayıtlara uygulamak.
• Esas sözleşmede pay sahiplerinin genel kurul toplantılarına katılmak için gerektiği bildirilen koşulların yerine getirilip getirilmediğini incelemek.
• Bütçe ve bilançoyu denetlemek.
• Ortaklığın kuruluşunda bir yolsuzluk olup olmadığını incelemek.
Denetleme hakkı, niteliği itibariyle pasif bir haktır. Denetçilere, sadece denetlenen konularda ortaklığın durumunu saptama yetkisi verir, bunları düzeltme yetkisi vermez.

Nezaret Görevi

Denetçiler yönetim kurulu üyelerinin kanun ve esas sözleşme hükümlerine tamamıyla uyup uymadıklarına nezaret etmekle de yükümlüdürler. Bu nedenle denetçiler yönetim kurulu toplantısına katılma yetkisine de sahiptirler.

Şikayetleri İnceleme Görevi

Her pay sahibi ortaklık hakkındaki şikayetlerini denetçilere iletebilir. Denetçiler bu şikayetleri incelemek ve herhangi bir yolsuzluğa rastlarlarsa bunu genel kurula bildirmek zorundadırlar. Gerekiyorsa genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırabilirler. Şikayet esas sermayenin 1/10'una sahip azınlık tarafından yapılmışsa, sonucu yıllık raporlarında bildirmek zorundadırlar.

Yönetim Hakkına İlişkin Görevler

Denetçilerin yönetim hakkına ilişkin görev ve yetkileri şu şekilde sıralanabilir:
• Yönetim kurulunun ihmali halinde, genel kurulu olağan ve gerektiğinde olağanüstü toplantıya çağırmak.
• Genel kurul ve yönetim kurulu gündemlerine, görüşülmesini istedikleri konuları eklettirmek.
• Pay sahibi olsun olmasın, genel kurul toplantılarında hazır bulunmak.
• Yönetim kurulu toplantılarına, görüşme ve oylamaya katılmadan izlemekle beraber, istisnai olarak bilançonun düzenlenmesinde yönetim kurulu üyeleri ile işbirliği yapmak.
• Gerektiğinde genel kurul kararlarına karşı iptal davası açmak.

Ortaklığı Temsil Yetkisi

Denetçilerin ortaklığı temsil yetkileri yoktur. Ancak, genel kurul kararlarının iptali yönetim kurulu tarafından talep edilmişse veya yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorum davası açılmışsa, ortaklığı davacı olarak temsil ederler.

Denetçilerin Görev Sınırlarının Genişletilmesi ve Daraltılması

Denetçilerin Ticaret Kanunumuzun değişik maddelerinde düzenlenen görev ve yetkileri, denetçilik görevi ile bağdaşmak kaydı ile genişletilebilir. Buna karşılık denetçilere kanunla verilmiş olan görevler, daraltılamaz.
Denetçilerin Görevlerini Yerine Getirmede Özen Borçları ve Sorumları

Özen Gösterme Borcu

Denetçilerle, anonim ortaklık arasındaki ilişki, vekalet veya hizmet sözleşmesinden kaynaklandığına göre, denetçilerin özen gösterme borcunda, işçinin nesnel özen gösterme borcu ölçüsünü kullanmak gerekir.

Sadakat Borcu

Denetçiler ortaklığa sadakatle yükümlüdürler, görevleri gereği öğrendikleri ortaklık sırlarını genel kurula dahi bildiremezler. Buna karşılık görevlerini yerine getirirken öğrendikleri yolsuzlukları derecesine göre ya yıllık raporda göstermek veya genel kurulu toplantıya çağırarak açıklamakla yükümlüdürler.

Sorum

Denetçiler, kanun ve esas sözleşme ile kendilerine yüklenen görevleri hiç veya gereği gibi yerine getirmemelerinden doğan zarardan, kusursuz olduklarını kanıtlamadıkça, zincirleme olarak sorumludurlar. Denetçilere bireysel olarak yüklenmiş görevlerin yerine getirilmesinden doğan sorum bireyseldir. Sorum ortaklığa, pay sahiplerine ve ortaklık alacaklarına karşı söz konusu olur.

Denetçilik Görevinin Sona Ermesi

Denetçilik görevi, sürenin dolması, istifa ve azil ile sona erer. Süresi biten denetçi tekrar seçilebilir. Anonim ortaklığın fesih ve tasfiyesi denetçilerin görevlerine son vermez. Tersine denetçiler tasfiye sırasında tasfiye işlemlerine nezaretle yükümlüdürler.

Payın Hukuksal Niteliği

Anonim ortaklıkta pay, esas sermayenin eşit miktarlara bölünmüş bir kısmını oluşturur ve ortaklıkta bir ortaklık mevkiini temsil eder. Paya kim sahip ise, ortak da odur. Başka bir deyişle, ortak sıfatı paya göre belirlenir. Bu nedenle, payı, sahibinin kişiliğinden ayrı, soyut bir ortaklık mevkii olarak nitelendirmek doğru olur. Türk Hukukunda her payın, sermayenin belli bir oranını temsil eden bir nominal değeri bulunması gerekir. Bu miktar en az bir Yeni Kuruştur ve ancak birer Yeni Kuruş olarak yükseltilebilir. Payların nominal değerlerinin toplamı ortaklık sermayesine eşit olmalı ve sözleşmede ortaklıktaki pay adedi ile türünün gösterilmesi gerekmektedir. Hukukumuzda paylar, kıymetli evrak niteliğinde, nama ve hamile yazılı olabilen pay senetlerinde somutlaştırılır. Pay senedi çıkmadan önce de pay vardır, senet çıkınca hakla senet birleşir ve bir daha birbirinden ayrılmaz.

Pay Sahipliği

Pay Sahibi Sıfatının Kazanılması

Paylar ortaklığın kuruluşunda veya sonradan sermaye artırımında aslen, payı sahibinden devir almakla da devren kazanılır. Ancak ortaklığın tescilinden önce payların devri ortaklığa karşı hükümsüzdür. Kural olarak, paya gerçek veya tüzel her kişi sahip olabilir ve anonim ortaklıkta ortak sıfatını kazanabilir. Payın devri ile bu sıfat son bulur. Ancak her kural gibi, bu kuralın da kanun veya esas sözleşmeden doğan veya doğabilecek istisnaları vardır.
Kanundan Doğan İstisna

Payın Ortaklıkça Edinilmesi

Anonim ortaklık kendi hisse senetlerini edinemez, edinirse, bu hükümsüzdür. Böyle bir davranış sermayeyi iade anlamına geleceğinden ortaklık alacaklılarına zarar verebilir. Ancak kanun yapıcı bu istisnayı yumuşatmış, bazı hallerde payların ortaklıkça edinilmesine izin vermiştir. Ortaklığın kendi paylarını edinmesi ancak, esas sermayenin azaltılmasına ilişkin bir karar gereği ise, bir malvarlığının bütün halinde mal edinilmesi sebebiyle ise, esas sözleşmede ortaklık konusuna giriyorsa, sermaye yükümünden başkaca bir ortaklık alacağını tahsil amacı ile alınmışsa, edinme karşılıksız ise olanaklıdır. Edinme esas sermayeyi azaltmak yolundaki karar gereği gerçekleşmişse pay senetlerinin derhal yok edilmesi, diğer hallerde ise, ilk fırsatta tekrar elden çıkarılması gerekir. Ortaklıkça devralınan bu paylar, ortaklığın mülkiyetinde kaldığı sürece genel kurulda temsil edilmezler ve oy hakkı vermezler. Pay senetlerinin yok edilme işleminin yönetim kurulu tarafından yapılması ve bu konuda bir tutanak tutulması gerekir.

Esas Sözleşme İle Öngörülebilecek İstisnalar

Pay Sahipliğinin Belli Koşullara Bağlanması

Pay sahipliği sıfatının kazanılması, sözleşmede öngörülen belirli niteliklerin pay sahibinde bulunması koşuluna bağlı kılınabilir. Örneğin pay sahibi olmak T.C. vatandaşı olmak, eczacı olmak gibi özel niteliklerin varlığı koşuluna bağlanabilir. Pay sahipliğinin aslen kazanılmasında, pay sahiplerinde istenilen özellikleri aramak ve ancak bu niteliklere sahip olanları pay sahipliğine kabul etmek olanaklıdır. Pay sahipliğinin devren kazanılmasında da, yine ancak belirli niteliklere sahip olan kimselerin ortak olmalarını sağlamak için, payların devri yönünden sözleşmeye kısıtlayıcı kayıtlar koymak olanaklıdır.

En Az Pay Sahibi Sayısı

Pay sahipliğinin rol oynadığı diğer bir istisna da, anonim ortaklığın kuruluşunda ve yaşam süresince en az 5 pay sahibinin bulunmasının zorunlu olmasıdır. Anonim ortaklıkta gerçek pay sahibi sayısı beşten aşağıya düşerse, bir fesih sebebi doğar. Kanundaki 5 gerçek pay sahibi deyiminden ortaklıkta en az 5 gerçek kişinin pay sahibi olmasını değil, fakat gerçekten pay sahibi olma niyeti taşıyan 5 ortağın bulunmasını anlamak gerekir.

Payların Bölünmezliği İlkesi

Anonim ortaklıkta bir kişi birden çok paya sahip olabilir ve kaç paya sahipse ortaklıkta o kadar ortaklık mevkiine sahip olur. Buna karşılık, bir pay ortaklığa karşı bölünmez bir bütündür. Bu nedenle bir paya birden çok kişi birlikte sahip olursa, bu kişiler ayrı ayrı ortak sıfatını elde etmez. Bu kişiler ortaklıktan doğan haklarını ancak bir temsilci aracılığı ile kullanabilirler.

Pay Sahibinin Asli Borcu

Pay sahibinin asli borcu, ortaklığa olan sermaye borcunu yerine getirmektir. Bu borç yükümlendiği payla sınırlıdır. Nakdi sermaye yükümünde pay sahibi, yükümlendiği payın nominal değerini ve sözleşmede öngörülmüş veya genel kurulca kararlaştırılmışsa çıkarma primini ödemekle yükümlüdür, bundan başka bir şey ödemeye zorlanamaz. Nakidden başka sermaye yükümünde, bir defa sermaye konuldu mu, pay sahibinin yüküm ve sorumu sona erer. Pay sahibi sermaye yükümünü yerine getirdikten sonra, kendi rızası olmaksızın hiçbir şekilde yeni yükümlere zorlanamaz. Anonim ortaklığın en önemli ilkelerinden biri budur.

Asli Borcun İfası

Nakit Sermaye Yükümlerinde İfa Zamanı

Esas sermayeyi oluşturan payların muvazaadan arınmış olarak tamamen yükümlenilmiş olması şarttır. Sermayenin ödeme şekil ve koşulları, varsa çıkarma primi sözleşmede gösterilmiş olmalıdır. Ödeme şekil ve koşulları, vadeler ve taksitler gösterilerek ayrıntılı olarak sözleşmede düzenlenmiş olabileceği gibi, bunların saptanması genel kurul veya yönetim kurulunun yetkisine bırakılarak, genel bir düzenleme de yapılabilir. Yetki genel kurul veya yönetim kuruluna bırakılmışsa, vade bu organlar tarafından saptanır ve ödeme ilan yolu ile istenir. Vadede talep edilen yükümü yerine getirmeyen pay sahibi, ayrıca ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit olur.

Temerrüdün Sonuçları

İfa Davası

Ortaklık, sermaye borcunun ifasını pay sahibinden icra takibi veya dava yolu ile isteyebilir. Ortak ayrıca, vadeden itibaren temerrüt faizi ödemekle de yükümlüdür. Ortaklığın zararı temmerrüt faizini aşıyorsa, ortak bu zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak giderim istenebilmesi için sadece vadenin gelmiş olması yeterli değildir, ayrıca ortağa ihbarda bulunmak zorunludur. Sözleşmede öngörülmüş ise pay sahipleri temerrüt halinde cezai şart dahi ödemek zorundadırlar.

Ortaklıktan Çıkarılma

Sermaye borcunu yerine getirmeyen pay sahibini ortaklık, yaptığı kısmi ödemelerden doğan haklarından yoksun kılmaya ve kendisini ortaklıktan çıkarmaya yetkilidir. Bu yetkinin kullanılabilmesi için mütemerrit ortağa taahhütlü mektupla, bir ay içinde borcunu ödemediği takdirde haklardan yoksun kılınacağı ve ortaklıktan çıkarılacağı ihtar edilmelidir. Ortak bir aylık süre sonunda borcunu ödemez ise, yönetim kurulu çıkarma kararı alır. Ortaklıktan çıkarılan pay sahibi, o ana kadar yapmış olduğu kısmi ödemelerden yoksun kılınacağı gibi, sermaye yüklenimine karşı yaptığı ödemeleri de geri alamaz. Pay sahibinin çıkarılması ile boş kalan pay mevkii ilk fırsatta yeni pay sahibi alınarak doldurulur. Ortaklıktan çıkarılan pay sahibine pay senedi verilmiş ise, yönetim kurulu bunları iptale yetkilidir.

Paradan Başka Sermaye Yükümlerinde

Sermaye olarak paradan başka ekonomik değerler yükümlenilmişse, anonim ortaklık tüzel kişilik kazanmakla, taşınır mallar üzerinde tasarruf ve mülkiyet hakkını, taşınmaz mallar ve diğer ayni haklar üzerinde bunların kendi adına tescilini talep hakkını kazanır. Mülkiyet hakkı malike eşya üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunmak yetkisini verir. Malik malından yararlanabileceği gibi, onu kullanabilir veya tüketebilir. Mülkiyet hakkının kapsamını oluşturan kullanma, yararlanma ve tüketme haklarından bir veya ikisi, mülkiyetin kapsamından ayrılarak, üçüncü kişilere verilebilir. Bu gibi hallerde sınırlı ayni haklar söz konusu olur.

İkincil Yükümler

Pay senetlerinin devri ortaklığın onayına bağlı olan hallerde, esas sözleşme ile pay sahiplerine sermayeye katılım borcundan başka belirli zamanlarda tekrarlanan ve konusu para olmayan yükümler öngörülebilir. İkincil yükümünü yerine getirmeyen ortaktan giderim istenebilir, ancak ortaklıktan çıkarılamaz. Bu ikincil yükümlere örnek olarak, anonim ortaklık tarafından işletilen şeker fabrikasına, ortakların belli bir miktar şeker pancarını bedeli karşılığında teslim etmeleri gösterilebilir. İkincil yükümlerle güdülen amaç, ortaklığa yeni sermaye yatırımı yapmak değil, ortaklığın konusunu gerçekleştirmek için gereksinim duyduğu ham maddeyi güvence altına almaktır.
Pay sahibinin hakları, çeşitleri bakımından mali ve kişisel, kullanılış biçimi bakımından çoğunluk, azınlık, bireysel ve müktesep haklar olmak üzere ayrımlanabilir.
Çeşitleri Bakımından Payın Sahibine Sağladığı Haklar

Mali Haklar

Payın sahibine sağladığı mali haklar, kar payı, hazırlık devresi faizi, tasfiye bakiyesi ve yeni paylarda önalım haklarıdır.

Kar Payı Hakkı

Karın Saptanması

Kar, payın MK.m.685 anlamında, doğal ürünüdür. Anonim ortaklıklarda gelir yıllık bilançoya göre hesaplanır. Bilanço, anonim ortaklığın, hesap devresi başlangıcı belli olan iki tarih arasındaki malvarlığı değişikliğini gösterir. Bir hesap devresi içinde ortaklık malvarlığındaki eksilmeler gideri, katılmalar ise geliri oluşturur. Gelir gider arasındaki fark gelir lehine ise kar, gider lehine ise zarar var demektir.

Karın Dağıtılmasına Karar Verecek Organ

Anonim ortaklıklarda gerçekleşen karın pay sahiplerine dağıtılmasına genel kurul karar verir. Ancak, esas sözleşme ile elde edilecek karın dağıtım şekline ilişkin hükümler getirilebilir. Bu takdirde bu hükümler genel kurulu bağlar. Genel kurul kar hakkındaki kararlarını adi çoğunlukla alır. Karın ne oranda pay sahiplerine dağıtılacağını, ne oranda ihtiyatlara vs. ayrılacağını, kanun ve esas sözleşme hükümlerine aykırı olmamak koşulu ile serbestçe kararlaştırır. Sözleşmede ortaklık kazancının belli bir oranının mutlaka pay sahiplerine dağıtılacağı yolunda bir hüküm olmasa bile, genel kurul karın pay sahiplerine geçmesine engel olacak nitelikte kararlar alamaz.

Karın Dağıtım Koşulları

Genel kurul kar dağıtımına karar verebilmek için yasal bazı yükümlerin yerine getirildiğini saptamak ve bunlara uymak zorundadır. Kar dağıtımının ilk şartı, usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir bilançoya göre kar sağlanmış veya daha önceki yıllar karından bu amaçla kullanılabilecek yedek akçe ayrılmış olmasıdır. Ortaklığın gerçekleşen karı ortaklara dağıtırken kanuni ve ihtiyari yedek akçelerle esas sözleşme hükümlerine göre ayrılması gerekli diğer paralar safi kardan ayrılmalıdır. Gerçekleşen safi ortaklık karından, adı geçen maddelere göre gerekli ayırmalar yapıldıktan sonra, geriye kalan ortaklık karı, sözleşmede aksine hüküm yoksa, kural olarak sermaye yükümlerine karşılık yapmış oldukları ödemelere orantılı olarak paylara dağıtılabilir. Başka bir deyişle, kar payın nominal değerine değil, ortaklığa fiilen ödenmiş olan kısmına göre hesaplanır. Bununla birlikte, esas sözleşme ile aksini kararlaştırma olanağı vardır. Genel kurulun kar dağıtımına ilişkin karar alması ile her pay için gerçekleşen kar payı, pay sahibinin ortaklıktan bağımsız alacağı haline gelir, başkalarına devir edilebilir. Genel kurul, kararında gerçekleşen karın ödeme şekil ve zamanını kararlaştırabileceği gibi, bu konuda yönetim kuruluna yetki de verebilir. Pay sahibi, genel kurul kararına dayanarak almış olduğu kar payını geri vermeye zorlanamaz, meğer ki bunu, haksız yere ve kötü niyetle almış olsun. Haksız yere alınan kar payının geri istenmesi hakkı, paranın alındığı tarihten itibaren 5 yıl geçmekle zaman aşımına uğrar.

Hazırlık Devresi Faizi

Anonim ortaklıklarda kural olarak sermaye için faiz ödenemez. Ancak işletmenin tam bir şekilde faaliyete başlamasına kadar geçecek hazırlık devresi için pay sahiplerine, tesisat hesabına geçirilmek üzere, belirli bir faizin ödenmesi, esas sözleşme ile öngörülebilir. Esas sözleşme bu devre ile sınırlı olmak üzere faiz ödemelerinin en geç ne zamana kadar devam edeceğini belirler. İşletme yeni pay senetleri çıkarılarak genişletilecek olursa, esas sermayenin artırılmasına ilişkin kararda yeni pay sahiplerine, tesisat hesabına geçirilmek üzere, belirli bir süreyle ve en geç yeni tesisatın işletmeye başladığı güne kadar faiz ödenmesi kabul edilebilir.

Tasfiye Payı

Tasfiye payı, ortağın, sermaye payı oranında, ortaklığın infisahı ve tasfiyesi halinde, tasfiye bakiyesi üzerinde sahip olduğu, şarta bağlı müeccel bir hakkıdır. Bu hak, ancak ortaklığın tasfiyesi ve tasfiye bakiyesinin ortaya çıkması halinde muaccel olur. Anonim ortaklığın feshi ve infisahı üzerine, ortaklık malvarlığı ilk önce ortaklık alacaklılarının alacaklarını karşılamaya ayrılır. TTK.'nın açık hükmü gereğince, ortaklık alacaklıları usulüne uygun olarak çağrılıp, ortaklık borçları ödenip, kanunda yazılı ilanlar yapıldıktan ve gösterilen süreler geçtikten sonra tasfiye bakiyesi pay sahiplerine dağıtılabilir. Bu nedenle kural olarak, kanun ve sözleşme hükümlerine göre yapılması gereken ödemeler, pay sahiplerinin tasfiye bakiyesini talep haklarından önceliklidir. Tasfiye bakiyesi üzerinde imtiyaz sağlayan paylar varsa, bunlar haklarını ortaklık alacaklılarından sonra, fakat ayrıcalıkları oranında diğer paylardan önce alırlar. Kural olarak tasfiye bakiyesi ödenmiş sermayeye göre ve nakit olarak dağıtılır, sözleşme ile aksi kararlaştırılabilir.

Yeni Paylarda Önalım (Rüçhan) Hakkı

Her pay ortaklık sermayesinin belirli bir oranını oluşturur ve bu oranda mali ve kişisel haklar sağlar. Çoğunluk ve özellikle azınlık haklarının kullanılmasında bu oran büyük önem taşır. Ortaklık sermayesinin artırılması, bu oranının pay sahibi zararına bozulması sonucunu doğuracaktır. Ancak artırma ortaklık yararına olacağı için, artırmadan da kaçınılamaz. Bütün pay sahiplerinin payları oranında yüküm altına girmeleriyle sermayenin artırılması ise ancak oybirliğiyle alınacak bir kararla olanaklıdır. Bu nedenlerle kanun ortalama bir yol tutmuş, kural olarak, pay sahiplerinin isterlerse sermaye artırımında, paylarının eski sermayeye oranında, sermaye artırımında yeni pay almalarında kendilerine bir önalım hakkı tanınmıştır. Bu hakkın kullanılabilmesi için pay sahiplerinin durumdan haberli kılınmaları gerekir. Yönetim kurulu durumu gazetelerle birlikte, sözleşmede gösterilen şekilde ilan etmelidir. Önalım hakkının kullanılması için verilecek süre 15 günden az olamaz. Önalım hakkı, pay sahibinin sermaye artırımından önce sahip olduğu mali nitelikteki haklardan yararlanma ve yönetimde etkinlik durumunun, sermaye artırımından sonra da aynı kalmasını sağlamaktadır.

A anonim ortaklığı genel kurulunda, o yılki bilançoya göre şirketin zarar ettiği, daha önceki yıllarda da bu amaca yönelik yedek akçe ayrılmadığı, bu nedenle kar payı dağıtılmayacağı karara bağlanmıştır. Pay sahibi B, kar payı alma hakkının, kendisinin en önemli hakkı olduğunu bu nedenle genel kurul kararının kanuna aykırı olduğunu beyan ederek dava açmıştır. B haklı mıdır? B haklı değildir, çünkü anonim ortaklıklarda karın dağıtılmasına karar verecek organ genel kuruldur. Genel kurulun kar dağıtılmasına karar verebilmesinin ilk şartı anonim ortaklığın kar elde etmiş olması veya daha önceki yıllar karından bu amaçla kullanılabilecek yedek akçe ayrılmış olmasıdır. Bu şart gerçekleşmediği için genel kurul kar payı dağıtmama kararı alabilir.
Kişisel Haklar

Yönetim Hakkı

Anonim ortaklıkların yönetim organı yönetim kuruludur. Bu nedenle pay, sahibine bildiğimiz anlamda yönetim hakkı vermez . Pay sahibi, ortaklık yönetimine ancak genel kurulda organları seçerken oyunu kullanarak, dolayısıyla etkili olur.

Temsil Yetkisi

Temsil yetkisi de anonim ortaklıkta yönetim kuruluna aittir . Pay sahibi genel kurulda, yönetim kurulu üyelerinin seçim ve azli kararlarında oyunu kullanma sureti ile etkili olur.

Denetleme Hakkı

Anonim ortaklıkta denetleme, özel bir denetleme organına verilmiştir. Bazı hallerde özel denetçi atanabilir. Pay sahipleri adına ortaklığın denetlenmesi bunlar tarafından gerçekleştirilir. Bu nedenle pay sahiplerinin denetleme hakkı yoktur. Pay sahibi genel kurulda denetçilerin seçiminde ve azlinde oy kullanmak sureti ile ve oyları oranında etkili olurlar.

Bilgi Alma Hakkı

Payın malikine sağladığı önemli kişisel hak bilgi alma hakkıdır. Pay sahibinin ortaklık yönetim, denetim ve temsiline katılması, genel kurula katılmak ve ilgili organların seçiminde oy kullanmaktan ibaret kalmaktadır. Pay sahibinin oyunu isabetli bir şekilde kullanabilmesi için ortaklığın durumu hakkında bilgi sahibi olması en doğal hakkıdır. Diğer taraftan anonim ortaklığın hesapları gelişigüzel ve her an pay sahiplerine açık tutulamaz. Bu nedenle pay sahiplerinin bilgi alma hakkı şu şekilde düzenlenmiştir. Olağan genel kurul toplantısından en az 15 gün önce kar ve zarar hesabı, bilanço ve safi karın nasıl dağıtılacağı konusundaki öneriler ortaklık merkez ve şubelerinde pay sahiplerinin emrine hazır bulundurulur. Durum pay sahiplerine kanunun öngördüğü şekilde duyurulur. Ayrıca kar zarar hesabı, bilanço ve yıllık raporlar toplantıdan itibaren bir yıl süre ile pay sahiplerinin emrine hazır tutulur. Her pay sahibi gideri ortaklığa ait olmak üzere bunların suretini alabilir. Pay sahiplerinin ortaklık defterleri ile yazışmalarını inceleme yetkisi yoktur. Ancak bu yetki genel kurul veya yönetim kurulu kararı ile verilebilir. Pay sahibi bu yetkiye dayanarak yaptığı inceleme sonucunda ortaklığa ait ticari sırları öğrenirse, pay sahibi sıfatını yitirse bile, bunları saklı tutmak zorundadır. Pay sahiplerine kanun ile tanınmış bulunan bilgi alma hakkı, sözleşme ile veya sonradan herhangi bir kararla kaldırılamaz, sınırlandırılamaz. Kullanılış Biçimi Bakımından Payın Sahibine Sağladığı Haklar Payın sahibine sağladığı haklar, kullanılış biçimi bakımından çoğunluk, azınlık, bireysel ve müktesep haklar olmak üzere ayrılabilir.

Çoğunluk Hakları

Anonim ortaklıklar çoğunluk sistemine göre yönetilirler. Pay sahibi genel kurula katılmak ve genel kurulda karar alınmasına oyunu kullanarak etkili olmak biçiminde bu hakkını kullanır. Böylece pay sahibi, kanun ve esas sözleşme gereğince kararın doğumu için gereken miktar oyun karar lehine belirmesine katılmakla, çoğunluğun sağlanmasına etkili olur. Karar, doğduktan sonra, lehde ve aleyhde olanları bağladığı gibi, çekimser kalanlara ve genel kurul toplantısına katılmayan veya kendilerini temsil ettirmeyenlere karşı da aynı derecede etkili olur. Çoğunluk haklarının kullanılmasında sınır, azınlık hakları, bireysel haklar ve müktesep haklardır.

Azınlık Hakları

Anonim ortaklıklarda çoğunluk sistemi uygulanır. Genel kurul iradesini çoğunluk sistemine göre alacağı kararlarla açıklar. Bu kararlar, toplantıda hazır bulunmayan veya karşıt oy veren pay sahipleri hakkında da geçerlidir. Anonim ortaklığın yapısı ve niteliği gereği çoğunluğa bu yetkiyi tanımak zorunludur. Ancak, azınlığı kayıtsız ve şartsız çoğunluğun alacağı kararlara tabi tutmak olumsuz sonuçların doğmasına neden olabilir. Bu nedenle hemen her kanun koyucu, önemli saydığı bazı konularda esas sermayenin belirli bir oranını temsil eden azınlığa, genel kurulda mutlak çoğunluk elde edilmesine rağmen, karar alınmasına engel olma hakkı tanınmıştır. Hatta azınlığa bazen olumlu bir şekilde harekete geçerek çoğunluğun rızasına aykırı ve çoğunluğa rağmen, anonim ortaklık adına bazı işlemlerde bulunma hakkı da tanımıştır. Böylece azınlığın kendi haklarını etkili bir şekilde koruması istenmiş ve çoğunluğun yetkileri bu azınlık haklarıyla sınırlandırılmıştır. Tek bir pay sahibi de aranan oranda payı elinde tutuyorsa, azınlık olarak bu haklardan yararlanabilecektir. Fakat bu geçici niteliktedir ve pay sahibi bu haklardan, birey olarak pay sahibi sıfatı ile değil, aranan oranı oluşturmuş bir azınlık grubu olarak yararlanmaktadır. Bu haklar, anonim ortaklıklardaki çıkar çatışmalarında çoğunlukla azınlık arasında denge sağlamak için azınlığa tanınmıştır. Bunları; olumsuz ve olumlu azınlık hakları olarak iki gruba ayırabiliriz.

Olumsuz Azınlık Hakları

Olumsuz azınlık hakları terimi ile azınlığın olumsuz yönde oy kullanarak bir kararın oluşmasına engel olduğu haller kastedilmektedir.

Ağırlaştırılmış Çoğunluk Halleri

Genel kurulda karar alınabilmesi için kural olarak sermayenin 1/4'ünün toplantıda hazır bulunması ve oyların çoğunluğunun öneri lehine kullanılması gerekir. İlk toplantıda, toplantı yetersayısı elde edilemezse, ikinci toplantı için herhangi bir yetersayı aranmaz. Kural bu olmakla beraber kanun koyucu önemli gördüğü bazı konularda ağırlaştırılmış toplantı yetersayıları aramış, iki halde de tüm payların oybirliğini öngörmüştür. Ortaklığın uyrukluğunun değiştirilmesi veya pay sahiplerinin yükümlerinin artırılması konusundaki kararlar için oybirliği, yani tüm pay sahiplerinin olumlu oy kullanmaları aranmaktadır. Ortaklık konusunun veya türünün değiştirilmesi konusunda karar alınabilmesi için ortaklık sermayesinin en az 2/3'ünün toplantıda hazır bulunması zorunludur. İlk toplantıda gerekli çoğunluk sağlanamazsa ikinci toplantıda yetersayı esas sermayenin yarısıdır. TTK m.388/1 ve 2. fıkralarda öngörülen konular dışındaki sözleşme değişiklikleri için toplantı yetersayısı ilk toplantı için sermayenin yarısı, ilk toplantıda bu yetersayı oluşmadığı takdirde ikinci toplantı için sermayenin 1/3'üdür. Tüm bu konularda karar yetersayısı toplantıda mevcut oyların mutlak çoğunluğudur. Ağırlaştırılmış yetersayıların söz konusu olduğu hallerde, belli miktar pay sahibi toplantıya katılmamak suretiyle karar alınmasına engel olabilmektedir.

Sulh ve İbra

Kurucuların ve yönetim kurulu üyelerinin tabi oldukları sorum, ortaklığın tescilinden itibaren 4 yıl geçmedikçe sulh ve ibra yolu ile ortadan kaldırılamaz. Bu sürenin geçmesi ile sulh ve ibra ancak genel kurulun onaması ile tamam olur. Bununla beraber sermayenin 1/10'unu temsil eden pay sahipleri sulh ve ibranın onanmasına karşı iseler, genel kurulca sulh ve ibra onanamaz.

Olumlu Azınlık Hakları

Olumlu azınlık hakları terimi ile, belirli oranda azınlığın, belirli hallerde, oyunu belirli bir yönde kullanma sureti ile, ortaklık adına olumlu bir işlemde bulunmasını kastedilmektedir.
Ticaret Kanunumuza göre, bu haller şu şekilde sıralanabilir:

Azınlığın, Kurucular Yönetim Kurulu Üyeleri ve Denetçiler Aleyhine Sorum Davası Açılmasını Talep Hakkı

Genel kurul, yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılmasına karar verip de esas sermayenin en az onda birini temsil eden pay sahipleri dava açılması yönünde oy kullanırlarsa, ortaklık bu talep ve karar tarihinden itibaren bir ay içinde dava açmaya mecburdur. Ortaklık adına dava açma yetkisi denetçilere aittir. Azınlık aynı koşullarda denetçiler aleyhine sorum davası açılmasını talep edebilir ve bu talep ortaklığı bağlar.

Bilanço Hakkındaki Görüşmelerin Ertelenmesini Talep Hakkı

Esas sermayenin 1/10'unu temsil eden azınlık, bu hakkı genel kurulda kullanabilir. Belirli şartlar altında, ertelenen toplantı tekrar ertelenebilir.

Özel Denetçi Atanmasını Talep Hakkı

Ortaklık sermayesinin 1/10'una sahip olan pay sahipleri, bu paylara genel kurul toplantısından en az 6 ay önceden beri sahip olduklarını kanıtlamak kaydıyla, toplantıdan iki yıl öncesine kadar olan süre içersinde, ortaklığın kuruluşuna veya sözleşme hükümlerine önemli surette aykırı hareket edildiğini iddia ederlerse, bunları veya bilançonun gerçekliğini incelemek üzere özel denetçi atanmasını genel kuruldan talep edebilirler. Genel kurul bu talebi reddederse, gerekli giderleri peşin ödenmek ve sahip oldukları pay senetlerini dava sonuna kadar rehin kalmak üzere bir bankaya teslim ederek mahkemeye başvurup, özel denetçi atanmasını isteyebilirler. Bu talep mahkemece reddolunur veya mahkemece atanan denetçilerin incelemeleri sonucunda iddia yerinde görülmezse, kötü niyetle hareket ettiği kanıtlanan pay sahipleri, ortaklığın bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlü olur.

Denetçilere Şikayet Hakkı

Esas sermayenin 1/10'unu temsil eden pay sahipleri, yönetim kurulu üyeleri ve ortaklık müdürleri aleyhine denetçilere başvurabilir. Denetçiler bu başvuruları incelemekle yükümlüdürler. İnceleme sonucunda şikayet edilen olayın gerçekliği belirlenirse, durum denetçilerin yıllık raporlarına yazılır. Denetçiler inceleme sonucunda ivedi ve zorunlu bir durum görürlerse, genel kurulu olağanüstü toplantıya dahi çağırabilirler.

Genel Kurulu Toplantıya Çağırma veya Gündeme Madde Eklenmesini Talep Hakkı

Ortaklık sermayesinin en az onda biri değerindeki paylara sahip olan kimselerin gerektirici sebepleri bildiren yazılı talepleri üzerine yönetim kurulunun, genel kurulu olağanüstü toplantıya davet etmesi veya genel kurul zaten toplanacak ise, görüşülmesini istedikleri maddeleri gündeme koydurması zorunludur. Yönetim kurulu azınlığın talebini ret ederse, azınlık denetçilere başvurur ve denetçiler talebi zorunlu ve ivedi görürlerse genel kurulu toplantıya çağırırlar. Denetçiler de azınlığın talebini uygun bulmazsa, azınlık mahkemeye başvurabilir. Bunun için azınlığın esas sermayenin 1/10'una veya sözleşme ile daha düşük bir oran saptanılmış ise bu orana karşılık olan pay senetlerini bir bankaya rehin olarak vermeleri gerekir. Mahkeme talebi uygun bulursa azınlığı genel kurulu davete yetkili kılabilir. Bu durumda genel kurul, kanun ve esas sözleşme hükümleri çerçevesinde azınlık tarafından toplantıya çağrılır. Çağrıya ilişkin ilanda mahkemenin izninin de yazılması gerektir. Genel kurulun toplanması esasen kararlaştırılmış ise, azınlık aynı şekilde mahkemeye başvurarak istedikleri maddeleri gündeme ekletebilir.

A anonim ortaklığının genel kurul toplantısında, sermayenin 1/10'una sahip olan pay sahipleri, ortaklığın yönetiminde kanuna ve esas sözleşme hükümlerine önemli aykırılıklar yaşandığını, bu konunun incelenmesi için özel denetçi atanmasını istediklerini belirtmişler, ancak bu talep genel kurul tarafından reddedilmiştir. Azınlık pay sahiplerinin yapabilecekleri bir şey var mıdır? Evet vardır. Azınlık pay sahipleri bu durumda gerekli yasal koşulları gerçekleştirerek mahkemeye başvurup, özel denetçi atanmasını isteyebilirler.

Bireysel Haklar

Bireysel hakları iki büyük grupta toplamak mümkündür. Birinci gruba giren bireysel haklar, payın, sahibine anonim ortaklığın bir ortağı olarak sağladığı ve diğer pay sahipleri ile birlikte kullanılan haklardır. Bunlara ortaklık dolayısıyla haklar da denilebilir. Genel kurula katılma, oy verme gibi. İkinci gruba giren bireysel haklar, dar anlamda anlaşılan ve bireysel hak sahibini, çoğunluğun keyfi işlemlerine karşı korumak için, tek başına da olsa ortaklığa karşı kullanabileceği ve sonuç alınması için diğer pay sahiplerinin katılmasına ihtiyaç olmayan haklardır ki, bunlara da ortaklığa karşı haklar denilebilir. Yönetim kurulu üyeleri, denetçiler, kurucular ve bunlar gibi sorumlu olanlar aleyhine dava açma, yönetim kurulu üyeleri ve müdürler aleyhine denetçilere başvurma gibi.

Müktesep (Kazanılmış) Haklar

Kanun müktesep haklardan söz etmekle beraber, bunları tanımlamamış sadece bazı hakları müktesep haklar olarak saymıştır. Örneğin, oy kullanmak, iptal davası açmak, kar payı almak gibi. Kanımca, maddede belirtilen haklar, sahibine esasen kanunla tanınmış haklar olup, bunlar kanundan doğmaktadırlar. Bu nedenle, pay sahibinin bunlardan vazgeçmesi mümkün değildir. Oysaki müktesep hakkın bir özelliği de, sahibinin rızası ile bunlardan vazgeçebilmesidir. Ortak razı olursa, başka bir deyişle, ortakların oy birliği ile müktesep haklar değiştirilebilir, kaldırılabilir. Halbuki kanunda sayılan haklar, ortakların oybirliği ile de değiştirilemez.

Özel Kategori Paylar

Payların Eşitliği İlkesi

Anonim ortaklıklarda kural olarak paylar arasında eşitlik ilkesi yürürlüktedir. Her pay, sahibine eşit haklar sağlar ve borçlar yükler. Paylar arasında eşitlik olarak nitelendirilebilecek bu ilkenin tam anlamı ile uygulanması, anonim ortaklıklarda bütün payların maliklerine sağladıkları haklar ve yükledikleri borçlar bakımından birbirinin aynı olması sonucunu doğurur. Bunun doğal bir sonucu olarak da, maliklerine diğer paylara oranla farklı ve ek haklar sağlayan payların varlığı kabul edilemez.

Özel Kategori Payların Tanınması

Ekonomik zorunlar ve bunlara anonim ortaklıkların ayak uydurması gereği, bu ortaklıklarda, maliklerine diğer paylara oranla ek ve farklı haklar sağlayan payların yaratılması olgusunu getirmiştir. Kanun koyucular da esasen uygulamada doğmuş olan bu müesseseyi kabul ve düzenlemekten başka bir şey yapmamışlardır. Bu nedenle, bugün anonim ortaklıklarda paylar arasında eşitlik ilkesi mutlak anlamda değil, aynı kategoriye giren paylar arasında eşitlik ve bu kategoriler arasında belli bir anda mevcut denge ve oran olarak anlaşılmaktadır.

Terimler

Maliklerine farklı haklar sağlayan bu pay senetlerinin isimlendirilmesinde oybirliği yoktur. Bunlara imtiyazlı hisse senetleri demekte ise de, pay grupları birbirlerine göre farklı haklara sahipseler, bu takdirde imtiyazdan söz edilemez. Bunların hepsi farklı bir yönden imtiyazlıdır. Bu nedenle, özel kategori paylardan söz etmek daha doğru olacaktır.

Özel Kategori Pay Türleri

Bir anonim ortaklıkta özel kategori pay türlerinden sözedebilmek için maliklerine farklı ve ek haklar sağlayan paylar bulunmalıdır. Özel kategori yaratmada diğer paylara oranla farklı ve ek olarak tanınabilecek hakları üç grupta toplamış bulunmaktadır. Esas mukavele ile bazı nevi hisse senetlerine kar payı, tasfiye halinde şirket mevcudunun dağıtılması veya sair hususlarda imtiyaz tanınabilir.
Şimdi bunları kısaca inceleyelim:

·          Kar Payı

Esas sözleşme ile bir veya birden fazla kategori paylara kar bakımından farklı ve ek haklar sağlanabilir. Kar payı açısından farklı ve ek haklar, genellikle kar dağıtımında bir öncelik hakkı olarak görülür. Örneğin ortaklık kazancından (A) kategorisi paylar sözleşmede öngörülen oranda kar payını öncelikle aldıktan sonra, geri kalan karın tamamının (B) kategorisi paylar arasında paylaştırılması öngörülebilir.

·          Tasfiye Bakiyesi

Tasfiye bakiyesi üzerinde de, kar payında olduğu gibi, çeşitli olanaklar düşünülebilir. Genellikle tasfiye bakiyesi üzerinde farklı ve ek haklar tanımak sureti ile özel kategori pay yaratmak oldukça az rastlanan bir yöntemdir.

·          Diğer Konular

Farklı ve ek haklar tanınabilecek diğer konuların başında oy hakkı gelir. Oyda farklı paylar yaratılmasını kabul etmiş olmakla beraber, bir paya en çok kaç oy hakkının tanınabileceğini belirtmemiş, bir sınır getirmemiştir.Bu nedenle, bir paya tanınabilecek oy sayısının sınırlarının dürüstlük kuralları olduğunu söylemek olanaklıdır.
Kural olarak pay sahibinin rızası olmaksızın bu sıfatı sona ermez, paydan doğan hakların kullanılmaması pay sahipliği sıfatına etki yapmaz. Pay sahipliği sıfatında zaman aşımı söz konusu değildir.

Pay Sahipliği Sıfatının Pay Sahibinin Rızası İle Sona Ermesi

Pay sahipliği sıfatı, payın sahibi tarafından bir başkasına devri ile sona erer. Devir taraflar arasında hüküm ifade eder, ortaklığa karşı da geçerli olması için pay sahipleri defterine kayıt edilmesi şarttır. Esas sözleşme ile payın başkalarına devrinde bazı yasaklama ve kısıtlamalar getirilebilir.

Pay Sahipliği Sıfatının Pay Sahibinin Rızası Olmaksızın Sona Ermesi

Ortaklığın Sona Ermesi

Anonim ortaklık herhangi bir nedenle fesih ve tasfiye olunursa, pay sahibinin bu sıfatı da sona erer.

Ortaklıktan Çıkarılma

Ortaklık sözleşmesinde öngörülen bir sebeple pay sahibinin elinde bulundurduğu paylar iptal edilerek, kendisi ortaklıktan çıkarılabilir. Ortaklık sermayesi azaltılıyorsa, bu azalmayla orantılı olarak paylar da azalacağından, pay sahibi rızası olmaksızın bu sıfatını kaybedebilir. Pay sahibi sermaye yükümünü yerine getirmemişse, kanunda öngörülen yöntem çerçevesinde ortaklıktan çıkarılarak, yaptığı kısmi ödemelerden doğan haklarından yoksun kılınabilir.

Pay Senetleri

Anonim ortaklıkta paylar, kıymetli evrak niteliğindeki pay senetlerinde cisimlendirilirler. Pay senedi çıkarılmadan önce, sonradan pay senetleri ile değiştirilmek üzere ilmühaber de çıkarılabilir. Pay senedi, ancak ortaklığın tescil ile tüzel kişilik kazanmasından sonra çıkarılabilir. Tescilden önce çıkarılan pay senetleri hükümsüzdür. Hükümsüzlük sadece pay senedi içindir. Yapılan sermaye yüklenimi ve kazanılan pay sahipliği geçerlidir. Kuruluşta sermaye yüklenimi ile kazanıldığına göre, pay, senedin çıkarılmasından önce de vardır. Bu nedenle pay senetleri yaratıcı değil, açıklayıcı nitelikte kıymetli evraktır.

Pay Senetlerinde Şekil Koşulları

Pay senetlerinin ortaklığın unvanını, esas sermaye miktarını ve tescil tarihini, senedin türünü ve nominal değerini içermesi ve ortaklık adına imzaya yetkili olanlardan en az ikisi tarafından imza edilmiş olması şarttır. İmza damga veya mühür şeklinde olabileceği gibi, basılı da olabilir. Nama yazılı pay senetlerinde, pay sahibinin ad ve soyadı, yerleşim yeri ve senet karşılığında ödenmiş bedelin de gösterilmesi gerekir. Bu senetler pay sahipleri defterine kayıt olunur.

Pay Senetlerinin Devri

Pay senetleri devir şekli açısından nama veya hamile yazılı olarak düzenlenirler, emre yazılı olamazlar. Hamile yazılı pay senedi, ancak sözleşmede bu konuda açıklık bulunması ve bedellerinin tamamen ödenmiş bulunması koşulu ile çıkarılabilir. Bedelleri tamamen ödenmeden hamile yazılı pay senedi çıkarılmışsa, bunlar hükümsüzdür. Esas sözleşmede aksine hüküm bulunmaması kaydı ile pay senetlerinin türü değiştirilebilir.

Hamile Yazılı Pay Senetlerinin Devri

Hamile yazılı pay senetleri, hamile yazılı kıymetli evrak niteliğinde olduğundan devir, senedin teslimi ile yapılır. Teslim ile yapılan devir gerek taraflar arasında ve gerekse üçüncü kişilere ve ortaklığa karşı hüküm ifade eder.

Nama Yazılı Pay Senetlerinin Devri

Devrin Şekli

Nama yazılı pay senetleri alacağın temliki beyanı ve teslim yolu ile devir edilebileceği gibi, ciro ve teslim yolu ile de devir edilebilir. Bu nedenle nama yazılı pay senetlerinin devri, nama yazılı diğer senetlerin devrinden farklıdır.

Devrin Ortaklığa Karşı Hüküm İfade Etmesi

Yapılan devrin ortaklığa karşı hüküm ifade etmesi için pay defterine kayıt edilmesi gerekir. Bu koşul gerçekleşinceye kadar ortaklığa karşı ancak pay defterinde kayıtlı bulunan kimse pay sahibi sıfatına sahiptir. Pay sahipleri defterine gerekli kaydın yapıldığı, pay senedinde yönetim kurulu tarafından belirtilir. Pay senedi, pay defterine kayıt yapılmaksızın birçok el değiştirmiş olabilir. Bu takdirde sonuncu hamil, bütün devirlerin usulüne uygun yapıldığını kanıtlayarak, kendisinin pay sahipleri defterine kaydının yapılmasını isteyebilir.

Devir Yasağı

Ayın karşılığı olan pay senetlerinin, ortaklığın tescilinden itibaren iki yıl geçmedikçe başkalarına devri hükümsüzdür. Bu kesin bir yasaktır, ortaklığın devri uygun görmesi ve durumu pay sahipleri defterine kaydetmesi dahi sonucu değiştirmez. Taraflar devrin hüküm ifade etmesini istiyorlarsa devir yeniden yapılmalıdır. Devir yasağı sözleşme ile de konulabilir. Bu yasak sınırlı olabileceği gibi, mutlak da olabilir. Sözleşmedeki yasağa rağmen yapılan devrin, ortaklığa karşı hüküm ifade etmese de, taraflar arasında geçerli olduğunun kabulü gerekir.

Devrin Sonuçları

İster nama, ister hamile yazılı pay senetlerinin, ister ilmühaberlerin, isterse bunlar çıkarılmadan önce bir hak olarak payın usulüne uygun olarak devri ile devredenin pay sahibi sıfatı sona erer, devralan bu sıfatı kazanır. Bu andan itibaren paydan ve pay sahipliğinden doğan tüm hak, borç ve yükümler devralana aittir. Anonim ortaklık pay senetlerinin sermaye piyasasındaki işlevi ve hukuki düzenlemesi konusundaki Sermaye Piyasası Hukukuna ilişkin kitaplardan yararlanabilirsiniz.

Tahviller

Anonim ortaklıkların ödünç para bulmak için itibari değerleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkardıkları borç senetlerine tahvil denir. Tahviller kıymetli evrak niteliğindedir, nama ve hamile yazılı olabilirler. Aynı tertipte çıkan her tahvilin bir itibari değeri olması ve bu değerin diğerine eşit bulunması gerekir. Aynı tertipte çıkarılan her tahvil sahibine aynı hakları sağlamalıdır. Pay senetlerinden farklı olarak kanun koyucu, tahvillerde itibari değer için bir taban veya tavan değer öngörmemiştir. Bu nedenle tahvillerin itibari değeri istendiği gibi saptanabilir.

Nama ve Hamile Yazılı Tahviller

Tahviller nama ve hamile yazılı olarak çıkabilir. Emre yazılı tahvil çıkarılamaz. Hamile yazılı tahviller teslim ile devredilebilir. Nama yazılı tahvillerin devri, alacağın temliki hükümlerine tabidir. Nama yazılı tahvil sahiplerini kayıt için, bir tahvil sahipleri defteri tutulur.

Tahvillerin Şekli

Tahviller kıymetli evrak olduklarından ağırlaştırılmış şekil şartlarına tabidirler. Tahvillere izahnamedeki belirli koşullarından başka, anapara ve faizlerinin ödeme koşulları ile varsa itfa (söndürme) planının da yazılması gerekir. Tahvillerin ortaklık adına imza atmaya yetkili iki kişi tarafından imza edilmiş olması da zorunludur.

Tahvillerin Vadesi

Tahvillerin vadesi iki yıldan az olmamak üzere serbestçe belirlenebilir.

Tahvillerin İtfası

Tahvillerin anaparası vade bitiminde bir defada ödenir. İki yıldan uzun vadeli tahvillerin anaparası yıllık eşit taksitlerle de ödenebilir.

Tahvil Çeşitleri

Tahviller çeşitli şekillerde olabilirler. Bir tahvil aşağıda belirtilen tahvil tiplerinden birine uygun olabileceği gibi, birden çok tipin karması niteliğinde de olabilir.

Primli Tahviller

Primli tahviller “çıkarma / ihraç” veya “söndürme / itfa” primli olarak ikiye ayrılır. Üzerinde yazılı itibari değerden daha düşük bedelle satışa çıkarılan tahviller, çıkarma primli tahvillerdir. Üzerinde yazılı itibari değerle satışa çıkarılan, ancak itfa anında itibari değerden daha yüksek bedel ödeneceği öngörülen tahviller itfa primli tahvillerdir.

İkramiyeli Tahviller

Tahvillere belirli bir faiz yanında, ad çekilmesi yolu ile ikramiye de verilebilir. Türk Hukukunda ikramiyeli tahvil çıkarılabilir. Ortaklık Karına Katılma Hakkını Veren Tahviller Tahvillere ödenecek faizin yanında ortaklık karından pay verilmesi de olanaklıdır.

Güvenceli Tahviller

Çıkarılan her tahvilin güvencesi, ilk önce çıkaran ortaklığın malvarlığıdır. Ancak sahiplerine özel güvence sağlayan tahvil de çıkarılabilir. Bu güvence kefalet gibi kişisel nitelikte olabileceği gibi, taşınır veya taşınmaz rehni gibi nesnel nitelikte de olabilir. Pay Senetleri İle Değiştirilebilen veya Pay Alma Hakkı Veren Tahviller Türk Hukukunda bu tip tahvil çıkarılmasına bir engel yoktur. Ancak, Türk Hukukunda yeni pay alma sermayenin arttırılması ile mümkün ve bu artırma da izne bağlı olduğundan, tahvil sahibinin tahvilini pay senedi ile değiştirebilmesi, ancak ortaklığın sermayesini artırmaya izin alabilmesi ile mümkün olabilir. Sermaye Piyasası Kanunu ile kabul edilen kayıtlı sermayeli anonim ortaklıklarda bu mümkündür.

Tahvil Çıkarılması Koşulları

Türk Hukukunda anonim ortaklıkların tahvil çıkarma koşulları esas olarak Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiştir. Bunun yanında T.C. Merkez Bankası ve Sermaye Piyasası Kurulu da çıkardıkları tebliğler ile tahvilleri düzenleyen hükümler ve önemli değişiklikler getirmişlerdir. Tahvil çıkarılması bazı koşulların gerçekleşmesine bağlıdır.

Genel Kurul Kararı

Tahvil çıkarabilmek için, anonim ortaklık genel kurulunun mutlaka bu yolda bir karar almış olması gerekir.Genel kurul kararı olmaksızın tahvil çıkarılamaz. Bu hükümden çıkan diğer bir koşul da, tahvil çıkarabilmek için anonim ortaklığın tüzel kişilik kazanmış olması gerektiğidir. Tahvil çıkarmak için, ortaklık sözleşmesinde bu konuda hüküm bulunmasına gerek yoktur. Ancak genel kurulun tahvil çıkarma kararı, ağırlaştırılmış toplantı yetersayısına tabidir. Sermaye Piyasası Kanunu “tahvil çıkarma yetkisi esas sözleşme ile yönetim kuruluna devredilebilir. Bu takdirde kanun hükümleri uygulanmaz”, hükmünü getirmiştir. Bu nedenle, esas sözleşmelerinde tahvil çıkarma yetkisi yönetim kuruluna verilmiş SPK.'ya tabi anonim ortaklıklarda, yönetim kurulu kararı yeterlidir. Yönetim kuruluna esas sözleşme ile böyle bir yetki verilmemişse veya anonim ortaklık SPK.'ya tabi değilse yine kanun hükmü uygulanacaktır.

Tahvillerin Kurul Kaydına Alınması

Tahviller halka arz edilerek veya arz edilmeksizin satılacaksa, Sermaye Piyasası Kuruluna kaydettirilmeleri zorunludur. Kurul, çeşitli incelemeler yaptıktan sonra tahvillerin kurul kaydına alınıp alınmaması konusunda karar verir. Tahvillerin kurul kaydına alınması, ihraç edilen tahvillerin veya ihraççıların Kurul veya kamuca tekeffülü anlamına gelmez, sadece ilgili ortaklığın ve tahvil çıkarmanın kamu denetimi altında olduğunu gösterir.

İzahnamenin Yayını

Tahvillerin halka arz edilerek satılması halinde ihraççıların mali durumu, faaliyet kapsam ve sonuçları ile ihraca ilişkin olarak mevzuatın öngördüğü bilgileri içeren izahname ve sirküler örnekleri kurul kaydına alınma talebi ile birlikte SerPK.'ya verilir. Tahviller kurul kaydına alındıktan sonra ihraççı izahnameyi ticaret siciline tescil ve ilan ettirir. İzahnamenin tescilinden sonra halkın tahvil satın almaya davet edilmesi sirküler ile yapılır. Sirküler günlük yayın yapan en az iki gazetenin Türkiye baskısında ilan edilir. Halka arz edilmeksizin satılacak tahvillerde izahname ve sirküler düzenlenmemektedir.

Satış Süresi

Halka arz edilecek tahvillerin satış süresi kurul kaydına alınma tarihinden itibaren 6 iş gününden az olmamak ve 3 ayı geçmemek üzere izahnamede gösterilir. Satış süresinin bitiş tarihinden itibaren 6 iş günü içinde ihraççı satış sonuçlarını gösteren bilgileri Sermaye Piyasası Kuruluna göndermekle yükümlüdür. Sermaye ile Tahvil Çıkarma Arasındaki İlişki anonim ortaklıkların çıkaracakları tahvillerin toplamı esas sermayenin ödenmiş ve onaylanmış son bilançoya göre varlığı anlaşılan miktarını aşamaz.

Taraflar Arasındaki İlişkiler

Tahvilin satın alınması ile, ortaklıkla tahvili alan arasında oluşan sözleşme sonucu, biri tahvil sahibi ile ortaklık, diğeri tahvil alanla öteki tahvil sahipleri arasında belirli bir ilişki kurulur.

Ortaklıkla Tahvil Sahibi Arasındaki İlişki

Bu ilişki nitelik itibariyle bir ödünç sözleşmesidir. Bunun sonucu, ortaklık edimlerini izahnamede öngörülen süre ve koşullarla yerine getirmek, faiz ve anaparayı vadelerde tahvil sahibine ödemekle yükümlü olur.

Tahvil Sahipleri Arasındaki İlişki

Her tahvil sahibi ile ortaklık arasında bağımsız bir ödünç sözleşmesi yapılmış olmakla beraber, bu tahvillerin satın alınması ile bütün tahvil sahipleri arasında da hukuki bir ilişki doğar. Tahvil sahibi, ortaklıkla arasındaki sözleşme hükümlerini karşılıklı anlaşarak değiştiremez. Buna karşılık, tahvil sahipleri genel kurulunun bu konuda alacağı kararlara, karşıt olsa bile, uymak zorundadır.

Tahvil Sahipleri Genel Kurulu

Tahvil sahipleri genel kurulu anonim ortaklığın bir organı değildir, hukuksal niteliği tartışmalıdır. Tahvil sahiplerinin ortaklıkla olan ilişkilerinde, bütün tahvil sahipleri için geçerli karar alabilecek bir kuruldur. Bu kurul, kanunda sayılı konularda karar alabilir ve bunları gerçekleştirmek için temsilci seçebilir. Görevi; tahvil sahiplerinin çıkarlarını korumaktır. Gerektiği zaman toplanır, belirli bir toplantı zamanı yoktur.
Tahvil sahipleri genel kurulunu anonim ortaklığın yönetim kurulu veya denetçiler toplantıya çağırır. Tedavülde bulunan tahvil tutarının 1/5'ini temsil eden tahvil sahipleri de, kurulun toplantıya çağırılmasını bu organlardan talep ederler. Tahvil sahipleri genel kurulunu toplantıya çağıranlar, gündemini de hazırlarlar.Toplantıya çağrı merasimi ve buna uyulmaması, anonim ortaklık genel kurul toplantısında olduğu gibidir.

Tahvil Sahipleri Genel Kurulunun Yetkileri

Tahvil sahipleri, genel kurulu kanunda sayılan yetkilere sahiptir. Bunlar dışında karar alma yetkisi yoktur. Bu maddeye göre, kurulun yetkileri:
·          Tahvil sahiplerine ait özel güvencenin kaldırılması veya azaltılması,
·          Faiz vadelerinden bir veya bir kaçının uzatılması, faiz miktarının indirilmesi veya ödeme koşullarının değiştirilmesi,
·          Söndürme (itfa) sürelerinin uzatılması veya koşullarının değiştirilmesi,
·          Tahvil sahiplerinin alacaklarına karşılık pay senedi almalarının kabul edilmesi,
·          Tahvil sahiplerini temsil etmek üzere temsilci atanması
Tahvil sahipleri genel kurulunun yetkileri sınırlayıcıdır. Bu yetkiler dışında kalan konularda karar alamaz, alırsa bu karar hüküm ifade etmez.

Tahvillerin Vadesi

Tahvillerin vadesi 2 yıldan az olmamak üzere serbestçe belirlenebilir.

Tahvillerin İtfası

Tahvillerin anaparası vade bitiminde bir defada ödenir. 2 yıldan uzun vadeli tahvillerin anaparası yıllık eşit taksitlerle de ödenebilir.

Tahvil Çeşitleri

Tahviller çeşitli şekillerde olabilirler. Bir tahvil aşağıda belirtilen tahvil tiplerinden birine uygun olabileceği gibi, birden çok tipin karması niteliğinde de olabilir.
Üç grupta toplanabilir. İrade dışı fesih nedenleri (infisah halleri), iradi fesih nedenleri, mahkeme kararı ile fesih halleri.

İrade Dışı Fesih Nedenleri (İnfisah Halleri)

Bu nedenlerin doğumu ile anonim ortaklık kendiliğinden sona erer.

Anonim Ortaklığın Süresinin Sona Ermesi

Anonim ortaklık sözleşmesinde ortaklık süresinin gösterilmesi şart değildir. Bununla beraber, sözleşmede süre gösterilmişse, sürenin sona ermesi ile ortaklık kendiliğinden infisah eder. Ancak ortaklığın fiilen işlere devam etmesi halinde, ortaklık sözleşmesinin belirsiz süreli ortaklık sözleşmesine dönüşeceği kabul edilmektedir.

Ortaklık Amacının Elde Edilmesi veya Elde Edilmesinin Olanaksızlığı

Ortaklık, amacının elde edilmesi veya elde edilmesinin olanaksız hale gelmesi ile kendiliğinden infisah eder. Ancak genel kurul ortaklık sözleşmesinin konu maddesini değiştirerek infisahı önleyebilir.

Ortaklık Sermayesinin 2/3'ünün Yitirilmesi

Sermayenin 2/3'ü yitirilmiş olup, genel kurul sermayenin tamamlanmasına veya 1/3'ü ile yetinmeye karar vermezse ortaklık infisah eder. Sözleşmede bir infisah nedeni gösterilmişse bu nedenin gerçekleşmesi Anonim ortaklık sözleşmesinde, herhangi bir halin gerçekleşmesi halinde ortaklığın infisah edeceği öngörülebilir. Örneğin, usulüne uygun düzenlenmiş bilançolara göre anonim ortaklık 5 yıl arka arkaya zarar ederse, infisah eder şeklinde bir hüküm sözleşmede yer almışsa, 5 yıl arka arkaya zarar oluştuğunda, ortaklık infisah eder.

Ortaklığın İflası

Ortaklığın iflası her halde bir fesih nedenidir. Mahkemenin iflas kararı ile birlikte, infisah kendiliğinden gerçekleşir. İflas kararı, herhangi bir ortaklık alacaklısının ortaklık aleyhine yapacağı takip sonucu alınabileceği gibi, ortaklık sermayesinin 2/3'ünü aşan kısmı yitirilmiş veya aktifler ortaklık borç ve yükümlerini karşılamaya yetmiyorsa, yönetim kurulu derhal mahkemeye başvurarak ortaklığın iflasını talep etmekle yükümlüdür. Bununla beraber, ortaklığın durumunun düzeltilmesi mümkün görülüyorsa, yönetim kurulu veya alacaklılardan birisinin talebi ile mahkeme iflas kararını erteleyebilir. Ancak bir envanter düzenlenmesi veya bir yeddiemin atanması gibi ortaklık mallarının korunması için gerekli önlemleri alır. İflas kararının ertelenmesi, infisahı önlemez, sadece tasfiyenin şekli üzerinde etkili olur.

İradi Fesih Nedenleri

Genel Kurulca Fesih Kararı Alınması

Anonim ortaklıklarda, genel kurul üst organdır ve ortaklığın faaliyetlerine ve hayatına egemendir. Bu nedenle genel kurul ortaklığın feshine karar verebilir. Ancak ortaklığın feshi kararı, ortaklık için önemli bir karar olduğundan bu kararın alınmasında toplantı yetersayısı ilk toplantı sermayenin 2/3'ü ikinci toplantı için 1/2'sidir, karar yetersayısı toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğudur. Fesih kararı almak için Bakanlıktan izin alınması zorunlu değildir. Fesih kararının, ortaklık merkezinin bulunduğu yer siciline tescil ve ilan ettirilmesi gerekir. Fesih kararı, bir genel kurul kararı olduğu için, bu karar aleyhine koşulları varsa hükümsüzlüğün tespiti veya iptal davaları açılabilir.

Birleşme

Anonim ortaklık, bir diğer ortaklıkla birleşerek yeni bir ortaklığa dönüşebileceği gibi, bir diğer ortaklığa da katılabilir. Birinci halde birleşen her iki ortaklık tüzel kişiliklerini kaybederler, yeni bir tüzel kişiliğe sahip ortaklık doğar. İkinci halde sadece katılan ortaklık tüzel kişiliğini kaybeder, diğeri tüzel kişiliğini korur. Birinci hale birleşme, ikinci hale katılma denir. Kanunda sadece birleşmeden söz etmekle beraber, katılmanın da katılan ortaklık açısından birleşme sonuçlarını doğurduğu açıktır. Birleşme veya katılma ancak aynı türden ortaklıklar arasında mümkündür. Bu açıdan anonim ortaklıklar ile sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklıklar aynı türden sayılır.

Dokumacılık konusunda faaliyette bulunan (X) anonim ortaklığı ile (Y) kollektif ortaklığı birleşerek, güçlerini arttırmayı ve piyasaya hakim olmayı amaçlamaktadırlar. Bu amaçla başvurdukları avukat (A) kendilerine bunun olanaksız olduğunu söylemiştir. (A) haklı mıdır? Evet haklıdır, çünkü iki şirketin birleşebilmesi için aynı türden olmaları zorunludur.

Bir anonim ortaklık diğer bir anonim ortaklık veya sermayesi paylara bölünmüş bir komandit ortaklıkla birleşiyorsa, birleşme kararı aynı zamanda ortaklığın feshi kararı olacağından toplantı ve karar yetersayıları bu halde de aranmalıdır. Buna karşılık, anonim ortaklık tüzel kişiliğini koruyup diğer bir ortaklık kendisine katılıyorsa, burada sadece bir sözleşme değişikliği ve sermaye artırımı vardır.

Anonim Ortaklığın Mahkeme Kararı İle Feshi

Ortaklığın Tescilinden Sonra Gerçek Pay Sahiplerinin Sayısının Beşten Aşağıya Düşmesi Buradaki gerçek pay sahibi deyimini, gerçek kişi pay sahibi olarak değil fakat gerçekten pay sahibi olmak amacı ile ortaklığa katılan pay sahibi olarak anlamak gerekir. Uygulamada pay sahibinin bu anlamda gerçek pay sahibi olup olmadığını anlamak güçtür. Gerçek pay sahibi sayısı beşten aşağıya düşerse, pay sahiplerinden veya ortaklık alacaklılarından herhangi biri veya Ticaret Bakanlığı ortaklığın feshini talep ve dava edebilir. Mahkeme, önce ortaklığa durumunu kanuna uygun hale getirmesi için uygun bir süre verir. Bu süreye karşın durum düzeltilmezse, mahkemece ortaklığın feshine karar verilir.

Ortaklığın Kanunen Gerekli Organlarından Birisinin Olmaması

Anonim ortaklığın kanuni organları yönetim kurulu, denetçiler ve genel kuruldan ibarettir. Yönetim kurulu ve denetçiler sürekli organlardır, genel kurul değildir. Bu nedenledir ki, kanunda ortaklığın gerekli organlarından biri mevcut olmaz veya genel kurul toplanamazsa demiştir. Anonim ortaklıkta, gerekli organlardan birisinin var olmaması veya genel kurulun toplanamaması oldukça uzak bir olasılıktır. Ancak, sürekli organların oluşamayacağı halleri düşünmek de mümkündür. Genel kurulca bu organların seçiminde, taraflar arası anlaşmazlık yüzünden kimsenin yeterli çoğunluğu sağlayamaması, hiçbir ortağın görev almak istememesi hallerinde yasal organlar oluşmaz. Tek bir paya sahip tek bir pay sahibi de gereğinde genel kurulu oluşturabileceğine göre, genel kurulun toplanamaması çok uzak bir olasılıktır. Bu hallerde fesih kararı, pay sahipleri, ortaklık alacaklılarının herhangi birisi veya Bakanlığın talebi üzerine mahkemece alınır. Ortaklık Sermayesinin 2/3'ünün Yitirilmesi Halinde Alacaklıların Talebi Üzerine Fesih, genel kurul sermayenin kalan 1/3'ü ile yetinmeye karar verse bile, bu karar ortaklık alacaklılarının haklarını ihlal edebileceğinden, ortaklık alacaklıları ortaklığın feshini talep ve dava edebilirler. Davacıya, alacağına karşılık inanılır bir güvence verilirse, mahkemece fesih kararı verilemez. Alacak ödenirse de durum aynıdır. Aksi halde mahkemece fesih kararı alınır. Kanuna, esas sözleşme hükümlerine veya kamu düzenine aykırı işlemler ve faaliyetlerde bulunduğu anlaşılan ortaklıklar aleyhine özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca fesih davası açılabilir.

Ortaklık Sözleşmesindeki Bir Hükme Dayanılarak Fesih

Ortaklık sözleşmesinde belirtilecek nedenlerin gerçekleşmesi halinde, ortaklığın feshinin mahkemeden talep edilmesi olanaklıdır.

Anonim Ortaklığın Tasfiyesi

Anonim ortaklığın bir diğer ortaklıkla birleşmesi, bir limited ortaklık şekline çevrilmesi veya bir kamu tüzel kişisi tarafından devralınması halleri hariç olmak üzere, infisah eden ortaklık tasfiye haline girer. Genel kurul veya mahkemece ortaklığın feshine karar verilmesi halinde de durum aynıdır. Kollektif ortaklıkların tasfiyesine ilişkin hükümler, anonim ortaklıkların tasfiyesinde de uygulanır.

Tasfiye Memurları

İflas hali dışında tasfiye, tasfiye memurları tarafından yapılır.

Tasfiye Memuru Sıfatı

Kural olarak tasfiye memurluğu görevini yönetim kurulu yapar. Tasfiye memurları esas sözleşme ile gösterilebileceği gibi, genel kurul tarafından da seçilebilir. Tasfiye memuru seçilebilmek için ortaklıkta pay sahibi olmaya gerek yoktur. Esas sözleşme ile belirlenmiş veya genel kurul tarafından atanmış tasfiye memurları veya bu görevi yürüten yönetim kurulu üyeleri genel kurul tarafından her zaman azil olunabilirler. Pay sahiplerinin herhangi birinin talebi üzerine dahi haklı nedenler varsa, mahkeme tasfiye memurlarını azlederek yenilerini seçebilir. Tasfiye memurlarının seçim ve azilleri ticaret siciline tescil ve ilan ettirilmelidir.

Tasfiye Memurlarının Yetkileri

Tasfiye halindeki ortaklığın yönetim ve temsil organları tasfiye memurlarıdır. Tasfiye memurları bu sıfatla ortaklığı mahkemelerde temsil, sulh, feragat, kabul ve tahkime yetkilidirler. Genel kurul aksine karar vermedikçe ortaklık aktiflerini pazarlık yolu ile dahi satabilirler. Tasfiye işlerinin gereğinden olan konularda genel kurulu toplantıya çağırabilirler. Tasfiye memurları kural olarak birlikte hareket ederler. Ancak sözleşme veya genel kurul kararı ile ortaklığı tek başlarına temsil yetkisi de verilebilir, bu takdirde tescil ve ilan gereklidir. Tasfiye memurları yetkilerini bizzat kullanmalıdırlar, diğer bir tasfiye memuruna veya bir üçüncü kişiye devredemezler. Ancak belirli bir iş veya işlem için içlerinden birini veya bir üçüncü kişiyi vekil atayabilirler. Tasfiye memurlarının yasal olarak sahip oldukları bu yetkiler genel kurul tarafından daraltılıp genişletilebilir. Yetkilerin daraltılması, tescil ve ilan edilince, iyiniyet sahibi üçüncü kişilere karşı dahi hüküm ifade eder. Tasfiye memurları tarafından ortaklık adına düzenlenen tüm evrak ve senetlerin Tasfiye halinde X anonim ortaklığı tasfiye memurları ibaresi eklenerek, tasfiye memurları tarafından imzalanması şarttır.

Tasfiye Memurlarının Görevleri

Başlangıç Envanteri ile İlk Bilançonun Düzenlenmesi

Tasfiye memurlarının ilk görevi, ortaklık tasfiyeye girdiği andaki durumu saptamaktır. Bu amaçla tasfiye memurları bir envanter ve bilanço hazırlarlar ve genel kurulun onayına sunarlar.

Defter Tutma

Tasfiye memurları tasfiyenin selametini sağlamak için gerekli defterleri tutmakla yükümlüdürler.

Alacaklıların Çağrılması

Hazırlanan envanter ve bilanço genel kurulun onayına sunulduktan sonra alacaklı oldukları bilinen kişiler ortaklığın infisahından haberdar edilir ve alacaklarını bildirmeye davet edilirler.

Ortaklığın Girişilmiş İşlerinin Tamamlanması ve Aktiflerinin Paraya Çevrilmesi

Tasfiye memurları, ortaklığın cari işlemlerini tamamlamak ve aktifleri nakde çevirmekle yükümlüdürler. Sözleşmede hüküm bulunmadığı ve genel kurulun karar almadığı hallerde, aktiflerin paraya çevrilmesi şeklini tasfiye memurları belirlerler.

Borçları Ödeme

Tasfiye memurları ilk tasfiye bilançosu ve alacaklıların daveti sonucu anlaşılan duruma göre, ortaklık borçlarının mevcudundan fazla olmadığı belirlendiği takdirde, bu borçları ödemekle yükümlüdürler. Aktifler pasifi karşılamıyorsa, mahkemeye başvurarak ortaklığın iflasını istemek zorundadırlar.

Ara Bilanço Hazırlama ve Ortaklara Bilgi Verme

Tasfiye uzun sürecekse, tasfiye memurları her yıl sonu için ara bilanço düzenleyerek genel kurula sunarlar. Ortaklara tasfiye işleri hakkında her zaman bilgi ve istedikleri takdirde imzalı belge vermeye zorunludurlar.

Tasfiye Bakiyesini Dağıtma

Tasfiye sonucunda ortaklık borçları tamamen ödenmiş olsa dahi, bakiye hemen pay sahiplerine dağıtılmaz. Dağıtma yapılabilmesi için alacaklılara yapılan davetten itibaren bir yıl geçmiş olması gerekir.
Tasfiye bakiyesinin pay sahiplerine dağıtılmasında ortaklık sözleşmesi hükümlerine uyulur.

Ortaklık Defterlerinin Saklanması

Tasfiye sonucunda ortaklık defter ve belgeleri, tarihlerinden itibaren 10 yıl süre ile saklanmak üzere notere teslim edilir. Buna ait ücret ortaklık mevcudundan ödenir.

Ortaklığın Ticaret Sicilinden Kaydının Silinmesi

Tasfiyenin sona ermesi üzerine, ortaklığa ait ticaret unvanının silinmesi tasfiye memurları tarafından sicil memurluğundan talep edilir. Talep üzerine silinme tescil ve ilan olunur ve tüzel kişilik sona erer.

Tasfiye Sırasında Organların Durumu

Ortaklık tasfiye haline girince, organların görev ve yetkileri tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan ancak nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan işlerle sınırlanır.

İcra-İflas Kanunu Hükümleri Uyarınca Tasfiye

Anonim ortaklık iflas suretiyle infisah etmiş ise veya tasfiye sırasında iflas kararı alınmışsa, tasfiye iflas yolu ile İcra ve İflas Kanunu hükümlerince yapılır. (A) anonim ortaklığının yetkilileri, genel kurulda fesih kararı alınması üzerine ticaret sicili memuruna başvurarak, ortaklığın sicilden terkini talep etmişler, fakat bu talepleri ret edilmiştir. Red kararı haklı mıdır? Evet haklıdır, çünkü sona erme nedenlerinden birinin gerçekleşmesi ile, anonim ortaklık kural olarak tasfiye haline girer. Tasfiye işlemlerinin tamamlanmasından sonra ortaklığın ticaret sicilinden terkini olanaklı hale gelir.

Limited Ortaklığın Tanımı

İki veya daha fazla gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulan, ortaklarının sorumu yükümlendikleri sermaye ile sınırlı ve esas sermayesi belirli olan ortaklığa limited ortaklık denir. Bu tanımda limited ortaklıkların belirli unsurları yer almakla beraber, tanımın tam olduğu söylenemez. Daha başarılı bir tanım şöyle verilebilir: Limited ortaklık bir unvan altında, bankacılık ve sigortacılıktan başkaca ekonomik amaç ve konular için kurulan, sermayesi belirli, ortakların sorumu, yükümlendikleri sermaye payları ile sınırlı, hak ehliyeti işletme konusu ile sınırlı, tüzel kişiliğe sahip, en az iki, en çok elli ortak tarafından kurulan bir ticaret ortaklığıdır. Bu tanımın unsurlarını inceleyelim:

Amaç ve Konu

Limited ortaklıklar kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilirler. Şu kadar ki, esas sözleşmede ortaklık konusunun sınırlarının açıkça gösterilmiş olması şarttır. Aynı fıkranın son cümlesine göre, limited ortaklıklar sigortacılıkla uğraşamazlar. Bankalar Kanununa göre, limited ortaklıklar bankacılıkla da uğraşamazlar.

Sermaye ve Paylar

Sermaye

Limited ortaklığın sermayesinin belirli ve paylara bölünmüş olması gerekir. Bu sermaye 5.000 Türk Lirasından aşağı olamaz. Bakanlar Kurulu bu miktarı 10 katına kadar artırabilir. Sermaye nakit demektir. Nakidden başkaca bir hak veya ayın sermaye olarak konulmuşsa, bunun niteliği ve biçilen değer sözleşmeye yazılmalıdır. Emek ve ticari itibar sermaye olarak konulamaz. Türk Hukukunda limited ortaklığın sermayesi belirli ve tamamı ortaklarca yükümlenilmiş olmalıdır. Sözleşme usulüne uygun değiştirilmedikçe sermaye ne arttırılabilir, ne azaltılabilir.

Paylar

Limited ortaklıkta her ortağın bir payı vardır. Payların en az 25 Türk Lirası veya bunun katları değerde olması gereklidir. Payların birbirine eşit olması şart değildir. Devir için bölme ve mirasın bölüşülmesi durumu dışında, ortağın payı bölünmez bir bütündür. Ortakların payları için kıymetli evrak niteliğine sahip pay senedi çıkarılamaz.

Ortakların Sınırlı Sorumu

Limited ortaklıkta ortakların sorumu, yükümlenmiş oldukları sermaye payı ile sınırlıdır. Yükümlenilen sermaye payının ortaklığa ödenmesi veya konulması ile ortağın sorumu kesin olarak son bulur. Yerine getirilmeyen sermaye yükümünden dolayı ortak, ortaklık alacaklılarına değil, ortaklığa karşı sorumludur.

Ortak Sıfatı

Limited ortaklıklarda ortak sayısı ikiden az ve elliden çok olamaz. Ortak sayısının bire inmesi, ortaklığın infisahı için bir neden olmakla beraber, uygun bir süre içinde ortak sayısı ikiye çıkartılarak fesih önlenebilir. Kanunda açıklık olmamakla beraber, ortak sayısının elliyi aşması halinde aynı esas uygulanmalı ortaklığa ortak sayısını elliye indirmesi veya anonim ortaklığa dönüşmesi için uygun süre verilmeli, bu sürede bu sonuçlardan birisi elde edilmezse, ortaklığın feshine gidilmelidir. Limited ortaklığa gerçek ve tüzel kişiler ortak olabilirler. Bu açıdan gerek gerçek ve gerek tüzel kişilerde, anonim ortaklıklara kurucu ortak olmak için gerekli nitelikler aranır. Limited ortaklıkta ortak sıfatının devren kazanılması mümkün olabilir.

Tüzel Kişilik ve Hak Ehliyeti

Limited ortaklık, bir ticaret ortaklığı olması nedeni ile kanun gereğince tüzel kişiliğe ve tacir sıfatına sahiptir. Ortaklık tüzel kişiliği, ticaret siciline tescil anında kazanır. Hak ehliyeti sözleşmede gösterilen işletme konusu ile sınırlıdır.

Limited Ortaklığın Kuruluşu

Türk Ticaret Kanununa göre, limited ortaklığın kuruluşunda iki aşama yer alır: Sözleşmenin düzenlenmesi, tescil ve ilan.

Sözleşmenin Düzenlenmesi

Limited ortaklığın kuruluşunda ilk aşama sözleşmenin düzenlenmesidir. Sözleşme, kurucu ortaklar tarafından düzenlenir. Bunlar ikiden az, elliden çok olamazlar. Limited ortaklıkta kurucu ve kurucu gibi sorumluluk, anonim ortaklıklardaki esaslara tabidir.

Şekil

Limited ortaklık sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve bütün kurucuların imzalarının noterce onanması şarttır. İmzaların noterce onanması, sözleşmeye atılan imzaların kuruculara ait olduğunu belgelemek içindir.

Sözleşmenin İçeriği

Sözleşmede Bulunması Zorunlu Hususlar

Limited ortaklık sözleşmesinde bulunması zorunlu hususlar şunlardır. Ortaklığın ticaret unvanı ile merkezi: Limited ortaklıkların unvanları, adlarıdır. Diğer ticaret ortaklıklarından farklı olarak limited ortaklıklarda, ortaklık tarafından düzenlenecek mektup, evrak ve belgelerde ortaklık unvanı ile birlikte esas sermaye miktarının da gösterilmesi şarttır. Merkeze gelince, ortaklığın merkezi tüzel kişinin kanuni yerleşim yeridir. İşletme konusu: Ortaklık sözleşmesinde ortaklık işletme konusunun açık olarak yazılması gerekir. Çünkü, sözleşmede gösterilen işletme konusu ortaklığın hak ehliyetinin sınırlarını da çizer. Limited ortaklıklar sigortacılık ve bankacılık yapamazlar. Esas sermaye ile her ortağın yükümlendiği sermaye miktarı: Limited ortaklığın esas sermayesinin en az 5 bin TL olması gerekir. Esas sermaye tescil ve ilan edilmelidir. Sermayenin artırılması veya eksiltilmesi sözleşme değişikliği ile mümkündür. Limited ortaklığa nakit, ayın ve haklar sermaye olarak konabilir. Ticari itibar ve emek sermaye olarak konamaz. Sözleşmede her ortağın pay miktarı açıkça gösterilmelidir. Paylar birbirine eşit olmayabilir. Ortaklığın yapacağı ilanların şekli: Tacirin ilana tabi işlemlerinin ilanının kanunca yapılması gerekir. Limited ortaklık da bir tacir olması nedeni ile ilanları, ilk önce ve mutlaka kanuna göre yapılmalıdır. Ortaklık bundan başka şekilde ilan yapmak isterse, bu husus da sözleşmeye konabilir. Ortaklığın süresi: Anonim ortaklık süresinin sözleşmede gösterilmesi zorunlu olmadığı halde, limited ortaklıklarda bu zorunlu bir koşul olarak aranmıştır. Sözleşmede Bulunması İsteğe Bağlı Hususlar Limited ortaklık kurucuları, yukarıda açıklanan bu zorunlu hususların yanında, emredici hükümlere aykırı olmamak koşulu ile, sözleşmeye istedikleri hükümleri koyabilirler. Bunlar, karın dağıtımı, ortaklığın yönetimi, tasfiyesi ve başkaca hususlara ilişkin olabilir.

Tescil ve İlan

Esas sözleşme düzenlenip kurucuların imzalarının noterce onanmasından sonra ikinci aşamaya geçilir. Bu aşamada, müdürler bir dilekçe ile ortaklık merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline başvururlar.
Dilekçede şu hususların yer alması gerektir:
·          Bütün ortakların ad ve soyadları, yerleşim yerleri, uyruklukları,
·          Her ortağın yükümlendiği sermaye ile ödediği sermaye miktarı,
·          İster ortak, ister üçüncü kişi olsun, müdürlerin ad ve soyadları,
·          Ortaklığın ne şekilde temsil edileceği.
Sicil memuru gerekli incelemeleri yapar ve talebi uygun görürse ortaklığı tescil ve ilan eder. Bir eksiklik görürse tamamlanmasını talep eder veya tescil ve ilan talebini reddeder. Red kararına karşı, Ticaret Mahkemesine ve onun kararına karşı da Yargıtay’a başvurma yolu açıktır. Limited ortaklık tescil ile tüzel kişilik ve hak ehliyetini kazanır. Tescilden önce ortaklık adına işlemlerde bulunanlar, bireysel ve zincirleme olarak sorumlu olurlar. Bununla beraber, bu işlemlerin ileride kurulacak ortaklık adına yapıldığı karşı tarafa açıkça bildirilmiş ve ortaklık, kurulduktan sonra 3 ay içerisinde bu işlemleri üstlenmişse, bu kişiler sorumluluktan kurtulur, artık sadece ortaklık sorumlu olur.
Bankacılık konusunda faaliyet göstermek isteyen 10 arkadaş bir araya gelerek, bir limited ortaklık kurmak amacıyla çalışmaya başlamışlardır. Bir süre sonra içlerinden biri, amaçlarını gerçekleştirmek için önlerinde bir yasal engel bulunduğunu duymuştur. Bu duyum doğru mudur? Evet doğrudur, çünkü limited ortaklıklar bankacılıkla uğramazlar. Bankalar Kanununa göre, bankaların anonim ortaklık şeklinde kurulmaları zorunludur.
Limited ortaklığın kanunda öngörülen organları ortaklar kurulu ve müdürlerdir. Ortak sayısı yirmiyi aşarsa bir de denetleme kurulu oluşturulmalıdır. Sözleşme ile başka organların öngörülmesi de mümkündür. Ortaklığın zorunlu organlarından birisinin olmaması, bu eksiklik uygun bir sürede tamamlanmazsa, ortaklık için bir fesih nedeni oluşturur.

Ortaklar Kurulu

Ortaklar kurulu limited ortaklığın en yüksek irade ve karar organıdır. Ortak sayısı yirmiden çok ise, anonim ortaklıklarda genel kurul toplantılarına ilişkin hükümler limited ortaklıklar ortaklar kurulu toplantısına da uygulanır. Ortak sayısı yirmi veya yirmiden az ise kurul, kararlarını ortakların yazılı oyları ile de alabilir.

Yetkileri

Ortaklar kurulu bir üst organ olması nedeni ile geniş yetkilere sahiptir. Müdürleri ve sözleşmede öngörülen diğer organları seçmek ve azletmek yetkisi içerisindedir. Kurul, kararları ile ortaklık faaliyetlerine ve hatta hayatına egemen olur. Ortaklık sözleşmesini değiştirebilir, hatta ortaklığı feshedebilir.

Yetkilerin Sınırı

Ortaklar kurulunun yetkileri çok geniş olmakla beraber, sınırsız değildir. Bu yetkiler şu yönlerden sınırlandırılmıştır:

İşletme Konusu

Limited ortaklıkların hak ehliyetinin sınırları çizilmiş bulunmaktadır. Ortaklar kurulu ancak ortaklık sözleşmesinde gösterilen veya sözleşmede gösterilmemişse bile, kanunda açık olarak izin verilen istisnai konularda karar alabilir. Başka hallerde karar alamaz, almışsa bu karar yok hükmündedir.

Üçüncü Kişilerin Hakları

Ortaklar kurulu, kararları ile üçüncü kişilerin hakları üzerinde de etkili olamaz. Örneğin, ortaklıkla bir üçüncü kişi arasındaki sözleşmeyi değiştiremeyeceği gibi, feshedilmiş de sayamaz. Ortaklığa karşı üçüncü kişi durumunda olanların, ortaklık tarafından tek taraflı olarak haklarının ihlal edilemeyeceği açıktır.

Diğer Organlara Özgü Yetkiler

Sözleşmeye hüküm konulmak sureti ile ortaklar kurulunun yetkileri, hukuki işlevi ile bağdaştırılabilmek kaydı ile genişletilebilir. Ancak, kanun veya sözleşmede öngörülen diğer organlara özgü yetkiler ortaklar kuruluna devredilemez. Ortaklar kurulu bir karar organıdır. Kanunda açıklık olmamakla beraber, olağan ve olağanüstü işlemlerde karar yetkisinin müdürlerde olduğu söylenebilir. Kanımca olağanüstü işlemlerin bir kısmında karar yetkisi ortaklar kuruluna verilebilir,ancak ortaklar kurulu devamlı bir organ niteliğinde olmadığından, ortaklık günlük işlerinin çevrilmesi için gerekli asgari karar yetkisi müdürlerden alınamaz. Temsil yetkisi müdürlerdedir, ortaklar kurulu ortaklığı temsil edemez. Ortaklar kurulu; kanun veya sözleşme ile diğer organlara verilmiş görevleri de üstlenemez. Örneğin, ortaklık defterini tutamaz, bilançoyu düzenleyemez.

Ortakların Kişisel (Bireysel) Hakları

Ortaklar kurulu, kararlarını kanunda öngörülen yetersayılarla alır. Ancak bu kararlar, ortakların bireysel haklarını ihlal edemez. Aksi halde, kurulun bu gibi kararlarına karşı ortaklar iptal davası açabilirler.

Yetkilerin Devri

Devredilebilen Yetkiler

Ortaklar kurulunun sahip olduğu yetkiler, kendisine özgü olanlar dışında, diğer organlara devredilebilir.

Ortaklar Kuruluna Özgü Yetkiler

Ortaklar kuruluna kanunla tanınan bazı yetkiler, nitelikleri gereği ancak ve sadece ortaklar kurulu tarafından kullanılabilir, başka bir organa sözleşme ile bile devredilemez. Bu yetkiler şu şekilde sıralanmıştır:
·          Ortaklık sözleşmesini değiştirmek,
·          Müdürleri seçmek ve azletmek,
·          Müdür olmayan ortaklara tanınan denetim hakları saklı kalmak kaydı ile denetçileri seçmek ve azletmek,
·          Kar ve zarar hesabını ve bilançoyu onamak ve safi karın kullanma şeklini belirlemek,
·          Müdürleri aklamak,
·          Payların bölünmesi hakkında karar vermek,
·          Kuruluş veya yönetim işlerinden dolayı ortaklığın kendi organlarına veya ayrı ayrı ortaklara karşı sahip olduğu giderim taleplerini ileri sürmek.

Ortaklar Kurulunun Sorumu

Ortaklar kurulu, bir karar organı olması, yürütme yetkisi bulunmaması nedeni ile kural olarak sorumlu değildir. Sorum, ortaklar kurulu kararlarını uygulayan organlara ve bu organların üyelerine aittir. Bunlar sorumdan kurtulmak isterlerse, mahkemeden kararın iptalini talep etmelidirler. Ortaklar kurulu, organ sıfatına sahip olmakla beraber, kararlarını yürütme yetkisi olmadığından, haksız fiil de işleyemez, bu nedenle de sorumlu olamaz.

Ortaklar Kurulunun Toplanması

Ortak Sayısı Yirmiden Fazla İse

Ortak sayısı yirmiden fazla ise, anonim ortaklık genel kurul toplantılarına ilişkin hükümler, ortaklar kurulu toplantılarına da uygulanır. Bu nedenle, genel kurulların toplantıya çağrılma merasimi, toplantı zamanı ve türleri, bunlara uymamanın yaptırımları, kanun hükümleri saklı olmak koşulu ile anonim ortaklıklarda olduğu gibidir. Ortaklar kurulu, müdürler tarafından yılda bir kez ve iş yılının sona ermesini izleyen 3 ay içerisinde toplantıya çağrılacağı gibi, ortaklık sözleşmesi hükümlerine göre veya ortaklık çıkarları gerektiriyorsa olağanüstü toplantıya da çağrılabilir. Ortaklık sermayesinin 1/10'unu temsil eden ortak veya ortaklar, kurulunun toplantıya çağrılmasını yazılı olarak müdürlerden talep edebilirler. Müdürler uygun süre içerisinde bu talebe uymazlarsa, öneri sahiplerinin talebi üzerine mahkemece ortaklar kurulunun toplantıya çağrılmasına karar verilir. Anonim ortaklıktan farklı olarak burada, mahkemeye başvurmadan önce denetçilere başvurmaya gerek yoktur. Mahkeme de sadece başvuru sahiplerinin sermayenin 1/10'una sahip olup olmadıklarını araştıracaktır. Toplantıya çağrı ortaklık sözleşmesinde gösterilen şekilde, sözleşmede bu hususta bir hüküm yoksa, taahhütlü mektupla ve toplantıdan en az 5 gün önce ve gündem bildirilmek suretiyle yapılır. Bütün ortaklar, içlerinden hiçbiri itirazda bulunmadığı takdirde, toplantıya çağırma hakkındaki merasime uymaksızın genel kurul olarak toplanabilirler. Böyle bir toplantıda bütün ortaklar hazır bulunmak koşulu ile ortaklar kurulunun yetkisine giren konular görüşülerek karara bağlanabilir. Ortak Sayısı 20 ve Yirmiden Az İse, ortaklar kurulunun karar alması için mutlaka toplantı yapılması zorunluluğu yoktur. Kararlar ortakların yazılı oyları ile de alınabilir. Bununla beraber, sözleşme ile bu durumda bile toplantı yapılarak karar alınması öngörülebilir.

Toplantı ve Karar Yetersayıları

Toplantı Yetersayısı

Kanunumuzda, ortaklar kurulunun toplantı yetersayısı hakkında bir hüküm yoktur. Bununla beraber karar yetersayısı olarak, kararların niteliğine göre çeşitli yetersayılar öngörülmüştür. Bu nedenle, ortaklar kurulu usulünce toplantıya çağrılmış olmak, oylamada gerekli karar yetersayısı elde edilmek koşulu ile kararlarını alır.

Karar Yetersayıları

Kanunda toplantı yetersayısı öngörülmemiş olmasına karşın, biri sermayeye diğeri oya göre ikili bir karar yetersayısı öngörülmüştür. Ortaklar kurulunda bir karar oluşabilmesi için, önce o öneri lehine, ortaklık sermayesinin hiç olmazsa yarısından fazlasının oy vermesi gerekir, aksi takdirde karar hükümsüzdür. Ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça her ortağın oy hakkı koyduğu sermaye miktarına göre hesaplanır. Her 25 Türk Lirası bir oy hakkı sağlar. Kararın oluşması için, sermayenin yarısından fazlasına sahip olan ortakların karar lehine oy kullanması gerekir. Ortaklar kurulunda her ortağın oy hakkı vardır. Oy hakkından yoksunluğa ilişkin sözleşmeye konulacak kayıtlar hükümsüzdür. Sadece hakkında ibra kararı verilecek ortak, bu kararın alınmasında oy kullanamaz.

Ortaklar Kurulu Kararlarına Karşı Kanun Yolları Hükümsüzlüğün Saptanması

Gerekli sermaye yeter sayısı ile alınmayan kararlar hükümsüz oldukları için, her ilgili, herhangi bir süre ile bağlı olmaksızın, mahkemeye başvurarak bu hükümsüzlüğün saptanmasını isteyebilir.

İptal Davası

Anonim ortaklık genel kurul kararlarının iptali hakkındaki hükümler burada dahi uygulanır kanuna, sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı ortaklar kurulu kararları iptal davasına konu olabilirler. Bu davayı, ortaklar ve kararın uygulanması kişisel sorumlarını gerektiriyorsa müdürler ve denetçiler açabilir.

Müdürler

Müdür Sıfatı

Limited ortaklık müdürler tarafından yönetilir ve temsil edilir. Müdürlerin sözleşmede gösterilmesi zorunlu değildir. Buna karşılık ortaklığın tescili için sicil memurluğuna verilecek dilekçede gösterilmeleri, tescil ve ilan edilmeleri gerekir. Müdürlerin ortak olması zorunlu değildir. Ortaklık sözleşmesi veya ortaklar kurulu kararı ile ortaklığın yönetim ve temsili ortak olmayan müdür veya müdürlere bırakılmış olabilir. Sözleşme ile veya ortaklar kurulu kararı ile aksi kararlaştırılmamışsa, ortakların tümü, müdür sıfatına kanunen sahip olur ve ortaklık yönetim ve temsilini birlikte gerçekleştirirler. Kuruluştan sonra ortaklığa giren ortaklar, bu konuda genel kurulun bir kararı olmadıkça, ortaklığı yönetme ve temsile yetkili ve yükümlü değildir.

Görev ve Yetkileri

Müdürler limited ortaklığı yönetir ve temsil ederler. Yönetim görevi iç ilişkiyi ilgilendirdiğinden, sözleşme ile veya kararla istenildiği gibi bölünebilir ve sınırlanabilir. Buna karşılık, temsil yetkisinin bölünmesi söz konusu değildir, sınırlandırılması anonim ortaklıklarda temsil yetkisinin sınırlanması esaslarına tabidir. Limited ortaklar arasında bir tüzel kişi varsa ve bu kişiye temsil yetkisi verilmek isteniyorsa, o tüzel kişinin temsilcisi olarak limited ortaklığın temsil ve yönetimini üzerine almış bulunan gerçek kişi, limited ortaklığın temsilcisi olarak tescil ve ilan edilir. Ortaklık adına yapılacak yazılı beyanlarda, ortaklık unvanı altında müdürlerin imzalarının bulunması şarttır. Ortaklık tarafından düzenlenecek mektup, evrak ve belgelerde ortaklık unvanı ile birlikte esas sermaye miktarının gösterilmesi de şarttır. Ortaklık sermayesinin yarısı yitirilmiş ise veya borçlarının mevcudundan fazla olduğu yahut ortaklığın aciz halinde bulunduğu kuşkusunu uyandıran bir durum varsa; müdürler, işlemleri yapmakla görevlidirler. Ortaklık defterlerini tutmak, kar ve zarar hesabı ile bilançoyu hazırlamak da müdürlerin görevlerindendir. Müdürler, sözleşmede aksine hüküm olmadıkça ortaklık adına ticari mümessil ve bütün işletmeyi yönetme yetkisine sahip ticari vekil atayamazlar. Aksi halde sorumlu olurlar. Bununla beraber her müdür, ortaklar kurulu tarafından atanmış olsa dahi, ticari mümessil ve ticari vekilleri azil yetkisine sahiptir.

Rekabet Yasağı

Müdür olan bir ortak, diğer ortakların rızası olmadan şirketin uğraştığı ticaret dalında ne kendisi ne de başkası hesabına iş göremeyeceği gibi başka bir işletmeye sınırsız sorumlu ortak, komanditer ortak veya limited ortaklığın üyesi sıfatı ile katılamaz. Bu yasak sözleşmeye konacak hükümle bütün ortaklara yayılabilir.
Yeni kurulmuş bir limited ortaklıkta ortaklardan birisi, sözleşme ile müdür atamadıklarını, bunun yasal bir eksiklik olduğunu ve hemen bir müdür atamak zorunda olduklarını diğer ortaklara bildirmiştir. Bu ortak haklı mıdır? Hayır değildir, çünkü limited ortaklıklarda sözleşme veya ortaklar kurulu kararı ile aksi kararlaştırılmamışsa, ortakların tümü müdür sıfatına sahip olur, ortaklığı birlikte yönetir ve temsil ederler.

Müdürlerin Görevlerinin Sona Ermesi

Ortak müdürlere ait yönetim ve temsil yetkilerinin kaldırılması hakkında, kollektif ortaklara ilişkin kanun hükümleri uygulanır. Ortak olmayan müdür, genel kurul kararı ile her zaman azledilebilir. Azlolunan müdürün sözleşmeden doğan hakları saklıdır.

Müdürlerin Sorumu

Müdürlerin ortaklığın yönetim, temsil ve bu işlemlerden doğan sorumları hakkında anonim ortaklıkların yönetim kurulu üyelerinin sorumuna ilişkin hükümler uygulanır.

Denetçiler

Ortak sayısı yirmiyi aşan limited ortaklıklarda en az bir denetçi bulunur. Kanun, denetçilerin birden çok olabileceğine değinmekle beraber, herhangi bir tavan sayı öngörmemiştir. Ancak, başka hüküm bulunmadığı takdirde anonim ortaklıklardaki denetçilere ait hükümler limited ortaklık denetçilerine de uygulanır, hükmünü getirdiğine göre, kanımca denetçi sayısı limited ortaklıkta da beşi aşamaz.
Ortakların Kişisel Nitelikteki Hak ve Borçları

Yönetim Hakkı

Limited ortaklık ortağının bu sıfatla yönetim hakkı, sadece ortaklar kurulu toplantılarına katılmak ve oyunu kullanmaktan ibarettir. Ortak, müdür sıfatına da sahip ise, yönetim hakkını bu sıfatla kullanır.

Temsil Yetkisi

Ortağın ortaklığı temsil yetkisi yoktur. Temsil yetkisi müdürlere aittir.

Denetleme Hakkı

Ortak sayısı yirmiden fazla ise, denetim denetçilere aittir. Ortak sayısı 20 veya yirmiden az ise, müdür sıfatına sahip olmayan ortak, denetleme hakkına ortak sıfatı ile sahiptir.
Ortaklar Kurulu Kararlarına Karşı Hükümsüzlüğün Tespiti veya İptal

Davası Açma Hakkı

Limited ortaklık ortağının, ortaklar kurulunun gerekli sermaye yeter sayısı ile alınmamış kararlarının hükümsüzlüğünü tespit ettirme hakkı vardır. Ayrıca kanuna, sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı ortaklar kurulu kararlarına karşı iptal davası açabilirler.
Ortaklığın Feshini Mahkemeden Talep Hakkı
Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, ortaklığın feshini mahkemeden talep ve dava edebilir.

Ortaklıktan Çıkma

Her ortak, ortaklık sözleşmesine konulacak bir hükümle, ortaklıktan çıkma hakkını kullanabilir. Haklı sebeplerin varlığı halinde sözleşmede böyle bir hüküm olmasa bile, ortaklıktan çıkmasına izin verilmesini mahkemeden talep ve dava edebilir.

Ortakların Parasal Nitelikteki Hak ve Borçları

Sermaye Borcu

Her ortak, ortaklık sözleşmesi ile üstlendiği sermaye borcunu yerine getirmekle yükümlüdür. Pay sahibinin asli borcu budur. Sözleşmede aksine hüküm bulunmadığı takdirde, ortaklar sermaye borçlarını nakit olarak ve belirlenen sürede ödemekle yükümlüdürler. Sermayenin azaltılması hali dışında, ortağın ortaklığa koymayı yükümlendiği sermaye borcu ertelenemeyeceği gibi, ortakların bu borçtan ibra edilmeleri de uygun değildir. Sermaye koyma borcunu süresi içersinde yerine getirmeyen ortak, temerrüt faizini ve ortaklık sözleşmesinde bir cezai şart öngörülmüşse bunu da ödemekle yükümlüdür. Sermaye borcunu yerine getirmeyen ortak, noter aracılığı ile 15 günden az olmamak üzere iki kez yapılacak uyarıya rağmen yine borcunu yerine getirmezse, ortaklıktan çıkarılabilir. Çıkarılan ortağın ödemediği borçtan dolayı sorumu eskisi gibi devam eder.

İkincil Yükümler

Ortaklık sözleşmesine bir hüküm koymak koşuluyla, ortaklara periyodik nitelikte ikincil yükümler de yüklenebilir. Bu ikincil yükümleri yerine getirmeyen ortak ortaklığa karşı giderimle yükümlü olur.

Kar Payı

Ortakların, ortaklık karına katılma oranları ortaklık sözleşmesi ile istenildiği gibi düzenlenebilir. Sözleşmede bu konuda bir hüküm yoksa, ortaklar sermaye koyma borçlarını yerine getirdikleri oranda, yıllık bilançoya göre elde edilmiş safi kardan pay alırlar. Ortaklara kar dağıtabilmek için usulüne uygun tutulmuş bir bilançoya göre dağıtılabilecek kar gerçekleşmiş olmalıdır. Haksız yere alınan kar payını ortak geri vermekle yükümlüdür.Ortak iyiniyet sahibi ise, geri verme borcu, ortaklık alacaklarının haklarını ödemek için gerekli miktarı aşamaz.

Faiz

Limited ortaklıklarda ortaklar, koymuş oldukları sermaye için faiz alamazlar. Ortaklığın konusu, faaliyete geçmesi bir zamana ihtiyaç gösterse bile durum değişmez.

Tasfiye Bakiyesi

Limited ortaklık ortakları, ortaklığın tasfiyesi sonundaki tasfiye bakiyesi üzerinde de mali bir hakka sahiptirler. Tasfiye bakiyesi ortaklık sözleşmesinde öngörülen şekilde, sözleşmede özel bir hüküm yoksa, ödenmiş sermaye iade edilip, kalıntı kar ve zarar paylarına oranla, ortaklara dağıtılır.
Türk Hukukunda limited ortaklıklar tüzel kişiliğe sahip ve ortaklarından bağımsız bir varlıktır. Devamı süresince ortaklar arasında değişiklikler olabilir. Ortaklıktaki pay, belirli koşullar altında başkasına devredilebileceği gibi, bir ortak ortaklıktan çıkabilir, çıkarılabilir, ortaklığa yeni bir ortak alınabilir. Bütün bu değişiklikler ortaklık yapısında az çok değişiklik yaptığı halde tüzel kişilik yine aynı kalır.

Çıkma

Ortaklık sözleşmesi ile, ortaklara mutlak olarak ortaklıktan çıkma yetkisi tanınabileceği gibi, bu yetkinin kullanılması belirli koşullara da bağlanabilir. Sözleşmede böyle bir yetki öngörülmemiş olsa da, haklı nedenlerin varlığında her ortak, ortaklıktan çıkmasına izin verilmesini mahkemeden talep ve dava edebilir.

Ortaklıktan Çıkarılma

Ortaklığın İnfisahını Önlemek İçin Çıkarılma

Limited ortaklık ortaklıklarından birisinin iflası halinde, iflas idaresi en az 6 ay öncesinden ihbar etmek koşulu ile ortaklığın feshini isteyebilir. Ortaklardan birisinin payını haczettirmiş alacaklı da aynı hakka sahiptir. Bu durumda, diğer ortaklar ortağın payının satılmasına veya koymuş olduğu sermayesinin gerçek bedelinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmasına karar verebilirler.

Haklı Sebeplerle Mahkeme Kararıyla Çıkarılma

Esas sermayenin yarısından fazlasına sahip bulunan ortakların mutlak çoğunluğu tarafından rıza gösterilmesi şartı ile, ortaklık haklı sebeplerden dolayı bir ortağın ortaklıktan çıkarılmasını mahkemeden isteyebilir.

Payın Devri

Kural olarak limited ortaklıkta payın devri mümkün olmakla beraber, devir birtakım koşullarla sınırlandırılmıştır. Payın devrinin ortaklığa karşı ileri sürülebilmesi için durumun ortaklığa bildirilmiş ve pay sahipleri defterine kaydedilmiş olması gerektir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, devir hususunun pay defterine kaydedilebilmesi için ortaklardan en az dörtte üçünün rızası ve bunların esas sermayesinin en az dörtte üçüne sahip olmaları şarttır. Ancak pay, miras veya karı koca mallarının idaresine ilişkin hükümler gereğince kazanılırsa izne gerek yoktur. Payın devri veya devir vaadi sözleşmesinin, taraflar arasında dahi geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılmış ve imzaların noterce onanmış olması gerekir. Ayın sermaye konulması karşılığı elde edilen pay, ortaklığın kuruluşunu izleyen 3 yıl içerisinde başkasına devredilemez. Sözleşmede aksi öngörülmemişse, pay bir bütün olarak devredilebileceği gibi, 25 Türk Lirasından aşağı olmamak üzere bölünerek kısmen de devredilebilir. Ancak bölme ve devir işlemlerinin tam olması için, bu halde de, payın devri hakkındaki hükümlerin uygulanması şarttır. Paylar hakkında ortaklıkta bir defter tutulur. Ortakların ad ve soyadları, pay miktarları, gerçekleşen ödemeler, payların devri ve bu hususlarla ilgili diğer değişiklikler bu deftere kaydolunur. Her takvim yılı başında pay sahipleri defterlerinin son durumu bir liste olarak müdürlerin imzası ile ticaret siciline verilir. Bu defterin gereği gibi tutulmamasından müdürler sorumludur.

İnfisah

Limited ortaklık şu hallerde infisah eder:
·          Ortaklık sözleşmesinde yazılı nedenlerle
·          Ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça, esas sermayenin 3/4'üne sahip olan ortakların 3/4'ünü oluşturan bir çoğunluk tarafından verilecek kararla
·          Ortaklığın iflasına karar verilmesi ile
·          Ortaklardan birisinin talebi ile haklı nedenlerden dolayı mahkeme kararıyla
·          İflas eden ortağın iflas idaresi veya ortağın ortaklıktaki payını haczettiren alacaklısının en az 6 ay evvelden yaptığı feshi ihbar ile
·          Ortaklık sermayesinin 2/3'ü yitirilmiş olduğu halde genel kurul sermayenin tamamlanmasına veya 1/3 ile yetinmeye karar vermezse

Tasfiye

Ortaklık infisah etmekle tasfiye haline geçmiş olur. İflas hali dışında tasfiye, tasfiye memurları tarafından yapılır. Anonim ortaklıkların tasfiye memurlarının tayin ve azli, tasfiyenin yürütülmesi, ticaret sicilindeki kaydın silinmesi ve ticari defterlerin saklanması ve tasfiye memurlarının sorumluluğu hakkındaki hükümleri limited ortaklıklara da uygulanır.
Kıymetli evrak, hakkın senede bağlı bulunduğu, senetsiz dermeyan ve devrinin mümkün olmadığı senetlerdir.
Kıymetli Evrakın Özellikleri

Kıymetli Evrakın İçerdiği Hak Başkasına Devir Edilebilir

Bu nitelik, kıymetli evrakın en önemli özelliklerinden birisidir. Başkasına devredilemeyen bir hak, kıymetli evraka konu olamaz. Örneğin, kişilik hakları kıymetli evrakta içerilemez. İleride de görüleceği üzere, kıymetli evrakın devri, şekil yönünden farklı derecelerde (kolay ve güç) olabilir. Fakat asıl özellik olarak devredilebilme olanağının varlığı şarttır. Başkasına devredilemeyen bir hak, kıymetli evraka konu oluşturmaz.

Kıymetli Evrakın İçerdiği Hak Parasal Değeri Olan Bir Hak Olmalıdır

Kıymetli evrakın içerdiği hakkın nesnel olarak parasal bir değeri olmalıdır. Bu nedenle parasal olarak ifade edilemeyen, kişiye göre değeri öznel olarak değişen haklar kıymetli evrakta cisimlendirilemez.

Kıymetli Evrakta Hakla Senet Arasında Kuvvetli Bir Bağ Vardır

Kıymetli evraka konu oluşturan hak, bazen senetle beraber yaratılır. Bazen senetten önce vardır, fakat bir defa senet yaratılınca onunla birleşir, artık ikisini ayırmaya olanak yoktur. Hak senedi, senet hakkı izler. Senet olmaksızın hak ileri sürülemez, devir edilemez. Senet nerede ise hak da oradadır.

Kıymetli Evrakta Soyutluk İlkesi Yürürlüktedir

Kıymetli evrak, doğumuna sebep olan ilişkiden bağımsız ve soyuttur. Kıymetli evrak doğduktan sonra, doğumuna sebep olan ilişkideki bir aksaklık veya bozukluk kıymetli evrakın geçerliliğine etkili olmaz.Örneğin, (A), (B)'den 5 Yeni Türk Lirası değerinde bir mal almış, bunun için (B)'ye 5 Türk Lirası değerinde bir bono vermiştir. Satın alınan malın teslim edilmemesi veya ayıplı çıkması nedeni ile aralarındaki sözleşmenin feshedilmesi halinde, bononun ödenmesinden kaçılamaz. Satış sözleşmesi geçerli olmasa bile, bonoda ifadesini bulan hak geçerli ve doğumuna sebep olan alım satım ilişkisinden soyuttur. Bununla beraber, bu ilke kıymetli evrakın bazı devir şekillerinde, bazı kimseler arasında ve bazı kıymetli evrak tiplerinde yumuşatılmış veya tamamen ortadan kalkmıştır.

Kıymetli Evrak Ağırlaştırılmış Şekil Şartlarına Tabidir

Kıymetli evrak tiplerinin daha çok el değiştirme işlevi görme amacı ile yaratılması nedeni ve bu el değiştirmede güvenlik sağlama amacı ile, her kıymetli evrak tipi için gerekli şekil koşulları kanunda açık olarak sayılmıştır. Bu koşullardan birisi veya birkaçı yerine getirilmemişse, kanunda başkaca hüküm yoksa, kıymetli evrak doğmamış sayılır.

Kıymetli Evrak Tipleri Kanunda Sınırlayıcı Olarak Sayılmıştır

Kıymetli evrakın ağırlaştırılmış şekil şartlarına bağlanmasının bir sonucu da, kıymetli evrak tiplerinin kanunda sınırlayıcı olarak sayılması, kanunda öngörülen tip ve türler dışında yeni bir kıymetli evrak türünün yaratılamamasıdır. Böylece herhangi bir kimse, kanunda adı geçmeyen bir tip kıymetli evrak yaratamaz.

Kıymetli Evrakın Çeşitli Açılardan Ayrımı

Kıymetli evrak grubuna giren senetler, temsil ettikleri hakkın türü, bu hakkın senetle beraber doğması veya daha önceden de var olması, yaratılışlarına neden olan ilişki ile bağlılıkları bulunup bulunmaması ve devir şekilleri açılarından ayrıma tabi tutulabilirler.
Temsil Ettikleri Hakkın Türü Açısından Kıymetli Evrak
Bu yönden kıymetli evrakı, para, pay ve emtia senetleri olarak üç gruba ayırabiliriz.

Para Senetleri

Bu tip senetlerde, nakit ile ifade edilmiş bir alacak olarak görünür. Kambiyo senetleri ve tahviller bu gruba girer.

Pay Senetleri

Bunlar sermayesi paylara bölünen ve karşılığında kıymetli evrak niteliğinde pay senedi çıkarabilen ticaret ortaklıklarının (anonim ortaklık, sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklık) çıkardıkları senetlerdir ki, sermayenin belirli bir oranını temsil eder ve sahiplerine o oranda ortaklık mevkii sağlarlar.

Emtia Senetleri

Bu senetler, çeşitli emtia üzerinde ayni hak türünde bir hakkı temsil ederler. Sahiplerine ya bir şeyin mülkiyetini veya o şey üzerinde ayni bir hak sağlarlar. Makbuz senedi, varant, konişmento bu tip senetlerdendir.
Hakkın Senetten Önce Doğmuş Olup Olmaması Açısından Kıymetli Evrak
Bu bakımdan kıymetli evrak iki gruba ayrılır: Yaratıcı senetler, açıklayıcı senetler. Yaratıcı senetlerde, hak senetle birlikte doğar, daha önce mevcut değildir. Örneğin, bir bonodaki hak, bono ile birlikte, bono düzenlendiği anda doğar. Bono düzenlenmeden hak da mevcut değildir. Bono düzenlendiği anda, hak bono ile birlikte doğmuştur. Oysa, açıklayıcı senetlerde hak senedin düzenlenmesinden önce de vardır, ancak bir defa senet düzenlendi mi, artık senetle birleşir ve bir daha ayrılmaz. Örneğin anonim ortaklıklarda pay sahipliği, kuruluş veya sermaye artırımının tescili ile doğar, pay senedi çıkarılmış olması zorunlu değildir. Ancak bir defa pay senedi çıkarıldı mı, artık hakla senet birleşir, ayrı olarak dermeyan veya devir edilemez.
Yaratılmalarına Neden Olan İşlem İle İlişki Açısından Kıymetli Evrak
Bu açıdan kıymetli evrak soyut (mücerret) veya sebepli (illi) olarak iki gruba ayrılır. Soyut kıymetli evrak yaratılmakla hüküm ifade eder. Doğumlarına etken olan nedenle aralarında bir bağ yoktur. Bu temel işlem sakat veya hükümsüz olsa dahi, soyut kıymetli evrak geçerliliğini sürdürür. Esas itibariyle kambiyo senetleri bu gruptadır. Bunun yanında, geçerlikleri, yaratılmalarına sebep olan işlemin geçerlik şartına bağlı bulunan senetler arasında konişmentoyu bir dereceye kadar illi sayabileceğimiz gibi, nama yazılı senetlerin de illi sayılması gerekir.
Devir Şekilleri Açısından Kıymetli Evrak
Devir şekilleri açısından kıymetli evrak nama, emre ve hamile yazılı olarak düzenlenirler. Kıymetli evrakın doğum ve yaratılma nedenlerinin en önemlisi, bunların el değiştirebilmeleri, devredilebilmeleridir. Bu nedenle, devir şekilleri yönünden yapılan ayırım en önemli ayırımdır.
Kıymetli Evrakın Devir Şekilleri Bakımından Özellikleri

Nama Yazılı Kıymetli Evrak

Nama yazılı senetleri şöyle tanımlamıştır: Belli bir şahıs namına yazılı olup da, onun emrine kaydını ihtiva etmeyen ve kanunen de emre yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak nama yazılı senet sayılır.
Bu nedenle, bir kıymetli evrakın nama yazılı olarak kabulü için:
·          Bir kişinin adına yazılı olup da emre kaydının bulunmaması,
·          Şayet senet, kanunen emre yazılı senetlerden ise, emre olmadığının veya nama yazılı olduğunun belirtilmiş olması gerekir.
Hemen bütün kıymetli evrak nama yazılı olarak düzenlenebilir.

Nama Yazılı Kıymetli Evrakın Devri

Nama yazılı kıymetli evrak el değiştirme yeteneği en az ve ağır olan senetlerdir. Bunlarda devir, devir beyanı ve senedin teslimi ile olur. Devir beyanı senedin arkasına yazılabileceği gibi, ayrı bir kağıt üzerine de yazılabilir. Devir beyanının yazılı olması ve altının imzalanması gerekir. Senedi devralan kimse de aynı usulle senedi devredebilir. Nama yazılı senetlerin devri “alacağın temliki” müessesesine benzer bazı sonuçlar doğurur. Borçlu ancak senedin hamili bulunan ve senette adı yazılı olan kişilere senet bedelini ödemekle yükümlüdür. Bu nedenle senedin içerdiği hakkın iyiniyetle, senet malikinden başka bir kişiye ödenmesi söz konusu olmaz. Nama yazılı senetlerin devrine esas itibariyle alacağın temliki hükümleri uygulandığından, senet borçlusunun senet alacaklısına karşı sahip bulunduğu def'iler, diğer hak sahiplerine karşı da ileri sürülebilir. Örneğin, senedin düzenlenmesine neden olan alt ilişkiden doğan def'i sonraki hak sahiplerine de ileri sürülebilir. Bu nedenle nama yazılı senetlerde soyutluk ilkesi geçerli değildir. Hatta, bazı yazarlar bu tip senetleri kıymetli evrak bile saymamak eğilimindedirler. Nama yazılı senetlerden, nama yazılı pay senetleri ciro ve teslim yolu ile devredilebilir. Buradaki ciro yasal işlevlerini gerçekleştirmez, sadece devir beyanı niteliğinde etki yapar.

Emre Yazılı Kıymetli Evrak

Emre yazılı olan ve kanunen de öyle sayılan evrak, emre yazılı senetlerdir.
Bu tanıma göre, bir kıymetli evrakın emre yazılı sayılması için:
·          Ya, senet lehine düzenlenen kişinin adından sonra emrine kaydı bulunmalı,
·          Veya böyle bir kayıt olmamakla beraber, senet kanunen emre yazılı sayılmalıdır.
Kambiyo senetleri (poliçe, bono, çek) Türk Ticaret Kanununa göre kanunen emre yazılı senetlerdendir. Lehdarlarının adlarından sonra açıkça emrine kaydı olmasa bile, bunlar emre yazılı sayılırlar. İpotekli borç senedi, irad senedi, pay senetleri ve tahviller emre düzenlenemezler. Diğer bütün kıymetli evrak emre yazılabilir.

Emre Yazılı Senetlerin Devri

Emre yazılı senetlerin devri için, senedin cirosu ve teslimi gerektir. Ciro, senedin arkasına veya senedin arkasında yer kalmamış ise, senede yapıştırılacak ve alonj denilen bir kağıt üzerine yapılır. Örneğin: Ahmet'e ödeyiniz, imza (Mehmet). Buna tam ciro denir. Senet maliki senedin arkasına sadece imzasını atarak da ciro yapabilir, buna beyaz ciro denir.
Hamile Yazılı Kıymetli Evrak
Hamile yazılı senetler, el değiştirmesi en kolay senetlerdir. Bunların devir şekli çok basittir. Devir için senedin teslimi yeterlidir. Senedin metninden veya şeklinden, hamili kim ise o kimsenin hak sahibi sayılacağı anlaşılan her kıymetli evrak, hamiline yazılı senet sayılır. Buna göre, kambiyo senetlerinden sadece çek hamiline düzenlenebilir, poliçe ve bono düzenlenemez. Pay senetleri, bedellerinin tamamen ödenmesi ve esas sözleşmede bu yolda hüküm bulunması koşulu ile hamile düzenlenebilir.

Hamile Yazılı Senetlerin Devri

Hamile yazılı senetlerin devri için senedin sadece teslimi gerekli ve yeterlidir.

Kıymetli Evrakta Def'iler

Genel Olarak Def'i ve İtiraz Kavramları

Hukuk teorisinde def'i ve itiraz birbirlerine bazı noktalarda benzeyen fakat farklı kavramlardır. Def'i bir talep karşısında kalan borçlunun, talebin varlığını kabulü ve ancak özel bir nedene dayanarak bunu yerine getirmekten kaçınacağı yolundaki savunmasıdır. Bu yönden def'i geçici veya kesin olabilir. Örneğin, bir alacak iddiasına karşı, zaman aşımı savunması ileri sürmek, alacağın varlığını kabul ile, özel bir nedene, zaman aşımının oluşmasına, dayanarak borcu yerine getirmekten kesin olarak kaçınmaktır. Şayet, alacak iddiasına karşı, henüz vadenin gelmemiş olduğu ileri sürülecek olursa, bu, geçici bir def'i olur. Buna karşılık, itiraz, ileri sürülen hakkın varlığını inkar eden bir savunmadır. Örneğin, talep edilen alacağın ödenmiş olduğu savunması bir itirazdır. Yine, bu alacağın hükümsüz olduğu, hiç doğmadığı savunmaları da birer itiraz oluşturur. Def'ilerle itirazlar arasında bu nitelik farkının bazı sonuçları vardır. Bunların en önemlisi, def'ileri mahkeme ancak tarafların beyanı üzerine dikkate aldığı halde, itirazları, eğer farkına varırsa mahkemenin kendiliğinden dikkate alma durumunda olmasıdır. Kıymetli Evrak Hukukunda, kanun def'i ve itirazları bir arada tüm olarak Def'iler başlığı altında toplamış bulunmaktadır. Kanunumuza göre bu anlamda def'iler üç grupta incelenebilir: Senet metninden doğan def'iler, senedin hükümsüzlüğüne ilişkin def'iler ve kişisel def'iler.

Senet Metninden Doğan Def'iler

Bu def'iler senet metninden anlaşılan def'ilerdir. Bunları, senet metninden doğan itirazlar ve def'iler olarak ayırmak gerekir. Senet metnine bakmakla anlaşılan Örneğin, senette herhangi bir şekil şartının yerine getirilmemesi nedeniyle senedin geçerli olmaması, senet metninden doğan bir itirazdır. Buna karşılık vade henüz gelmeden senet bedelinin borçludan istenmesine karşılık ileri sürülen vadenin henüz gelmediği beyanı senet metninden doğan geçici bir def'idir. Senedin zaman aşımına uğramış olduğu yolunda bir savunma ise kesin bir def'i niteliğindedir. Bu def'i ve itirazlar senet metninden doğdukları, başka bir deyişle senet metni okunmakla anlaşıldıkları için, senet nedeni ile kendisine başvurulan herkes, başvuran herkese karşı bunları ileri sürebilir.

Senedin Hükümsüzlüğüne İlişkin Def'iler

Senedin hükümsüzlüğüne ilişkin bir def'iden söz edebilmek için şeklen düzgün bir senet bulunmalı, buna rağmen senet hüküm ifade etmemelidir. Şeklen geçerli bir senet var olsa bile, bununla sorum altına girmiş bazı kimseler için bu senet geçerli olmayabilir, başka bir deyişle hükümsüz olabilir. Örneğin, senette bulunan imzalardan birisi veya bir kaçı sahte ise, bu imzaların sahibi oldukları iddia edilen kişiler doğal olarak bu senetten sorumlu olamazlar. Senet bunlar hakkında hükümsüzdür. Senet borçlusu olarak görülen kişinin imzası sahte ise, bu kişi, senedin kendisi için hüküm ifade etmediğini, herkese karşı ileri sürebilir. O halde senedin hükümsüzlüğüne ilişkin def'iler, hükümsüzlük nedeni şahsında doğan kişi tarafından, senet ilişkisi nedeni ile kendisine başvuran herkese karşı ileri sürülebilir.

Kişisel Def'iler

Kişisel def'iler, senet borçlusu ile lehdarı arasında, senet dışı ilişkilerden doğan def'ilerdir. Örneğin, alıcı, satıcıya, satın almış olduğu 5.000 Türk Lirası değerinde halı için bir bono düzenleyip verse, fakat halı ayıplı çıktığı için iade edilse, vadesinde satıcı alıcıya başvurarak bono bedelini talep etse, alıcı halıyı geriye verdiğini, bu nedenle bono bedelini ödemeyeceğini kişisel def'i olarak ileriye sürebilir.

Kıymetli Evrakın Zıyaı ve İptali

Kıymetli evrak tanımlanırken, hakkın senede bağlı olduğu, senetsiz devrinin ve ileri sürülmesinin olanaklı olmadığı belirtilmişti. Bu nedenle, eğer kıymetli evrak yitirilecek veya rıza dışı elden çıkacak olursa, hak da tamamen kaybolacak mıdır? Böyle bir sonuç çok ağır olur. Kıymetli evrak yitirilir veya rıza dışı elden çıkarsa, hak, başka şekilde ispat edilmek koşulu ile ortadan kalkmaz, fakat talep edilemez hale gelir. Hakkın talep edilebilmesi için, özel bir yöntem çerçevesinde Ticaret Mahkemesine başvurarak senedin yitirildiğini tespit ettirmek ve senedi iptal ettirmek gerekir. İptal kararı alındıktan sonra hak sahibi, hakkını senetsiz olarak ileri sürebilmeyi veya yeni bir senet düzenlenip kendisine verilmesini talep edebilir. Senedin devir şekline ve iptali talep edilen kıymetli evrakın kimin elinde bulunduğunun bilinip bilinmemesine göre yapılacak işlemler değişir.
Türk hukukunda kambiyo senetleri poliçe, bono ve çekten ibarettir. Bazı hukuk sistemlerinde “çek” kambiyo senetleri içerisinde kabul edilmez. Hukuk sistemimizde, kanunun açık hükmü gereğince çek de kambiyo senetlerindendir. Kambiyo senetleri kanunen emre yazılı senetlerdendir. Nama yazılı olabilmeleri için, lehdarın isminden sonra açıkça nama yazılıdır, emre değildir gibi bir ibarenin konulması gerektir. Bunlardan sadece çek hamile yazılabilir, poliçe ve bono hamile yazılı olamazlar. Kambiyo senetleri el değiştirme ve ödeme aracıdırlar. Çok kısa olan ibraz süresi düşünülecek olursa, çek daha çok bir ödeme aracıdır, el değiştirme aracı değildir. Uygulamada, ülkemizde ileri tarihli çek verme ticari bir örf halinde gelişerek çeklerin el değiştirme aracı olarak kullanılması hayli yerleşmiştir. Akid ile borçlanmaya ehil olan kimse, poliçe, bono ve çek ile borçlanmaya da ehildir. Bu maddeden anlaşıldığına göre, fiil ehliyetine sahip olan her kişi kambiyo taahhüdünde de bulunabilir.
Poliçe üçlü bir ilişkiyi düzenleyen senettir. Senedi düzenleyen (keşideci), diğer bir kişiye (muhatap), poliçede ismen gösterilmiş olan kimseye (lehdar), belirli bir bedeli ödeme emri verir. Bu ilişkide, keşideci senedi düzenleyen kimsedir ve senedin ilk borçlusudur. Lehdar senette alacaklı olarak görünen kişidir. Lehdar, senedi başka kişilere de devredebilir. Senedi devralıp devretmiş kişilere ciranta son elinde bulunduran kişiye de hamil denir. Muhataba gelince, muhatap önce poliçe ilişkisi dışında olmakla beraber, senedin kendisine ibrazı üzerine, atacağı imza ile senedi kabul ederse senedin asıl borçlusu olur. Kabul ile beraber, keşidecinin asıl borçlu sıfatı ortadan kalkar. Muhatap poliçeyi kabul etmedikçe kambiyo ilişkisine girmez ve kabule zorlanamaz. Kabulden sonra ise senedin asıl borçlusu olur.

Poliçede Şekil Şartları

Poliçe, kambiyo senetlerinden olup, bir kıymetli evraktır. Bu niteliği ile de bazı şekil şartlarına tabidir. Bu şartların var olmaması halinde, kanunda başka bir yaptırım öngörülmemişse poliçe olarak hüküm ifade etmez, doğmamış sayılır.

Poliçe Kelimesi

Senet metninde poliçe kelimesinin ve eğer senet Türkçeden başka bir dilde yazılı ise o dilde poliçe kelimesine karşılık olan kelimenin bulunması gerektir. Bu kelime senet metninde yer almalıdır. Senedin üzerine başlık olarak konamaz, senedin metninde ve ödeme emrini veren cümlede bulunması gerekir. Senette, poliçede aranan bütün şekil şartları mevcut fakat sadece metninde poliçe kelimesi yoksa, senet, açıkça emre yazılı olması kaydı ile, emre yazılı havale sayılır. Eğer açıkça emre yazılı değilse, poliçe hiçbir hüküm ifade etmez.

Belirli Bir Bedelin Kayıtsız Şartsız Ödenmesi Emri

Poliçe, belli bir bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız ve şartsız bir emri içermelidir. Kanunda “muayyen bir bedel” denildiğine göre, burada sadece nakit söz konusudur. Bununla beraber, poliçede bedelin mutlaka Türk lirası olarak gösterilmesi zorunlu değildir. Yabancı bir para ile de Türkiye'de bir poliçe geçerli olarak düzenlenebilir. Bir bedel belirtilmeksizin falan tarihli fatura bedelini ödeyiniz şeklinde bir emir kabul edilemez. Böyle bir emir varsa, poliçe batıl olur. Ödeme emri kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Örneğin yolladığım malları aldı iseniz ödeyiniz, durumunuz müsait ise ödeyiniz gibi kayıtlar konamaz. Poliçede bedelin belirli olması gerekmesine karşın, görüldüğünde ve görüldüğünden belirli bir süre sonra vadeli poliçelerde, bedel üzerinden faiz şart koşulabilir ve bu şart geçerlidir. Poliçenin çeşitli yerlerinde bedel yazılı olup bunlar arasında fark varsa, yazı ve rakam ile yazılmış olmaları halinde, yazı ile yazılmış olan miktar esas alınır. Her ikisi de rakam ile veya her ikisi de yazı ile yazılmış ise, bu takdirde en az miktar belirli miktar olarak kabul olunur.

Ödeyecek Olan Kimsenin (Muhatabın) Adı ve Soyadı

Muhatabın ad ve soyadının gösterilmesi poliçenin esaslı şekil şartıdır. Kanunda ad ve soyadından söz edilmesine rağmen, tacirler üzerine çekilen poliçelerde muhatabın ticaret unvanı yazılmalıdır. Tüzel kişilerde ad ve soyadı söz konusu olmadığından, zorunlu olarak ticaret unvanı yazılacaktır. Muhatap hayali bir kişi de olabilir. Şekil şartları tamam olmak koşulu ile hayali bir muhatap üzerine çekilen poliçe geçerlidir. Muhatap bizzat keşideci olabilir. Başka bir deyişle, bir kimse kendi kendisine, bir kişiye ödeme yapması emri verebilir. Bu durum özellikle merkez-şube veya şubeler arası ilişkilerde söz konusu olabilir.

Vade

Normal olarak poliçeye bir vade konulur.. Ancak vadenin yazılması esaslı bir şekil şartı değildir. Poliçede vade yoksa, o zaman bu poliçe görüldüğünde ödenecek poliçe sayılır. Poliçeye dört türlü vade konulabilir. Bu dört türlü vadeden farklı bir vadeyi veya birbirini izleyen birden çok vadeyi içeren poliçeler batıldır.
Kanunla öngörülen vade tipleri şunlardır:

Belli Bir Günde

2 Ocak 2002 tarihinde ödeyiniz gibi. Bu tip vadede senet bedelinin ne zaman ödeneceğinin kesin ve belli bir tarih olarak gösterilmesi gerekir. Vadeyi kesin olarak kestirebilmek olanaklı ise, bu şekilde yazılan poliçe geçerlidir ve vadesi, saptanabilecek o gün sayılır. Poliçenin Keşide (Düzenlenme) Tarihinden İtibaren Belirli Bir Süre Sonra Düzenlenmesinden 61 gün sonra gibi vadeler bu gruba girer. Bu tür vade, poliçenin düzenlenmesinden belli bir süre sonra gerçekleşmekte ve düzenlenme tarihine göre belirlenmektedir. Bu sürenin hesaplanmasında, sürenin başladığı gün hesaba katılmaz..

Görüldüğünde

Poliçeye herhangi bir vade konulmamış ise, görüldüğünde ödenmek üzere düzenlendiği kabul edilir. Vade yazılmaması halinde durum böyle olduğu gibi, poliçe açık olarak görüldüğünde yazılarak, bu tür vadeli olarak da düzenlenebilir. Görüldüğünde vadeli sayılan poliçenin muhataba ibrazında ödenmesi gerekir. İbraz süresi ise, keşide tarihinden itibaren bir yıldır.. Keşideci bu süreyi uzatabileceği gibi kısaltabilir, cirantalar sadece kısaltabilir.

Görüldüğünden Belli Bir Süre Sonra

Poliçeye görüldüğünden 61 gün sonra gibi bir vade de konulabilir. Bu durumda, poliçenin vadesi, düzenlendiği anda belli değildir. Vadenin kesinleşmesi için bu poliçenin ilk önce muhataba kabul için ibrazı zorunludur. Poliçe muhatap tarafından kabul edilirken, ayrıca kabul tarihi de yazılır ve bu tarihten sonra poliçede öngörülen sürenin geçmesi ile vade gelmiş olur. Muhatap poliçeyi kabul etmiş fakat kabul tarihini yazmamış ise, kabul tarihinin saptanması için noterce tarih tespit protestosu keşide edilmelidir. Bu protesto çekilmemiş ise, bu durumda tarihi olmayan kabul, kabul için ibraz süresinin son günü yapılmış sayılır.. Bu tür poliçelerde de ibraz süresi bir yıldır. Keşideci bu süreyi uzatıp, kısaltabilir, cirantalar sadece kısaltabilirler.

Ödeme Yeri

Poliçede, poliçenin ödeme yerinin de gösterilmesi gerekir. Ödeme yeri gösterilmemişse, muhatabın ad ve soyadının veya unvanının yanında bir yer ismi varsa, orası ödeme yeri sayılır. Burada da bir yer gösterilmemişse, poliçe batıldır. Keşideci, poliçeyi düzenlerken, ödeme yerini muhatabın yerleşim yerinin bulunduğu yerden başka bir yer olarak gösterirse, ikametgahlı poliçe söz konusu olur. Muhatap da poliçeyi kabul ederken, poliçeyi kendi yerleşim yerinde değil de, yerleşim yerinin bulunduğu yer içinde başka bir adreste ödeneceğini belirtirse adresli poliçe söz konusu olur.

Lehdar

Poliçenin “kime veya kimin emrine ödenecek ise onun ad ve soyadını” içermesini kanun şart koşmaktadır. Lehdar gösterilmeksizin poliçe düzenlenemez. Hamile poliçe düzenlenmesi olanaklı değildir, hamile poliçe batıldır. Lehdar tüzel kişi ise unvanının yazılması gerekir.

Keşide Tarihi ve Yeri

Poliçede, düzenlendiği tarih ve yerin de gösterilmesi gerekir. Keşide tarihinin bulunması esaslı şekil şartıdır. Keşide tarihi bulunmayan poliçe, poliçe olarak hüküm ifade etmez. Keşide yeri gösterilmemiş, keşidecinin imzasının yanında bir yer gösterilmişse, o yer keşide yeri sayılır. Keşidecinin imzasının yanında da bir yer belirtilmemişse, poliçe batıldır.

Keşidecinin İmzası

Poliçede keşidecinin imzası asli şekil şartlarındandır. Keşidecinin imzası yoksa, poliçe hüküm ifade etmez. İmzanın mutlaka el yazısı ile olması gerekir. Mühür ve diğer araçlarla atılan imzalar kabul edilmez. Körler elyazısı ile imza atsalar bile, ayrıca imza usulen onanmalıdır. İmzanın senet metnini kapsayacak biçimde, metnin altına atılması gerekir.

Poliçeye Konulabilecek Çeşitli Kayıtlar

Poliçenin şekil şartları yukarıda sayılan sekiz halden ibarettir. Ancak bunlar yanında isteğe bağlı olarak poliçeye konulabilecek iki kayıt üzerinde durmak gerekir. Bunlardan birincisi bedeli malen alınmıştır veya bedeli nakden alınmıştır biçiminde bir kaydın bulunmasıdır. Böyle bir kaydın poliçede bulunması halinde bunun aksi, yazılı bir kanıta dayanmadıkça ileri sürülemez. Buna karşılık yetkili mahkeme ve icralar İstanbul mahkeme ve icralarıdır biçiminde bir kayıt, poliçeden sorum altına girmiş herkesi bağlar.

Beyaz Poliçe

Keşideci, poliçeyi tam olarak düzenleyip devredebileceği gibi, beyaz bir kağıt üzerine sadece imza atarak da lehdara verebilir. Lehdar poliçeyi kendisine verilen yetki ve talimat çerçevesinde doldurur. Buna beyaz poliçe denir. Lehdar poliçeyi yetki ve talimata aykırı olarak doldurursa, keşideci poliçe hamillerine karşı yine sorumlu olur. Beyaz poliçe tamamen boş bir kağıt imzalanarak yaratılabileceği gibi, poliçenin belli kısımları doldurulup, bazı kısımları açık bırakılarak da yaratılabilir. Lehdar, bu poliçeyi de kendisine verilen yetki ve talimat çerçevesinde doldurabilir.

İmzaların İstiklali İlkesi

Poliçeye imza koyarak sorum altına giren herkes, diğerlerinin sorumundan ayrı ve bağımsız olarak sorum altına girer. Diğer imzalar geçerli olmasalar bile, her imza sorumluluğunu korur. İmzaların istiklali ilkesinin bir diğer sonucu da, her imzanın atıldığı andaki senet metni ile sorumlu olmasıdır.

Poliçede Kabul

Kabul Kavramı

Poliçede muhatap, senedin düzenlenmesi anında kambiyo sorumu altına girmez. Muhatabın sorumu, senedin ön yüzüne kabul anlamına gelen imzasını koyması ile doğar. Diğer bir deyişle muhatap, senedi kabul edinceye kadar kambiyo ilişkisinin dışındadır, bu ilişkiye yabancıdır. Kabul, muhatabı, kambiyo ilişkisine dahil eder. Kabul sadece poliçede söz konusu olur. Bono ve çekte söz konusu değildir. Muhatap kabule kadar kambiyo ilişkisine yabancı olduğundan, keşideciye gerçekte borçlu da olsa, kabule zorunlu değildir. Şayet kabul etmez ise, kabul etmeye zorlanamaz. Sadece haksız yere kabul etmemiş ise, keşideci, muhataptan kambiyo dışı ilişkiye dayanarak giderim isteyebilir.

Kabulün Niteliği ve Şekli

Kabul, muhatap tarafından poliçe üzerinde kabulümdür, ödeyeceğim veya benzer bir şerh verilerek veya sadece imza atılarak yapılır. Senedi muhatabın yetkili temsilcisi de kabul edebilir. Kabul, muhatabı poliçe ilişkisine sokan ve onu poliçenin asıl borçlusu haline getiren soyut bir yükümlenmedir. Poliçeyi kabul için muhataba ibraz etme hakkı, hamile olduğu kadar herhangi bir zilyede de tanınmıştır. Muhatabın yüküm ve sorumunun doğduğu an, imza attığı andır. Ancak, muhatap poliçe üzerine imza attıktan sonra, senedi geri vermeden imzasını çizebilir. Bu takdirde kabul gerçekleşmemiş sayılır. Kabul, kural olarak kayıtsız şartsız olmalıdır. Bu kuralın istisnaları, muhatabın poliçe bedelini kısmen kabul etmesi ve adresli poliçedir.

Kabul İçin İbraz Süresi ve Yeri

Poliçe düzenlendiği günden vadeye kadar kabul için ibraz edilebilir. Vade günü ödeme için ibraz yapılır. Kabul hangi gün gerçekleşmişse, o günün tarihi atılır. Ancak tarih atılmasa da kabul geçerlidir. Görüldüğünden belli bir süre sonra vadeli veya keşidecinin özel şartı gereğince belli bir süre içinde kabul için ibrazı zorunlu kılınmış poliçelerde, kabulde tarih yazılmalı veya tarih tespit protestosu keşide edilmelidir. Görüldüğünde ödenecek poliçelerde kabul söz konusu değildir. Kabul için ibraz yeri muhatabın yerleşim yeridir. Muhatabın ticari yerleşim yeri varsa, ibraz burada yapılmalıdır. Poliçenin kabul için muhataba ibrazı kural olarak isteğe bağlıdır. Hamil isterse kabul için ibraz eder, isterse etmez, bekler, vadede ödeme için ibraz eder.

Poliçenin Cirosu

Poliçe kanunen emre yazılı senetlerdendir. Bu nedenle, ciro ve teslim yolu ile devredilebilir.

Cironun Niteliği

Ciro, çifte yetki veren bir hukuki işlemdir. Senedin hamili, ciro ile senet bedelini, senet borçlusundan talep etme yetkisini devralmakta; senet borçlusu ise, senetteki borcunu ciro edilen kişiye geçerli olarak ödemeye yetkili kılınmaktadır. Ciro, soyut bir tasarruftur. Bu nedenle ciro eden, ciro edilene senet dolayısıyla sahip olduğu haklarını değil, doğrudan doğruya ve sadece senetten doğan, senetten anlaşılan haklarını devreder.

Cironun Şekli

Ciro, yazılı bir beyandır. Sözlü olamaz. Ciro kaydı senet arkasına veya yer yoksa, senede yapıştırılacak bir kağıt (alonj) üzerine yapılmalıdır. Cironun hiçbir kayıt ve şartı içermemesi gerekir. Bununla beraber, ciro şartlı yapılmışsa ciro geçerlidir, şartlar yazılmamış kabul edilir. Kısmi ciro batıldır. Çizilmiş ciro yapılmamış hükmündedir

Cironun Türleri

Ciro, senetten doğan hakları devretmek amacı ile yapılır. Bu normal cirodur. Buna temlik cirosu denir. Bir diğer ciro türü, senette ifadesini bulan alacak üzerinde rehin hakkı oluşturmak için yapılır, buna rehin cirosudenir. Son bir tür ciro da, senet bedelini tahsil etmek üzere hamile yetki vermek için yapılır, buna da tahsil cirosu denir. Rehin cirosu bedeli rehindir, bedeli teminattır veya benzer ifadeler yazılarak yapılır. Tahsil cirosu ise tahsil içindir veya tevkil içindir gibi kayıtlar konularak gerçekleştirilir.

Ciro Ne Zaman Yapılır?

Ciro, poliçe lehdarın eline geçtiği andan ödememe protestosu keşide edildiği veya bu protestoyu keşide etmek için tanınan vadeyi izleyen iki iş günlük sürenin sona erdiği ana kadar yapılabilir. Protesto keşide edildikten veya iki iş günlük süre geçtikten sonra yapılan ciro alacağın temliki hükmündedir. Bu nedenle yapılan ciroya tarih konulmalıdır. Bununla beraber, tarih konulmamış olsa bile kanun cironun “aksi sabit oluncaya kadar süresi içinde yapılmış olduğu” karinesini getirmiştir.

Ciroda Kişiler

Poliçe herhangi bir üçüncü kişiye ciro edebileceği gibi, poliçeden dolayı sorum altına girmiş kişilere, hatta kabul etmiş muhataba dahi ciro edilebilir. Muhatap poliçeyi yeniden ciro ve teslim yoluyla devredebilir.

Temlik Cirosu

Temlik cirosu poliçeden doğan bütün hakları devretmek için yapılır.

Çeşitleri

Tam Ciro

Ciro eden kimse, kime ciro ettiğini tam olarak yazar ve altına imzasını atarsa tam cirodan söz edilir. Mehmet Arslan'a ödeyiniz. 25.05.2002, Hasan Koç (imza) gibi.

Beyaz Ciro

Ciroda, poliçenin kime ciro edildiği yazılmaz veya ciro sadece bir imza atmakla yapılırsa, beyaz cirodan söz edilir.
Poliçeyi beyaz ciro ile devralmış bir kimse çeşitli olanaklara sahiptir:
·          Beyaz ciroyu kendi adına doldurabilir, sonra beyaz veya tam ciro ve teslim ile devredebilir.
·          Beyaz ciroyu poliçeyi devredeceği kişi adına doldurabilir.
·          Beyaz ciroya dokunmaz, poliçeyi yeniden beyaz ciro ve teslim ile devredebilir.
·          Beyaz ciroya dokunmaz, poliçeyi tam ciro ve teslim ile devreder.
·          Hiçbir şey yapmaz, poliçeyi diğer bir kişiye olduğu gibi sadece teslim ile devreder. Bu halde, poliçe adeta hamile senet gibi işlem görür.
Temlik Cirosunun İşlevleri

Temlik İşlevi

Temlik cirosu yapılmak ve senet teslim edilmekle, senetten doğan haklar temlik edilmiş, devredilmiş olur. Bu nedenle temlik cirosu, senetteki hakların ciro edilenin mülkiyetine geçirilmesi işlevini yerine getirir.

Teminat İşlevi

Temlik cirosu ile senedi devreden kişi, devrettiği kişiye ve bu kişinin devredeceği kişilere, poliçenin kabul için ibrazında kabul edileceğini ve vadede ödeme için ibrazında muhatap tarafından ödeneceğini temin etmiştir. Kabul etmeme veya ödememe durumu doğarsa, cironun bu işlevi gereği hamile ve kendisinden sonra gelen cirantalara karşı sorumlu olur.

Tanıtma İşlevi

Poliçeyi elinde bulunduran kimse, düzgün bir ciro silsilesi ile poliçeyi eline geçirdiğini kanıtlamak suretiyle, hak sahibi olduğunu kanıtlar. Düzgün ciro silsilesinden amaç, sırası ile her ciro edenin, bir önceki ciroda ciro edilen kişi olarak görünmesidir, bu silsile hamile kadar gelmelidir. İlk ciranta lehdardır.

Tahsil Cirosu

Tahsil cirosu, ciro edilen kişiye, senet bedelini ciro eden adına tahsil ve buna bağlı işlemleri yapma yetkisini verir. Hamil, senedi kendisine ciro edenin temsilcisi durumundadır, poliçe üzerinde hiçbir hakkı yoktur. Bu nedenle, senedi kendisine devreden kimseye karşı ileri sürülebilecek kişisel def'iler, muhatapça kendisine karşı da ileri sürülebilir. Tahsil cirosunda senedi devralan kimse senedi ancak tahsil cirosu ile devredebilir. Rehin veya temlik cirosu yapamaz. Tahsil cirosu ancak tam ciro olarak yapılabilir. Ciroda ayrıca tahsil içindir, tevkil içindir gibi bir ibare yer almalıdır.

Rehin Cirosu

Rehin cirosu ile senedi devralan kişi, senet üzerinde ayni bir hak kazanmıştır. Bu nedenle, senedi kendisine ciro edene karşı ileri sürülebilecek kişisel def'iler, kendisine karşı ileri sürülemez. Rehin cirosu tam ciro ile yapılabilir, beyaz ciro ile yapılamaz. Ayrıca ciroda bedeli rehindir, teminat içindir gibi bir ibarenin bulunması gereklidir. Rehin cirosu ile poliçeyi devralan kişi senedi ancak tahsil cirosu ile devredebilir.

Poliçede Ödeme

Ödeme İçin İbraz

Poliçe ödeme için vadede veya vadeyi izleyen iki iş günü içerisinde, iş saatlerinde poliçenin haklı (meşru) hamili tarafından muhataba, muhatabın yerleşim yerinde ibraz edilmelidir. İkametgahlı veya adresli poliçe söz konusu ise, poliçe ödeme yerinde gösterilen adreste ibraz edilmelidir. Ödeme için ibraz, poliçenin borçlusunu mütemerrit kılacağı gibi, ödememe halinde rücu haklarının kullanılması için çekilmesi gereken protesto keşidesinin ilk şartını oluşturur.

Muhatabın Poliçe Bedelini Öderken Alacağı Önlemler

Muhatap poliçeyi öderken önce hamilin haklı hamil olup olmadığını incelemelidir. Bunun için de hamilin senedi elinde düzgün bir ciro silsilesi ile bulundurup bulundurmadığına bakmalı ve hamilin kimliğini araştırmalıdır. Muhatap ciro silsilesindeki imzaların gerçek imzalar olup olmadığını incelemekle yükümlü değildir. Muhatap, poliçeyi öderken hamil tarafından bir ibra şerhinin yazılarak poliçenin verilmesini isteyebilir. Muhatap, vadeden önce senet bedelini ödemek zorunda değildir. Eğer öderse ve sonradan ödediği kimsenin haklı hamil olmadığı anlaşılırsa, durumu ağırlaşabilir. Çünkü vadeden önce ödeme halinde, muhatap sadece ciro silsilesinin düzgünlüğünü değil, imzaların gerçekliğini de incelemekle yükümlü olur. Muhatap kısmi ödeme de önerebilir. Hamil bu ödemeyi reddedemez. Bu durumda yapılan kısmi ödeme senet üzerine kaydedilir ve ödememe protestosu kalan miktar için çekilir. Bu durumda muhatap kısmen ödediği miktar için bir makbuz istemek yetkisine sahiptir. Yapılan kısmi ödeme senet üzerinde belirtilmezse, muhatap senedin tamamını tekrar ödemek zorunda kalabilir. Poliçenin vadesi geldiği ve bunu izleyen iki iş günlük süre de geçtiği halde hamil gelip poliçeyi ibraz etmez ise, muhatap borcundan kurtulmuş olmaz. Borcundan kurtulmak isteyen muhatap, senet bedelini gideri ve hasarı hamile ait olmak üzere, notere tevdi etmelidir. Ödeme veya notere tevdi sonucu, muhatap poliçenin esas borçlusu olduğundan, poliçeden doğan bütün haklar düşer.
Poliçede Kabul Etmeme veya Ödememe Hallerinde Başvurma Hakları

Hamile Karşı Sorumlu Olan Kişiler

Poliçede esas borçlu, kabul etmiş olan muhataptır. Fakat, muhatap tarafından kabul veya ödeme yapılmadığı zaman bir sorum mekanizması işlemeğe başlar. Keşideciden başlayarak ciro silsilesindeki her ciranta ve varsa avalistleri kendilerinden sonra gelenlere karşı, poliçenin ibrazında kabul edileceğinden ve vadesinde ödeneceğinden sorumludurlar. Bu kurala göre, hamil, muhatabın kabul etmemesi veya ödememesi hallerinde, sıra gözetmeksizin kendisinden önce gelenlerden birisine, birkaçına veya hepsine birden poliçe bedelinin ödenmesi için başvurabilir. Bir kişiye başvurma diğerlerine başvurma hakkını düşürmez. Hamilin başvurduğu kişi hamile ödemede bulununca, bu kişi, kendisinden önce gelenlere yine sıra gözetmeksizin ve aynı koşullarda başvurabilir ve bu keşideciye kadar sürer gider. Ancak bu mekanizmanın işlemeye başlayabilmesi için kabul etmeme veya ödememe protestosunun çekilmiş olması gerekir. Eğer protestodan bağışıklık halleri varsa, kabul etmeme veya ödememe protestolarının çekilmesine gerek yoktur. Diğer taraftan keşideci muhatabın kabul etmemesinden sorumu olmayacağı şartını koyabilir. Cirantalar ise hem kabul etmeme hem de ödememeden sorumları olmayacakları şartını koyabilirler.

Başvurma Hakkının İçeriği

Hamilin Başvurma Hakkı

Hamil, ayrıntılarını az sonra inceleyeceğimiz koşullar varsa, özellikle ödememe, kabul etmeme veya ödemenin tehlikeye düşmesi hallerinde, sorumlu kişilere karşı başvurma hakkını kullanabilir. Bu başvurma hakkı, ödemeyi talep şeklinde kullanılır. Sorum silsilesi içinde kendisine başvuru gerçekleşip de ödeyen her kişi, kendisine karşı sorumlu olanlara başvurabilir.
Başvurma hakkının kapsamını kanun şu şekilde saptamıştır:
·          Poliçenin bedeli ve şart kılınmışsa faizi,
·          Vadeden itibaren kanuni faiz,
·          Protesto ve hamil tarafından tebliğ olunan ihbarnamelerin tebliğ giderleri ile diğer giderler,
·          Poliçe bedelinin binde üçünü aşmamak üzere komisyon ücreti.

Ödeyen Kişinin Başvurma Hakkı

Ödeyen kişinin başvurma hakkının kapsamına ise şunlar girer:
·          Ödediği meblağın tamamı,
·          Ödeme tarihinden itibaren bu meblağın kanuni faizi,
·          Yaptığı giderler,
·          Poliçe bedelinin binde ikisini aşmamak üzere komisyon ücreti.
Başvurma Hakkının Doğduğu Haller

Vadenin Gelmesi

Poliçe, vadesinde ödenmediği takdirde, başvurma hakkı doğar. Ödememe hali ödememe protestosu ile saptanır. Bazı hallerde protesto çekilmeksizin de başvurulabilir. Hamil, vadeyi izleyen iki iş günü içerisinde ödememe protestosunu çekmez ise, kabul etmiş muhataptan başkaca kişilere başvurma hakkını yitirir. Mücbir sebep hali bunun dışındadır. Protestosuz kaydı olan poliçelerde, hamil başvurma hakkını kullanmak için protesto çekmekle yükümlü değildir. Bununla beraber, bu durumda bile poliçeyi ödenmek üzere mutlaka ibraz etmelidir. Protestodan bağışıklık kaydı sadece protesto çekme yükümünü kaldırır, ibraz yükümünü değil. Bu gibi poliçeleri hamil ibraz etmezse, başvurma hakkı düşer.

Vadenin Gelmesinden Önce

Bu haller kanunda sayılmıştır:
-Muhatabın kabulden kaçınması.
-Muhatabın aciz haline düşmesi: Aciz hali, muhatabın iflası, ödemelerini durdurması veya aleyhine yapılmış bir icra takibinin semeresiz kalması gibi hallerdir. Bu halde muhatap nasıl olsa vadesinde ödeyemeyeceği için beklemenin yararı yoktur.
-Kabul için arzı yasaklanmış bir poliçenin keşidecisinin iflas etmesi: Bu halde de, senedin asıl borçlusu iflas ettiği için vadede ödenmeyeceği açıktır.

Başvurma Hakkının Doğmasının Koşulları

Hamil başvurma hakkını kullanabilmek için kabul etmeme veya ödememe protestolarını sürelerinde çekmiş olmalıdır. Bazı hallerde bu protestoların çekilmesine gerek yoktur.

Kabul Etmeme Protestosu

Kabul etmeme protestosu, poliçenin keşide tarihinden vadeye kadar (vade günü çekilemez) çekilebilir. Kabul etmeme protestosu, kabul yerinde, yani muhatabın yerleşim yerinin bulunduğu yerde düzenlenir. Kabul etmeme protestosu çekilmesi hamili ödeme için ibraz ve ödememe protestosu çekilmesi zorunluluğundan kurtarır. Protesto ayrı bir varaka olarak noter tarafından düzenlenerek poliçeye eklenir. Protestoyu düzenleyen noter poliçenin bir suretini protesto varakası ile birlikte saklamakla yükümlüdür. Kabul, poliçedeki bedelin bir kısmı için olup da, geri kalan kısım için kabul etmeme protestosu çekilirse, poliçenin bir sureti çıkarılarak protesto bu suret üzerine yazılır. Poliçeyi kabul edecek kişiler birden fazla ise, bunların hepsi hakkında bir tek kabul etmeme protestosu düzenlenebilir. Kabul etmeme protestosu senedin, muhatabın yerleşim yerinde, kabul için ibraz edildiği fakat muhatap tarafından kabul edilmediğinin noter aracılığı ile resmen belirlenmesidir.

Ödememe Protestosu

Ödememe protestosu, ödememe halinin resmen noter aracılığı ile saptanması demektir. Ödememe protestosu, poliçenin ödeme yerinde çekilir. Belli bir günde, keşide tarihinden veya görüldüğünden belli süre sonra vadeli poliçelerde vadeyi izleyen 2 iş gününde, görüldüğünde vadeli poliçelerde ise poliçenin kabule arzı için tanınmış ibraz süresi içinde protesto edilmesi gerektir. İbraz süresi poliçenin düzenlenmesinden itibaren 1 yıldır. Keşideci bu süreyi uzatabilir, kısaltabilir, cirantalar sadece kısaltabilirler.

İhbar

Kabul etmeme ve ödememe protestolarının ilgili kişilere bildirilmesi gerekir. Böylece bu kişiler gerekli önlemleri zamanında alma olanağını bulurlar. Hamil, kendi cirantasına ve keşideciye, durumu 4 iş günü içerisinde ihbar etmekle yükümlüdür. Bu sürenin başlangıcı, protesto keşide edildiği gündür. İhbarı alan cirantalar kendi cirantalarına iki iş günü içinde ihbarı yapan cirantaların ad ve soyadı ile adreslerini göstererek ihbar etmekle yükümlüdürler. Böylece keşideci bir hamilden, bir de lehdardan olmak üzere iki ihbara muhatab olacaktır. İhbar yükümünün yerine getirilmemesi, rücu haklarını düşürmez, fakat ihbarın zamanında veya hiç yapılmamasından doğacak zararlardan poliçe bedelini aşmamak üzere yükümlüyü sorumlu kılar.

Başvurma Hakkının Düşmesi

Hamil, poliçeyi süresi içerisinde ibraz etmez veya süresi içerisinde ödememe protestosu çekmezse, başvurma hakları düşer. Kural olarak kabul etmeme protestosunun çekilmemiş olması başvurma hakkını düşürmez. Fakat kabul için ibraz zorunluluğu varsa, bunu yerine getirmeyen hamil, başvurma hakkını kaybeder. Hamil protestodan bağışıklık kaydını içeren poliçeleri süresinde ödeme için ibraz etmezse, poliçeden doğan rücu haklarını yitirir.

Poliçeden Doğan Talep Haklarında Zaman Aşımı

Kabul etmiş olan muhataba karşı zaman aşımı, vadeden itibaren 3 yıldır. Hamilin cirantalar ile keşideci ve avalistlerine karşı açacağı davalar protestodan, senette protestosuz kaydı var ise vadeden itibaren bir yıl geçmekle zaman aşımına uğrar. Cirantanın diğer bir cirantaya veya keşideciye karşı açacağı davalar ise, 6 ay geçmekle zaman aşımına uğrar. Bu sürenin başlangıcı, ciranta kendisine başvurulduğu zaman ödemede bulunmuş ise ödeme tarihi, dava yolu ile ödemiş ise, davanın açıldığı tarihtir.
Türk hukukunda emre muharrer (yazılı) senet deyimi iki anlama gelmektedir. Bu deyim, kıymetli evrakın el değiştirme şekillerinden birisini gösterdiği gibi, kambiyo senetlerinden özel tip bir kıymetli evrakı da isimlendirmektedir. Uygulamada karışıklığa neden olan bu durumu düzeltmek için, öğretide, kambiyo senetlerinin bir türünü oluşturan senede emre yazılı senet yerine bono denilmiştir. Ticaret Kanunumuz bu senet tipi için her iki deyimi de kabul etmiştir. Bono, ikili bir ilişkiyi gösterir. Bono ile keşideci (borçlu), senet lehdarına (alacaklı) senette gösterilen alacağı vadesinde ödemeyi kabul eder ve yükümlenir. Kıymetli evrak olma niteliği ile bono da özel şekil şartlarına tabidir. Kanunumuz, kambiyo senetlerinden poliçeyi geniş olarak düzenlediği halde, bonoya sadece dört madde ayırmıştır. Poliçe hakkındaki hükümlere yapılan yollamalarla, bu hükümlerin pek çoğu, bononun niteliğine uyduğu oranda bonoya da uygulanır. Bononun niteliğine aykırı düşmemek kaydı ile bonoya uygulanacak poliçe hükümlerini saymıştır. Bugün ülkemizde, uygulamada bono, poliçeden çok daha yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Bonoda Şekil Şartları

Bono veya Emre Yazılı Senet Kelimesi

Senet, Türkçe yazılmışsa, bono veya emre yazılı (muharrer) senet kelimesinin senet tipini gösterir biçimde senet metninin başında yer alması gerektir. Senet Türkçeden başka bir dilde yazılmışsa o dilde bono karşılığının senet metninde yer alması gerektir. Senette hem bono veya emre muharrer senet kelimeleri yok, hem de açıkça devir şekli bakımından emre yazılı olduğu belirtilmemişse, senet hiçbir hüküm ifade etmez.

Kayıtsız ve Şartsız Bir Ödeme Vaadi

Poliçede kayıtsız ve şartsız bir ödeme emri, bir havale vardır. Poliçede meblağ konusunda söylediklerimiz aynen burada da geçerlidir. Sadece poliçedeki ödeme emri yerine burada bir ödeme vaadi vardır.

Vade

Poliçedeki dört çeşit vade burada da vardır. Vadeler hakkında poliçe konusunda verilen açıklamalar aynen burada da geçerlidir.

Ödeme Yeri

Bonoda ödeme yeri gösterilmelidir. Gösterilmemişse, senedin düzenlendiği yer, ödeme yeri sayılır. Düzenlenme yeri de gösterilmemişse, düzenleyenin imzasının yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılır ve dolayısıyla, ödeme yeri de bu yer olur. Böyle bir yer de gösterilmemişse, bono hükümsüzdür.

Kime ve Kimin Emrine Ödenecekse Onun Ad ve Soyadı

Poliçede lehdar konusundaki açıklamalar aynen burada da geçerlidir. Ancak, keşideci bonoyu kendi lehine düzenleyemez. Bir kişinin kendi kendisine borçlanmasının anlamı olamaz.

Senedin Düzenlendiği Gün ve Yer

Senedin düzenlenme tarihi esaslı bir şekil şartıdır. Bu tarih konulmamışsa bono batıldır. Bonoda düzenlenme yeri gösterilmemişse, keşidecinin ad ve soyadının yanındaki yer düzenlenme yeri sayılır. Öyle bir yer gösterilmemişse bono hükümsüzdür.

Bonoyu Düzenleyenin İmzası

Poliçede bu konuda yapılan açıklamalar aynen burada da geçerlidir. Bonoyu düzenleyen ve imza eden kişi kabul etmiş muhatap gibi sorumludur.
Kambiyo senetlerinin üçüncüsü çektir. Çekte de üçlü bir ilişki vardır. Çek çeken (keşideci), muhataba (Türk hukukunda daima bir bankadır) senette yazılı meblağın, ismen gösterilmesi zorunlu bulunmayan bir kişiye ödemesini emreder.

Çek Çekme Koşulları

Türk hukukunda çek ancak bir banka üzerine çekilebilir. Bankadan başka kişi üzerine çek çekilemez. Bununla beraber, bankadan başka bir kişi üzerine çek çekilirse, bu hükümsüz değildir, havale hükmündedir. Herkes bir banka üzerine çek çekemez. Çek çekebilmek için iki koşulun gerçekleşmiş olması gerekir.

Anlaşma

İlk koşul, muhatap banka ile çek çekecek kişi arasında, çek çekilmesi hususunda bir anlaşma olmasıdır. Bankanın bir kişiye çek karnesi vermesi halinde bu anlaşma var sayılır. 4814 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerle, bankalara, müşterilerine çek hesabı açarken ve çekin karşılıksız çıkması halinde bazı görev ve yükümlülükler getirilmiştir. 3167 sayılı Kanunun, 4814 sayılı Kanunla değişik 2. maddesine göre, bankalar,“çek hesabı açtırmak isteyenin yasaklılık ve engel durumu bulunup bulunmadığını, T.C.Merkez Bankasına 9. maddeye göre bankalara yapılan duyurular çerçevesinde, her birinin kendi nezdinde oluşturduğu kayıtlardan araştırırlar; ayrıca bu kişinin ekonomik ve sosyal durumu gibi hususların belirlenmesinde gerekli basiret ve özeni gösterirler.” Keza bankalar çek karnelerini T.C. Merkez Bankasınca Resmi Gazetede yayınlanacak tebliğe göre düzenleyeceklerdir. Ayrıca çek defterlerinin her yaprağına çek hesabının bulunduğu şubenin adı, hesap numarası ve hesap sahibinin vergi kimlik numarasını yazdıracaklardır. Bankalar çek hesabı açtıranların açık kimlik ve adreslerini saptamak için fotoğraflı nüfus cüzdanı örnekleri ile yerleşim yeri belgelerini, tacir olanların ayrıca ticaret sicil kayıtlarını alarak; bunların açık kimliklerini, adreslerini, vergi kimlik numaralarını ve çek hesabının kapatılma hallerini 15 gün içinde T.C. Merkez Bankasına bildirmek ve bunlara ilişkin belgeleri hesapların kapatılmalarını izleyen beşinci yılın sonuna kadar saklamak zorundadırlar. Muhatap banka, süresi içinde ibraz edilen çekin karşılığının bulunmaması halinde, her çek yaprağı için 410 Türk Lirasına tamamlayacak biçimde ödeme yapmakla yükümlüdür. Bu husus, hesap sahibi ile muhatap banka arasında çek defterinin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir gayri nakdi kredi sözleşmesi hükmündedir. Ayrıca Kanunun çeşitli maddeleri ile öngörülen diğer bazı yükümlülükleri yerine getirmeyen bankalar hakkında ağır para cezası getirilmiştir.

Karşılık

İkinci koşul, çek çeken kişinin muhatap banka nezdinde, üzerinde tasarruf edebileceği bir karşılık (provizyon) olmasıdır. Bu, mutlaka muhataba yatırılmış bir meblağ olmayabilir. Muhatap bankanın çek çekecek kişiye tanıdığı kredi sınırı da geçerli karşılığı oluşturur. Başka deyimle, çekin mutlak alacaklı hesap üzerine çekilmesi zorunu yoktur. Taraflar anlaşma ile çekin borçlu hesap üzerine çekilmesinde anlaşabilirler. Bu takdirde, kredi limitine kadar çek keşide edilmesi halinde, çekilen çekin karşılığı (provizyonu) vardır.

Karşılıksız Çek

Çekin ibrazında karşılığının tamamen ödenmemesi veya çek hamili tarafından kısmi ödemenin kabul edilmemesi halinde, ibraz tarihi ile ödememe nedeni çekin üzerine yazılır ve çek, imzası alınarak hamile geri verilir. Çekte yazılı keşide gününe göre hesaplanacak ibraz süresinin bitim tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde çekin karşılıksız kalan kısmını yüzde 10 tazminatı ve gecikme faizi ile birlikte ödemek suretiyle düzeltme hakkını kullanan, çek keşide etmek hakkını yeniden kazanır. Bu sürenin düzeltme hakkı kullanılmaksızın dolması halinde; hamilin, çeki elinde bulundurmaları koşulu ile ödemede bulunan cirantanın veya ödemede bulunan bankanın şikayet hakkı doğar. Şikayet üzerine yapılan yargılama sonucunda, yeterli karşılığı bulunmaması nedeniyle kısmen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden hesap sahipleri veya yetkili temsilcileri, kanunların ayrıca suç saydığı haller saklı kalmak üzere, çek bedeli tutarı kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Ancak verilecek para cezası seksen milyar liradan fazla olamaz. Bu suçun tekrarı halinde 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilir. Dava açıldıktan sonra çek tutarı, tazminat ve gecikme faizi ödenmesi hallerinde dava düşmekte; hüküm kesinleştikten sonra söz konusu ödemenin yapılması halinde ise hüküm ortadan kalkmaktadır.

Çekte Şekil Şartları

Çek Kelimesi

Çek Türkçe yazılmış ise çek kelimesi, bir başka dille yazılmış ise o dilde çek kelimesinin karşılığı metninde yer almalıdır.

Kayıtsız ve Şartsız Belli Bir Meblağın Ödenmesi Emri

Çekte, poliçede olduğu gibi, kayıtsız ve şartsız belli bir meblağın ödenmesi emri (havalesi) bulunmalıdır. Çekte birden fazla meblağ varsa, durum poliçede olduğu gibi değerlendirilir. Çekte faiz şart edilemez, edilmişse çek geçerlidir, faiz yazılmamış sayılır.

Ödeyecek Kimsenin Ad ve Soyadı

Kanun burada hatalı olarak ödeyecek kimsenin ad ve soyadından söz etmektedir. Zira Türk hukukunda çek ancak bir banka üzerine çekilebilir. Hukukumuzda bankalar tüzel kişiliğe sahiptir ve ancak anonim ortaklık şeklinde kurulabilir. Bu nedenle kanunda, çeki ödeyecek bankanın unvanı denmeli idi. Bununla beraber, bugünkü hali ile de hüküm bu anlamda anlaşılmaktadır.

Ödeme Yeri

Çekte ödeme yerinin gösterilmesi zorunlu değildir. Gösterilmediği takdirde muhatabın adının yanında gösterilen yer ödeme yeri sayılır. Burada birden fazla yer gösterilmişse, ilk gösterilen yerde ödenir. Hiçbir yer gösterilmemişse, bu durumda muhatap banka olduğundan, bu bankanın merkezi üzerine çek çekilmiş ve ödeme yeri banka merkezinin bulunduğu yer sayılır. Bankaların çek karnelerinin her yaprağına çekle işleyen hesabın bulunduğu şubenin adını ve keşidecinin hesap numarasını yazmaya zorunlu olduklarını emrettiği için, bugün ödeme yerinin çekte gösterilmesi zorunludur.

Keşide Tarihi ve Yeri

Keşide tarihi çekte esaslı şekil şartıdır. Keşide tarihi konulmamış ise çek geçerli değildir. Keşide yeri gösterilmemişse, keşidecinin ad veya unvanının yanında gösterilen yer keşide yeri sayılır. Burada da bir yer gösterilmemişse, senet çek olarak geçerli olmaz.

Keşidecinin İmzası

Poliçelerde imzalara ilişkin hükümler aynen çeklere de uygulanır.

Vade ve İbraz Süreleri

Vade

Çekte bir tek tip vade vardır: Çek görüldüğünde ödenir. Başka bir tip vade konulamaz, konulursa çek geçerlidir, vade yazılmamış sayılır. Kambiyo senetlerinde, vade yazılı olmazsa, görüldüğünde vadeli oldukları anlaşılacağı için, çeke hiç vade konulmasa da geçerlidir, çek görüldüğünde ödenir. Çeke birden fazla, birbirini izleyen vade konulsa da durum değişmez, çek görüldüğünde ödenir. Burada bir nokta üzerinde de durmak gerekir. Uygulamada, gerçek düzenleme gününden ileri tarihli bir çek keşide ederek, adeta vadeli çek yaratılmaktadır. Örneğin 1.4.2002'de düzenlenen bir çeke keşide tarihi olarak 30.6.2002 tarihi konulmakta ve böylece vadeli çek yapılmak istenmektedir. Diğer şekil şartları tamam olmak koşulu ile böyle bir ileri tarihli çek, düzenlenme tarihi açısından da geçerlidir. Çünkü çekte şekil şartı olarak keşide tarihinin ve yerinin gösterilmesini aramıştır. Bunların şekli olarak yerine getirilmesi yeterli olup, gerçeği yansıtıp yansıtmamalarının bir önemi yoktur. Ancak, çekte herhangi bir vade olamayacağından, bu hükmü dolanmayı kanunumuz önlemiş ve “keşide günü olarak gösterilen günden önce ödemek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir” hükmünü getirmiştir.

İbraz Süreleri

Poliçe ve bonodan farklı olarak çek tedavül değil, ödeme aracıdır. Bu nedenle de, ibraz süreleri çok kısa olarak düzenlenmiştir. Gerçekten çekte ibraz süreleri şöyledir:
“Bir çek keşide edildiği yerde ödenecekse 10 gün, keşide edildiği yerden başka bir yerde ödenecekse bir ay içinde muhataba ibraz edilmelidir. Ödeneceği memleketten başka bir memlekette keşide edilen çek, keşide yeri ile ödeme yeri aynı kıtada ise bir ay ve ayrı kıtalarda ise 3 ay içerisinde muhataba ibraz edilmelidir. Bu bakımdan bir Avrupa memleketinde çekilip de Akdenizde sahili bulunan bir memlekette ödenecek olan ve bilmukabele Akdenizde sahili olan bir memlekette çekilip bir Avrupa memleketinde ödenmesi lazım gelen çekler aynı kıtada keşide edilmiş ve ödenmesi şart kılınmış sayılır. Yukarıda yazılı müddetler, çekte keşide günü olarak gösterilen tarihten itibaren işlemeye başlar”.
Bu hükme göre, çekte üç tip ibraz süresi vardır:
·          Çek keşide edildiği yerde ödenecekse, ibraz süresi 10 gündür.
·          Çek, keşide edildiği yerden başka bir yerde veya aynı kıtada fakat başka bir ülkede ödenecekse, ibraz süresi bir aydır. Avrupa ve Akdeniz ülkeleri aynı kıta ülkeleri sayılır.
·          Ayrı kıtalarda düzenlenip ödenecek olan çeklerde ibraz süresi 3 aydır.

Çekte Lehdar

Çekde lehdarın gösterilmesi zorunlu değildir. Çek hamile düzenlenebilir. Kambiyo senetleri içinde sadece çek hamile düzenlenebilir. Çek istenirse emre veya nama yazılı da düzenlenebilir.

Çekin Devri

Çekin devri, çekin el değiştirme şekline göre değişir. Çek, nama düzenlenmişse devri, devir beyanı ve teslim; emre düzenlenmişse, ciro ve teslim; hamile düzenlenmiş ise sadece teslim ile olur. Emre yazılı çek ciro edildiği zaman ciro, poliçedeki cironun bütün hükümlerini doğurur. Çek, rehin cirosu ile devredilemez, ibraz süresinin kısalığı rehin sözleşmesinin düzenlenmesine engeldir. Ciro hakkında poliçe konusunda yapılan açıklamalar burada da aynen geçerlidir. Hamile yazılı bir çek ciro edilmiş ise, çeki ciro eden kişi, çek bedelinin muhatap tarafından ödeneceğini temin etmiş demektir. Başka bir deyişle, hamile yazılı çekte ciro sadece teminat işlevini yerine getirir .

Çekte Ödeme

Çek görüldüğünde ödeneceğinden, kabul söz konusu değildir. Çek ödenmek için muhataba ibraz süresi içerisinde ibraz edilmelidir. Çeklerin ibrazı ancak iş günlerinde ve iş saatlerinde yapılır. İbraz süresinin son günü tatile geliyorsa ibraz süresi tatili izleyen ilk iş günü mesai saatinin bitimine kadar uzar. İbraz süresi geçmiş olsa dahi, keşideci çekten caymamış ise, muhatap çeki ödeyebilir. Çizgili çekte ödeme ancak bir bankaya yapılabilir. Hususi çizgili çek söz konusu ise, yani çek üzerine çizilmiş iki çizginin arasında bir banka adı yazılı ise, ödeme ancak o bankaya yapılır. Çekin yanlışlıkla herhangi bir kişiye ödenmesini önlemek ve güvenliğini artırmak için yaratılan yöntemlerden biri çizgili çek kullanılmasıdır. Çizgili çek, muhatap banka tarafından ancak bir bankaya veya muhatabın bir müşterisine ödenir. Çekin çizilmesi senedin önyüzüne birbirine paralel iki çizgi çekmek suretiyle olur. İki çizgi arasına hiçbir işaret konmamış veya banka kelimesi ya da benzer bir kelime yazılmamışsa genel çizgili çekten söz edilir. İki çizgi arasına belirli bir bankanın ismi yazılmışsa, çek özel çizgili çek halini alır. Keşideci, çekin kendisinin veya bir üçüncü kişinin elinden rızası dışında çıktığı iddiasında ise muhatabın çeki ödemesini önleyebilir. Aksi halde, ancak ibraz süreleri geçtikten sonra çekten cayılabilir. Çek tedavüle konulduktan sonra, keşidecinin durumunda değişiklik olsa, Örneğinkeşideci ölse, iflas etse, fiil ehliyetini kaybetse bile çekin geçerliği etkilenmez. Muhatap, cirosu olanaklı bir çeki öderken, ciro silsilesinin düzgünlüğünü incelemekle yükümlü olmakla beraber imzaların doğruluğunu incelemekle yükümlü değildir.

Ödemeden Kaçınma Halinde Hamilin Başvurma Hakları

Çek hamili, ibraz süresi içerisinde çeki muhataba ibraz ederek ödeme istemelidir. Bu süre içerisinde başvurulmazsa, rücu hakları düşer. Ayrıca, hamil muhataba başvurduğu an ödeme yapılamazsa, bunu tespit ettirmelidir. Aksi halde rücu hakları yine düşer. Ödeme için muhataba ibraz, ibraz süresinin son günü yapılmışsa, protesto veya tespit ertesi gün de yapılabilir.
Bono ve poliçeden farklı olarak, çekte ödememe üç türlü saptanabilir.
·          Noter aracılığı ile,
·          Muhatabın çek üzerine yazılı ve imzalı beyanı ile,
·          Bir takas odasının aynı nitelikteki beyanı ile.
Başvurma hakkının kapsamı şu şekilde saptanmıştır:
·          Çekin ödenmemiş bedeli,
·          İbraz gününden itibaren kanuni faiz,
·          Protesto, ihbar ve sair giderler,
·          Çek bedelinin binde üçünü aşmamak üzere komisyon.

Çekte Zaman Aşımı

Çekten doğan davalarda çok kısa zaman aşımı süreleri öngörmüştür.
Bu maddeye göre:
·          Hamilin açacağı davalar ibraz süresinin bitiminden itibaren,
·          Sorumlulardan birisinin, kendisine karşı sorumlu olanlara karşı açacağı davalar ise, çeki isteyerek ödediği veya çek bedelinin kendisinden dava yolu ile talep edildiği tarihten itibaren 6 ay geçmekle zaman aşımına uğrar.

Poliçe Hükümlerine Yapılan Yollamalar

Çekin bir kambiyo senedi olması nedeniyle poliçe hükümleri, çekin niteliğine aykırı olmadığı oranda çeke de uygulanır.

2 yorum:

  1. Gezi gerzekliği18 Eylül 2013 06:51

    Gezinin vaat ettiği kimlik fos çıktı. Bir furya gibi geldi geçti. Ülkede saflar sıkılaştı gençler vatanın önemini anladı. Teşekkürler gezi.

    YanıtlaSil
  2. Gezi gerzekliği18 Eylül 2013 06:51

    Gezinin vaat ettiği kimlik fos çıktı. Bir furya gibi geldi geçti. Ülkede saflar sıkılaştı gençler vatanın önemini anladı. Teşekkürler gezi.

    YanıtlaSil

Yorumlarınız bizim için önemlidir. Konu hakkında sormak istediklerinizi yazabilirsiniz.